Meryem Akçay gece entarisini giymiş, saçını örgüye dolarken telefon çaldı. Keskin zil sesi sessiz apartmanı bölerken kadın irkildi. Saat akşamın dokuz buçuğu geçiyordu.
— Alo? — Karşı taraf sessizdi. — Alo, kimsiniz?
— Anne? — Gelen ses, duyulacak korkusuyla kısılmıştı.
— Cemile? N’oldu senin? Geç saatte aramayı sevmediğimi bilirsin ya! — Meryem Hanım yatağın kenarına ilişti, ahizeyi sımsıkı kavradı. — İyi misin sen?
— Evet… Yok yani… Anne, gelebilir miyim? Hemencecik?
Kızının sesindeki o ton, Meryem’in yüreğine bir yumruk indiriyordu. Cemile yardım istemeyi hiç sevmezdi; hep kendi başının çaresine bakardı, o övünçlü bağımsızlığının gururunu taşırdı.
— Elbette gel kızım. Ne oldu ama?
— Sonra anlatırım. Çıkıyorum çıktım.
Ahizede kesik ses. Meryem Hanım telefonla öylece bekledi, sonra koydu bir kenara, çaydanlığa su koymaya gitti. Cemile komşu ilçedeydi, trafik olmazsa belediye otobüsüyle kırk beş dakika. Yani bir saat sonra burada olabilirdi.
Vitrinden şık fincanları çıkardı; misafir için sakladığı o kıymetlileri. Limon dilimledi, küçük tabağa kurabiyeler yerleştirdi. Elleri titriyordu. İçindeki o kötü his peşini bırakmıyordu.
Cemile beklenenden erken çıktı geldi. Meryem Hanım kapıyı açtığında, kızı eşikte gözleri şiş, saçları dağınık duruyordu. Elinde spor çantası.
— Aman yavrum benim… — Meryem Hanım Cemile’yi sarmaladı, bedeninin titrediğini hissetti. — Gir içeri, çabuk. Çayımız hazır.
Mutfakta oturdular. Cemile sessizce çayını yudumluyor, ara sıra hıçkırıyordu. Meryem Hanım bekledi, dayanamadı sormaya. Kızı hazır olduğunda anlatacaktı zaten.
— Vuruyor bana, anne, — derken sesi o kadar kısıktı ki anne zor işitti. — İlk değil.
Meryem Hanım fincanı bıraktı, göğsünde buz gibi bir yayılma hissetti.
— Nasıl yani? Hüseyin mi? Neler diyorsun sen!
— Yoksa yalan mı söylüyorum? — Cemile birden başını kaldırdı. Gözaltında fondötenle saklamaya çalıştığı morluk belirginleşiyordu. — İşte buyur bak!
— Allah’ım… — Meryem Hanım uzandı kızına ama o çekti öfkeyle.
— Acıma bana! Suç benim, kendi başıma buldum. Evlendikten sonra değişir sanmıştım, sakinleşir… Aptalım anne, aptal!
— Niye daha önce söylemedin bana? Biz seninle…
— Ne yapardın ki sen? — Cemile acı bir gülümsemeyle sırıttı. — Sabret diye yalvarırdın, aileyi kurtar, çoluk çocuk için. Hep derdin: Evlilik bir keredir, ömür boyudur.
Meryem Hanım başını önüne eğdi. Evet, hep öyle düşünmüştü. Kendisi Cemile’nin bab
Sabahın ilk ışıkları perde aralığından sızarken, Ayşe Hanım sessizce kalkıp mutfağa yürüdü, demli çaydanlığı ocağa koyarken gözleri yarı açık salondaki kanepeye takıldı ve Zeynep’in derin, huzurlu bir uykuya dalmış halini görünce, içi kızını ve torunlarını koruyacak sarsılmaz bir iradeyle doldu ve o an, şafak sökerken başlayan bu yeni yolculuğun beraber başarılacağına dair derin, sakin bir inanç sardı her yerini.




