Evliyim ama tek başıma yaşıyorum.
“Meliha Hanım, bir anlatsana bana bunu nasıl anlamalıyım?” komşu Meliha Hanım elinde file çantasıyla kapı eşiğinde duruyor, kafasını şaşkınlıkla sallıyordu. “Kocan var mı yok mu? Dün Selim’i gördüm, senin dairenden çıkıyordu, bu sabah da metroda sarışın bir kadınla karşılaştım onu!”
Pınar iç geçirdi, elindeki gazeteyi kenara bırakıp komşusunu mutfağa buyur etti. Çay tam demleniyordu.
“Buyurun Meliha Hanım. İşler göründüğü gibi değil. Evet, Selim resmi kocam. Nüfus kağıdında aynı sayfadayız yedi yıldır. Ama ayrı yaşıyoruz. Herkes kendi evinde.”
“Ayrı mı?” Komşu sandalyeye çöktü, uzun bir sohbete hazırlanır gibiydi. “Ne biçim aile bu? Niye evlendin o zaman zaten?”
Pınar misafirine çay fincanını uzattı, karşısına oturdu. Camdan dışarıda ekim yağmuru çiseliyor, damlalar camda gözyaşı gibi süzülüyordu. Tam böyle bir havada, tam yedi yıl önce, Selim’le nikâh dairesine dilekçe vermişlerdi.
“Elbette sevdiğim için çıktım. Herkes gibi yaşayacağımızı, çoluk çocuk, ortak ev derdini düşünmüştüm. Ama olmadı işte!” Pınar acı bir gülümsemeyle ekledi. “Altı ay geçmeden anladım, biz birbirimize hiç benzemiyoruz. O kalabalık eğlenceleri sever, ben sessizliği tercih ederim. O eşyaları sağa sola atar, ben düzenli olmayı severim. O haftalarca duş almayabilir, ben günü duşsuz geçiremem.”
“Boşan öyleyse!” Meliha Hanım elini savurdu. “Niye bu kadar çekeceksin ki?”
“İşte burası en enteresan kısım. Boşanamıyoruz açıkçası. Bir dairemiz var, düğünden önce ikimizin üzerine tapulu. Beraber aldık, masrafı yarı yarıya paylaştık. Selim diyor ki boşanırsak daireyi satıp parayı bölüşmek gerekecek. Sonra nereye gideriz? Kirada mı yaşayacağız? Genç de değiliz artık, ben kırk üç, o kırk beş yaşında. Böylesi bir kira parasını nereden bulalım?”
Meliha Hanım düşünceli bir şekilde başını salladı. Sorunu anlamıştı.
“Peki ne yaptınız siz?”
“Şunu yaptık. Selim o dairede kalıyor, ben kendime şehrin kenarında ufak bir tek odaloj aldım. Ucuz belki, ama bana ait. Kredi taksitlerini ödüyorum, ama kimse bana karışmıyor. Bazen evde sıkılınca bana geliyor. Oturup konuşuyoruz, eski dostlar gibi. Sonra kendi evine dönüyor.”
“Çok mu sürecek böyle?” Komşu Pınar’ı meraklı gözlerle süzüyordu. Yorgun görünüyordu ama huzurluydu.
“Bilmem. Şimdilik memnunum. Resmiyette karı kocayız, evrak değiştirmeye gerek yok, iş yerinde fazla soru sormuyorlar. Lakin gerçekte herkes kendi hayatını yaşıyor.”
Meliha Hanım gittikten sonra Pınar uzun süre cam kenarında oturdu, soğuyan çayını bitirdi. Yağmur şiddetlenmişti, gürültüsünde geçmişin sesleri duyuluyordu.
İş yerinde tanışmışlardı Selim’le. O zamanlar o tedarik şefi, Pınar ise baş muhasebeciydi. Uzun boylu, yakışıklı, iyi bakışlı ve etkileyici gülüşü vardı. Pınar ona karşı hemen yakınlık hissetmişti.
“Pınar Hanım, öğle arasında bana eşlik eder misiniz?” O unutulmaz perşembe günü masasına gelmişti. “Yakında güzel bir pastane biliyorum.”
Kabul etmişti. Sonra ikinci, üçüncü buluşmalar gelmişti. Selim sohbeti kuvvetli biri çıkmıştı, çok okurdu, sanattan anlardı. Kitaplar, filmler, seyahatler üzerine konuşurlardı.
“Sizinle birlikte çok rahatım,” dedi buluşmaların üstünden bir ay geçince. “Beni yarım sözden anlıyorsunuz.”
Pınar da onunla kendini güvende hissediyordu. İlk kocasından ayrılalı beş yıl olmuştu, artık ruh ikizi bulma ümidini neredeyse kaybetmişti.
Selim de boşanmıştı, çocuğu yoktu. Anne babasından kalan üç odalı evinde tek başına yaşıyordu.
“Tek kişi için fazla büyük,” diye yakınırdı. “Satmaya da cesaret edemiyorum, ne de olsa ana yadigârı ev.”
Altı ay boyunca görüştüler, sonra Selim evlenme teklif etti. Nikâhı sade, en yakın dostlar ve akrabaların katılımıyla kutladılar.
Birlikte yaşamın ilk ayları âşık olma halinde geçti. Bütün meselelerin çöz
Mırmır’ın yumuşak mırıltıları arasında İpek, kendi seçtiği bu yolun huzurunu ta yüreğinde hissetti ve geleceğin artık eskisi gibi belirsiz değil, tam da kendi ördüğü güvenli bir yuva gibi durduğunu fark etti.




