– Asla arama beni! Anla mı? Bir daha asla telefon etme! – Ayşe Yılmaz, eski telefonun ahizesini koluyla payandaya çarparak kapattı. Elleri titriyor, kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki mutfak masasının yanındaki tabureye çöktü.
“Anne, ne oldu?” diye seslendi kızı Aylin odasından bakarak. “Kim aradı?”
“Kimse,” diye boğuk bir sesle karşılık verdi annesi. “Kimse aramadı.”
Aylin yaklaştı, annesinin bembeyaz yüzünü gördü.
“Anneciğim, titriyorsun resmen! Neler oldu?”
“Baban çıktı ortaya,” diye fısıldadı Ayşe Hanım. “Seneler sonra… Görüşmek, konuşmak istiyor. Özlediğini, pişman olduğunu söyledi.”
“Babam mı aradı?” Aylin yanına çömelerek annesinin elini tuttu. “Ne istemiş peki?”
“Affetmemi. Gelmesine izin vermemi. Hastalandığını, doktorların…” diye kesti Ayşe Hanım, gözüne dolan yaşı sildi. “Çok geç, Aylin. Hepsi için çok geç.”
“Anne, neler yaşandığını anlatsana artık. Ben küçüktüm, sadece gidip gelmediğini hatırlıyorum.”
Ayşe Hanım ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Camın ardında çisentili yağmur vardı, damlalar ağır ağır süzülüyordu, gözyaşı gibi.
“Yedi yaşındaydın. ‘Baba nerede?’ diye sorardın, ben de ne diyeceğimi bilemezdim. ‘İş seyahatinde, yakında döner’ derdim. Halbuki ben de nerede olduğunu bilmiyordum.”
“Öylece mi gitmiş? Sebepsiz mi?”
“Öyle gitmedi. Bizi…” Ayşe Hanım dudaklarını sıktı. “Bizi satmıştı. Beni, seni, evimizi. Onun başka bir ailesi vardı, Aylin. Başka bir eş, başka çocuklar. Ve onları seçti.”
Aylin söyleneni hazmetmeye çalışarak sustu. Otuz iki yaşındaydı ama babasından çocukluk anıları sisli bir pus gibi belirsizdi.
“Bizi sevdiğini söylerdi,” diye devam etti anne. “Her akşam eve gelir, seninle oynar, masallar okurdu. Sonra öğrendim ki senden üç yaş büyük bir kızı daha varmış. Kendini resmi eş sanan bir karısı… Bizim varlığımızdan bile haberi yokmuş.”
“Aman, anne! Nasıl öğrendin?”
“Aptalca oldu. Hastalanmış, hastanedeydi. Ziyaretine gittim, bir de baktım bir kadın kızıyla oturuyor. Kız, ‘Baba, baba!’ diye koştu ona sarıldı. O an anladım her şeyi. Kapıda duruyorum, o beni görünce yüzü kül gibi oldu. Kadın, Zeynep, bana baktı sonra ona, ‘Bu kim bu, Mehmet?’ diye sordu. O ise sustu. Tek kelime.”
“Sonra?”
“Kısa süren bir konuşma oldu. Zeynep, sekiz yıldır evli olduklarını, evin kendi üzerine olduğunu söyledi. Ben? Aşık bir aptaldım sadece. Nikâh bile kıymamıştık. Hep ‘resmî belge saçmalık, önemli olan sevgi’ derdi. Seni kendi soyadıyla kaydettirmişti, evet, ama elimde hiçbir belge yoktu.”
Aylin ayağa kalkıp annesine sarıldı.
“Anne niye anlatmadın bana bunca zaman?”
“Niye bilesin istedim? Zaten zor bir çocukluğun oldu. Tek başıma çalıştım, para yetiştiremedim, sen hastalanınca doktor doktor gezdim. ‘Büyüyünce anlatırım’ dedim. Sonra zaman geçti, hayatını kurdun, evlendin. Eski yaraları deşmenin anlamı var mıydı?”
“O hiç mi aramadı bizi?”
“Denemişti. İlk zamanlar gelir, pencerenin altında dikil
Gönül Hanım kızının sımsıkı sarılışında kendi gençliğini, o büyük ihanetin keskin acısını hissetti ve içini hâlâ burkan o eski yaranın sızısıyla, pencereden içeri vuran güneş ışığında uçuşan toz zerreciklerini izlerken, ‘Affetmek hiç bu kadar zor olmamıştı,’ diye düşündü içinden, her günkü gibi.




