KENDİNİ YÖNETEN ERKEK

Bugün kayınbabamı ziyarete gittik. Şehirden yaklaşık yüz kilometre uzakta, doğup büyüdüğü köy evindeydi. On yedi yaşında cepheye kaçtığı, kırk beşinde ise sağ kolundaki kesikle döndüğü o ev…

“Ali yok! Odun almaya gitti!” diye bizi üzüntüyle karşıladı teyze Emine, onun eşi. “Yandaki köyden kulübeyi yıkıyorlar. Evin tahtalarını dağıttılar!”

Kayınbabam neredeyse seksenine basmıştı. Ama hâlâ dik duran, sağlam bir adamdı. Bugünkülerle kıyaslanamazdı.

“Köy uzak mı?” diye sorduk Emine Teyze’ye.

“Yok canım!” diye el salladı. “Beş kilometre falandır!”

Eşimle şaşkınlıkla birbirimize baktık.

Bir süre sonra “geldi.” Taşıtı, yetmişlerden kalma eski bir bebek arabasıydı, sepeti yoktu, üstüne yığılmış tahtalar yüzünden yana yatmıştı. Omzuna çapraz bağladığı kayışları çözerek bıraktı yükünü.

“İşte!” diye gururla gösterdi beklenmedik ganimetini. “Birkaç sefer daha yaparsam kışa yeter!”

“Nasıl keseceksiniz, Ali Bey?” diye sordum, tahtaları istiflemesine yardım ederken.

“Şuradaki testere tezgâhı!”

Bana tek eliyle yaptığı hantal tezgâhı gösterdi, üstünde tahta kesmek için çeşitli aletler vardı. En üstte paslı, metal saplı eski bir testere duruyordu. Tıpkı babamınkine benziyordu. İlk tahtalarımı onunla kesmeyi öğrenmiştim.

Yüreğim sızladı. Yardım etmek istedim. Arabamla gidip tahtaları taşıyabilirdim ya da bir ekip tutabilirdim.

“Bir yardımım dokunur mu, Ali Bey?” diye sordum.

Ama dinlemedi bile. Tek eliyle beni durdurdu ve kayışlarını yeniden omzuna geçirdi.

“Kamyonlar ancak engel olur! Kenara öyle yanaşıyorlar ki, neredeyse çarpacaklar!” diye söylendi.

Gerçekten de çoktu arabalar. Uzun, devasa kamyonlar, küçük köyün yanından hızla geçip gidiyordu. Ana yol, İstanbul’a uzanıyordu…

“Emine! Gidiyorum!” diye bağırdı karısına. O da uğurlamak için çıktı ve kayınbabam avludan çıkarken gururla mırıldandı:

“Aile reisi!”

Yaptıklarının anlamı ancak o zaman içime işledi. Gerçekten yardıma ihtiyacı yoktu.

Yaşadığı tek şey, “adam” olduğunu hissetmekti. Sadece bir erkek değil, gerçek bir Anadolu delikanlısı. Oysa ömrü boyunca bir üniversitede dekanlık yapmıştı.

Uzaklara baktım, kenarda yalnız yürüyen yaşlı bir adam gördüm. Arkasında eski bir bebek arabası, önünde çamaşır ipleriyle bağlanmış kayışlar… O arabada bir zamanlar eşim bebekmiş. Bana halat çeken kayıkçıları hatırlattı. Ama onun yerinde dev kamyonlar vardı, dumanı ve pisliği üstüne savurarak geçiyorlardı…

Dayanamadım, oğlumla bir hırdavatçıya gittik. Tezgâhının üstüne, kılıfında yepyeni bir İsveç testeresi bıraktık.

Beş yıl sonra onu yanımıza aldık. Konforlu evimizde altı ay bile dayanamadı…

Cenazesinden sonra, taziyede, hediye ettiğimiz testereyi hiç kullanılmamış halde, vitrinin üstünde buldum. Köylüler Ali Bey için şöyle dedi:

“Saklarmış! Elinden her iş gelirdi!”

“Evet,” diye başımı salladım. “Öyle bir adamdı. Artık öylelerini yapmıyorlar…”

İnsan bazen yardım etmek isterken, asıl ihtiyacın gurur olduğunu unutuyor. Ali Bey bana bunu öğretti.

Rate article
Lifequest
KENDİNİ YÖNETEN ERKEK