AŞKLA KORUNAN

KORUNAN AŞK
Kira ve Gleb’in buluşması gökyüzünde yazılmıştı.
…Gleb, babasını hiç görmemişti. Annesi ve büyükannesi tarafından büyütülmüştü. Küçükken babasını sorduğunda, annesi belli belirsiz şeyler mırıldanırdı: “Baban jeolog, değerli madenlerin peşinde.” Bir gün, öfkeyle, “Gleb’im, senin hiç baban olmadı!” diye çıkışmıştı.

Çocuk aklıyla bu sözlere inanmıştı. Ama büyüdükçe gerçeği öğrenmek istedi. Sonuçta, kendisi havadan gelmemişti! Meğerse annesi gençken bir iş seyahatine gitmiş, döndüğünde Gleb’e hamileymiş. Bunu büyükannesi fısıldamıştı, gizlice.

Gleb, sırrı öğrenince rahatlamıştı. En azından lahananın içinden çıkmamıştı. Bir gün mutlaka babasını bulacaktı. İstese de, istemese de. “Sonuçta ben onun oğluyum, rastgele biri değil!” Aynı zamanda, kendi kendine söz verdi: “Gerçek bir ailem olacak. Bir eş, çocuklar… Hem de tek eş, bir sürü çocuk.”

…Kira da babasının sevgisini hiç tatmamıştı. Annesi, Kira daha iki yaşına bile basmadan ondan ayrılmıştı. Yerine bir üvey baba gelmişti. Kötü biri değildi ama… Üvey babanın ilk evliliğinden olan çocuklarını Kira’ya örnek göstermesi canını sıkıyordu. Kısacası, Kira’nın tek dayanağı annesiydi.

Büyüdüğünde, kendi kendine karar verdi: “Eğer evleneceksem, bir kere ve ömür boyu! Öyle birini bulabilsem…”

Ve buldu.

…Noel arifesiydi. Ocak ayı, dondurucu bir akşam… Kitapçıda sıra bekliyorlardı. İkisinin de elinde birer Nazım Hikmet kitabı vardı. Bakışları tesadüfen kesişti. Ve Gleb atak yaptı. Kira’ya iltifatlar yağdırdı, nazikçe sorular sordu. Onu bırakamazdı. Bu kız, kesinlikle onun eşi olmalıydı!

Kira ise hiç naz yapmıyordu. Bu heyecanlı gençle yan yana olmak ona huzur veriyordu. Sanki yüz yıldır tanıyordu onu.

Ama Kira terbiyeli bir aileden geliyordu. Bir kızın orada burada tanımadığı biriyle konuşması yakışık almazdı. Gleb, bu alçakgönüllülüğü takdir etti ve telefonlarını değiştirmeyi önerdi. Kira, Gleb’in numarasını aldı ama kendininkini vermedi. “Bayramdan sonra ararım,” dedi belirsizce.

Gleb, bu ilahi hediyeyi kaçırmak istemiyordu. Ayrıldılar ama Gleb gizlice Kira’yı takip etti ve nerede yaşadığını öğrendi.

Tatil boyunca Gleb yedi kat göğe çıkmıştı. “Leyla”sını bulmuştu ve onu sonsuza dek sevecekti.

Ama bayramlar geçti, “Leyla”sı aramadı. Gleb endişelenip harekete geçti. Kitapçıdan aldığı Nazım Hikmet kitabını Kira’nın posta kutusuna bıraktı. Acaba kimden olduğunu anlar mıydı?

Kira aynı akşam telefon etti: “Merhaba, Gleb! Neden aramadın? Seni bekledim!”

“Kira’m, senin numaran yok ki bende. Çoktan arardım. Kitapçıda vermeye çekindin galiba?” Gleb’in yüzü mutluluktan parlıyordu.

“Ama beni buldun işte!” diye diretti Kira.

“Tipik kadın mantığı,” diye düşündü Gleb. Ama içi rahattı. Demek Kira da ona kayıtsız değildi!

Beklemeden nikâh kıydılar. Nasıl olmasınlardı ki? Ortak noktaları çoktu: Bir, tertemiz bir aşk; iki, Allah ne verdiyse o kadar çocuk yapma arzusu; üç, Nazım Hikmet tutkusu.

Güçlü bir temel üzerine kurmuşlardı evliliklerini.

Kira üniversitede Türkçe öğretiyordu, Gleb ise başarılı bir yazılımcıydı.

Zamanla aile büyüdü: Önce Elif, iki yıl sonra Can dünyaya geldi. Her şey yolunda gidiyordu.

Gleb babasını aramaktan vazgeçmedi. İnternet sayesinde onlarca soyadı arasından babasını buldu. Başkentte yaşıyormuş. Gleb’i davet etti.

Buluşma duygusal geçti. Babasının başka bir ailesi vardı ama Gleb’i hiç unutmamıştı. “Güzel, oğlum, beni buldun. Artık görüşürüz,” diyerek sarıldı ona.

Gleb gururla ailesini anlattı. “Bak baba, iki torunun oldu bile. Daha da olacak…”

Babası tıp profesörüydü.

Eve döndüğünde Gleb’in içi huzur doluydu. Babasını çok sevmişti. Samimi, içten bir adamdı.

Tabii ailevi sorumluluklar yüzünden babasıyla sık görüşemiyordu. Zamanla ilişkileri koptu.

Elif ve Can büyürken, Kira doktora yapmaya karar verdi. Annesi ve büyükannesi felsefe doktoruydu. Geri kalmak istemiyordu.

Konu olarak Nazım Hikmet’i seçmişti. İki çocuk annesi, titizlikle hazırlanıyordu.

Gleb eşini destekledi, ev işlerine yardım etti. Üç yıl boyunca Kira tezine odaklandı. Bu sırada Elif ve Can’a bir kardeş geldi: Merve.

Tez savunmasını ertelemek zorunda kaldı.

Merve anaokuluna başladığında, Kira çalışmalarına geri döndü. Neredeyse bitirmek üzereydi ki…

Gleb aniden hastalandı. Teşhis konulamayan bir şeydi, ama hayatını tehdit ediyordu. Doktorlar çaresizdi. Gleb eriyordu. Tedaviler işe yaramadı. Kira’ya üstü kapalı, “Ümit yok,” dendi. Gleb daha kırkındaydı!

Kira’nın çektiği acı tarifsizdi. Gleb ise durumunun farkındaydı: “Üzgünüm, Kira. Çocukları tek başına büyütmek zorunda kalacaksın…”

Kira, gizlice ağlıyordu.Ve bir gün, Merve’nin ilk okul mezuniyetinde, Gleb sahnede gururla ayakta duruyordu, çünkü hayat onu Kira’nın inancı ve sevgisi sayesinde bir kez daha şanslı kılmıştı.

Rate article
Lifequest
AŞKLA KORUNAN