Teşekkür bile etmedin!

“Ah, teşekkür bile etmedin.”
“Anne, yine mi başlıyorsun!” diye asabiyetle karşılık verdi Ahmet, gözlerini telefonundan kaldırmadan. “Meşgulüm dedim ya!”
“Meşgulmüş!” Ayşe Hanım ıslak bezini masaya çarptı. “Kırkını devirmek üzeresin, hâlâ okul çocuğu gibisin! Ahmet, rica ediyorum, büyükannene git. Dün aradı, kendini kötü hissediyormuş.”
“Anne, bir saat sonra toplantım var! Önemli bir toplantı!” Ahmet nihayet ekrandan başını kaldırıp annesine baktı. “Sonra giderim, akşam veya yarın.”
“Yarın, öbür gün…” Ayşe Hanım oğlunun karşısındaki sandalyeye oturdu, yorgunca iç çekti. “Büyükannen seksen üç yıllık ömür, sen hâlâ onu ziyaret etmemek için bahane buluyorsun.”
“O ezberi boz!” Ahmet ayağa fırladı, telefonunu cebine tıkıştırdı. “Çalışıyorum, anlıyor musun? Para kazanıyorum! Bazıları gibi sızlanmakla vakit geçirmiyorum!”
Ayşe Hanım, oğlunun kabalığıyla irkildi ama sesini çıkarmadı. Böyle konuşmalara alışıktı. Ahmet hep sertti, hele ailevi sorumluluklar konu olunca.
“Peki,” diye fısıldadı. “Ben giderim o zaman. Sıkıntı şu; araba serviste, otobüsle bir yolu iki saat sürüyor…”
“Ne olmuş?” Ahmet montunu giyiyordu. “Otobüsle git işte, önemli değil. Veya taksi çağır!”
“Oğlum, taksi pahalı. Emekli maaşı az, biliyorsun.”
“Biliyorum, biliyorum!” Ahmet kapıdaydı. “Dinle anne, sonra konuşalım, olur mu? Gerçekten acil işim var!”
Kapı çarpıldı. Ayşe Hanım mutfakta, oğlu için pişirdiği mercimek çorbasının kokusunun sardığı ortamda yalnız kaldı. Ahmet yemeğe bile dokunmamıştı.
Pencereye yürüdü, oğlunun yepyeni, pahalı arabasına binişini izledi. Ahmet bu arabayla övünürdü. Ama büyükannesini götürmeye vakit yoktu.
Cüzdanını çıkardı, paraları saydı. Büyükannene taksiyle gitmek gerçekten külfetliydi. Otobüsle gitmek zorundaydı.
Hanım, kaynanasına götüreceği paketlerle çantasını aldı, başını eşarp edasıyla sımsıkı bağladı. Otobüs durağı on beş dakikalık yürüyüş mesafesindeydi. Aheste adımlarla ilerledi, nefesini düzeltmek için ara sıra durdu. Son zamanlarda kalbi sık sık sıkışıyordu ama doktora gitmemişti. Vaktini ayıramamış, bir de paraları kıymetliydi.
Durakta yarım saat beklemek zorunda kaldı. Gelen otobüs tıklım tıklımdı, Ayşe Hanım zar zor içeri sızdı. Yol uzundu, aktarmalıydı. Gençler kulaklıklarında, telefonlarına gömülmüş oturuyordu. Yaşlı kadına kimse yer vermedi.
Nihayet Ahmet’in büyükannesi Fatma Nine’nin yaşadığı Polatlı’nın kıyısındaki evine vardı. Bahçesi otlar içindeki cumbalı eski bir evdi. Bahçe kapısını açtı, taşlı yoldan kapıya ulaştı.
“Büyük anneciğim!” diye seslendi kapıyı çalarak. “Ben geldim, Ayşe!”
Kapı hemen açılmadı. Fatma Nine, bastonuna yaslanarak eşikte belirince, Ayşe Hanım içi burkuldu. Önceki buluşmalarından beri iyice zayıflamıştı.
“Ayşecim!” diye neşelendi yaşlı kadın. “Geldiğine ne kadar sevindim! Gir içeri!”
“Nasılsın, anneciğim?” Ayşe Hanım kaynanasını kucaklayıp yanağından öptü. “Çok zayıflamışsın.”
“Eyvah, ne işler… Allah’tan beyazıt’ı anlamışsın. İştahım kalmadı. Uykularım da kaçtı. Sürekli bir ağrı, sızı…”
“Doktora gittin mi?”
“Gittim,
İbrahim, içten içe utançla, büyükannesi Cemile’nin ellerine parayla değil, o çocukken ona verdiği küçük bir şükran nişanesi olan ve onun hep sakladığı eski bir bozuk lirayı tutuşturdu, kendi bileceği kadar küçük bir özür yüküyle sessizce orada durdu, o bozuk parayı avucunda sımsıkı tutarken o ana dek eksik etmiş olduğu hürmeti hissediyordu.

Rate article
Lifequest
Teşekkür bile etmedin!