Ayşe! Ayşe, neredesin sen? diye bağırdı Mehmet Bey misafir odasından. Çabuk buraya gel! Önemli bir şey var!
Geliyorum, geliyorum! diye cevap verdi Ayşe Hanım, ıslak ellerini önlüğüne silerek. Ne oldu yine? Ev mi yanıyor?
Hayır! Daha iyi! Çok daha iyi! diye sevinçle karşıladı kocası, içeri girer girmez kollarından tuttu. Dinle beni! Eski müdürüm Hüseyin Bey’i hatırlıyor musun? Geçen sene emekli olmuştu ya?
Tabii hatırlıyorum. Ne oldu ona? Ayşe tedirgin oldu. Mehmet böyle heyecanlandığında genelde başları dert demekti.
Az önce aradı! Hayal et, şehir merkezinde üç odalı bir daire satıyormuş! Bize teklif etti Ayşe! Neredeyse bedavaya! Yarı fiyatına veriyor, çünkü ona bir işinde yardım etmiştim. Hatırlıyor musun, yeğenini işe yerleştirmiştim ya?
Ayşe yavaşça koltuğa çöktü. Kafasında fikirler kar fırtınası gibi savrulmaya başladı.
Mehmet, ne dairesi? Neyden bahsediyorsun? Bizim o kadar paramız yok ki!
İşte sırrı da burada! diye heyecanla devam etti Mehmet, koltuğun kenarına ilişip. Hüseyin Bey taksitle olur dedi! Küçük küçük ödersiniz, acelem yok diyor. Kendisi kızının yanına, köye taşınıyormuş, şehirdeki daireye ihtiyacı yok. Ayşe, anlıyor musun bu ne demek? Ömür boyu bu iki odalı evde sıkışıp kaldık, şimdi altın bir fırsat!
Mehmet, bekle bir dakika… diye elini şakağına götürdü Ayşe. Üç odalıya ne gerek var? Çocuklar evlendi, kendi yuvalarını kurdular. Bize bu ev fazlasıyla yeter.
Nasıl ne gerek var? diyerek ayağa fırladı Mehmet, odada volta atmaya başladı. Ayşe, sen akıllı kadınsın! Torunlar gelecek, onlar nerede kalacak? Ya iyice yaşlandığımızda, belki çocuklar bize bakmak için yanımıza taşınır. Veya bir bakıcı tutarız, ona da oda gerek!
Ayşe sessizce kocasını süzüyordu. Otuz yıllık evliydiler, hala aynı hayalperestti. Sürekli mutluluğun bir adım ötede dolaştığını sanırdı.
Ne kadar para gerekiyor? diye temkinli sordu.
İlk taksit az, üç yüz bin lira. Sonra ayda elli bin lira öderiz.
Üç yüz bin mi?! diye Ayşe yerinden zıpladı. Mehmet, aklını mı yitirdin! Bu parayı nereden bulacağız?
İşte bunu düşündüm Ayşe, dedi Mehmet eşinin yanına oturup ellerini tutarak. Annemin bana bıraktığı o elmas yüzüğü hatırlıyor musun? Bankada değer biçtirmiştim, tam dört yüz bin lira ediyormuş. Satarız, parayı buluruz!
Ayşe ellerini sertçe çekti.
Yüzük mü? Mehmet Bey, ne saçmalıyorsun sen? O annenin son anılarından! Sana ölüm döşeğinde vermişti!
Ne olmuş? diye omuz silkti Mehmet. Annemiz iyi yaşayalım diye bırakmıştır. Şimdi şehir merkezinde, geniş evimiz olacak
Bir zamanlar küçük mutluluklarına kanaat etmesini bilen çift yeni evlerinde, mutfak dolaplarında saklı borç senetlerinin ağırlığını taşırken, asıl kaybettikleri şeyin o eski daracık mutfakta pişen çayın sıcaklığı olduğunu anladılar.




