Vitrindeki Ayakkabılara Hayran Kalıyor, Ama Mağazaya Asla Girmiyor.

Kimse adını bilmiyordu.
Dokuz yaşında, zayıf bir çocuktu, üstündeki tişört hafif yırtıktı.
Her öğleden sonra, okul çıkışında mahallenin ayakkabıcısının önünden geçerdi.
Orada durur, vitrinde asılı duran kırmızı spor ayakkabıları sessizce izlerdi.
Camı ellemeye cesaret edemezdi.
Ses bile çıkarmazdı.
Sadece bakar, öylece kalırdı.

Bir gün, dükkânın sahibi Hüseyin Bey, çıkıp ona sordu:
“Bunları beğendin mi?”

Çocuk gözlerini yere indirdi ve yavaşça,
“Hayır efendim… sadece hatırlıyorum,” dedi.

Hüseyin Bey anlamamıştı. Çocuk açıkladı:
“Ablamınkilerin aynısıydı. Ama o artık yok… ve unutmak istemiyorum nasıl göründüklerini.”

Hüseyin Bey’in sesi titredi. Sustu.
O akşam, ayakkabıları bir kutuya koyup çocuğa verdi. Ama sıradan bir hediye değildi.

“Bunları her giydiğinde hatırla,” dedi. “Kardeşler, ayaklarındakilerle değil… kalplerinde bıraktıklarıyla hatırlanır.”

Çocuk ayakkabıları evine götürdü ama hemen giymedi.
Onları ablasının fotoğrafının yanına, köşeye koydu.
Artık her akşam vitrine değil, o kutuya bakıyordu.

Ve nihayet giydiğinde, koşmak ya da oynamak için değildi.
Ablasıyla oturdukları parktaki aynı banka gidip oturmak… ve gülümsemek içindi.

Çünkü bazen eşyalar sadece eşya değildir.
Köprülerdir.
Bırakmamanın yoludur.
Veda etmeden sevmeye devam etmenin bir şeklidir.

Rate article
Lifequest
Vitrindeki Ayakkabılara Hayran Kalıyor, Ama Mağazaya Asla Girmiyor.