Aylin, bu ne saçmalık?” diye bağırdı Cem, kağıdı masaya fırlatarak yumruğunu sertçe vurdu. “Hangi DNA testi? Delirdin mi sen?”
“Bağırma bana!” Aylin kanepeden fırladı, gözleri öfkeyle yanıyordu. “Gerçeği bilmek hakkım! Leyla her geçen gün sana daha az benziyor, sen de bunu görüyorsun!”
“O benim kızım!” diye gürledi Cem. “Bizim kızımız! Bir daha bu lanet testten bahsedersen…”
“Ne yapacaksın?” meydan okurcasına beline kollarını dayadı Aylin. “Kovacak mısın beni? Hadi kov o zaman! Önce bu evde kimin kızının büyüdüğünü öğrenelim!”
Cem ağırca bir sandalyeye çöküp ellerini yüzünde gezdi. Ailelerinde hiç bu boyutta kavga olmamıştı. En zor zamanlarda bile suçlamalara düşmezlerdi.
“Aylin, senin neyin var?” diye yorgun sordu. “Bu saçma düşünceler nereden çıktı? Leyla hastanede doğdu, onu benim elimle taburcu ettiler. Unuttun mu sen?”
“Hatırlıyorum,” diye dişlerini sıktı eşi. “Ama şüpheler bitmiyor.”
Aylin vitrine yürüyüp aile fotoğraflarını çıkardı. Masanın üzerine Cem’in önüne serdi.
“Bak,” diye dokundu parmağıyla. “Leyla bir yaşında. Sarı bukleler, mavi gözler. Üç yaşında. Hiç değişmemiş. Şimdi on beşinde. Kumral düz saçlar, ela gözler. Nasıl mümkün bu?”
“Çocuklar büyür, değişir,” diye karşı çıkmaya çalıştı Cem. “Ergenlik çağında, hormonlar…”
“Hormonlar göz rengini değiştirmez!” diye sözünü kesti Aylin. “Beyaz saçı kumrala dönüştürmez! Peki boy? On beş yaşında, benden bir baş uzun! Biz orta boylu insanlarız, bu boy nereden?”
Cem sessizce fotoğrafları inceledi. Değişim gerçekten çarpıcıydı. Sarışın kız çocuğu, doğulu çehreli uzun boylu bir gence dönüşmüştü.
“Belki babaannesine çekmiştir,” diye tereddütle öne sürdü. “Genetik karmaşıktır.”
“Hangi babaannesine?” diye isyan etti Aylin. “Benimkiler sarışın, seninkiler öyle. Bu doğulu görünüm nereden?”
Odaya Leyla girdi. Uzun boylu, ince yapılı, ela gözlü bir kız. Güzeldi ama ebeveynlerine benzemiyordu.
“Neden bağırıyorsunuz?” diye sordu, babasına sonra annesine bakarak. “Komşular şikayet edecek.”
“Önemli değil kızım,” diye aceleyle yanıtladı Cem. “Annen biraz gergin.”
“Neden?” diye sordu Leyla, kanepede bacaklarını kendine çekerek. “Yine işten mi?”
Aylin dikkatle kızını süzdü. Sakindi, akıllıydı; kendisine hiç benzemiyordu. Hem görüntü hem ruh olarak uzaktı.
“Leyla, dürüstçe söyle,” diye ani bir soru attı Aylin. “Hiç merak ettin mi, neden bize benzemediğini?”
“Aylin!” diye protesto etti Cem.
“Ne oldu Aylin?” diye döndü ona. “Cevap versin. Bu onu da ilgilendirir.”
Leyla omuz silkti.
“Bilmem. Hiç
Bir yıl sonra, Antalya’nın huzurlu akşamında mutfak penceresinden içeri vuran altın rengi gün batımını seyrederken, Hakan’ın sessizce Gamze’nin elini tutması ve Nil’in gülümseyerek kahveleri getirmesi -artık hiçbir sırın, hiçbir genetik raporun parçalayamayacağı bir aile bağının sessiz zafer ilanıydı; çünkü cevaplar koca bir ömür boyu birbirlerine gösterdikleri sevgide saklıydı, kan değil, gözyaşları ve sabırla örülen bu bağın içinde.




