Geç Olmadan Affetmek

— Bir daha asla ara! Anladın mı? Bir daha telefon etme! — Ayşe Yılmaz eski telefonun ahizesini sertçe kapatıcıya fırlattı. Elleri titriyor, kalbi öyle hızlı atıyordu ki mutfak masası yanındaki tabureye çöktü.

“Anne, ne oldu?” — Kendi odasından bakan kızı Aylin başını uzattı. — Kim aradı?

“Kimse,” — diye boğuk bir sesle karşılık verdi annesi. — Telefon çalmadı.

Aylin yaklaştı, annesinin bembeyaz yüzünü gördü.

“Anneciğim, elin ayağın titriyor! N’oldu?”

“Baban çıktı ortaya,” — diye fısıldadı Ayşe Yılmaz. — Bunca yıl sonra… Görüşmek, konuşmak istiyormuş. Özlemiş, pişmanmış her şeyden.”

“Babam mı aradı?” — Aylin yanına çömeldi, annesinin elini tuttu. — Ne istedi peki?”

“Affetmemi istedi. Gelmesine izin vermemi. Hastaymış, doktorlar…” — Ayşe Yılmaz sustu, gözyaşını sildi. — Geç artık, Aylin’im. Her şey için fazla geç.”

“Anne, anlat artık o zaman ne olduğunu. Ben küçüktüm, sadece gittiği ve bir daha dönmediği aklımda.”

Ayşe Yılmaz ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Camın ardında çiseleyen yağmur vardı, damlalar aşağıya yavaşça süzülüyordu, gözyaşı gibi.

“Yedi yaşındaydın. ‘Babam nerede?’ diye sorardın, ben ne diyeceğimi bilemezdim. ‘İş seyahatinde, yakında döner’ derdim. Ama kendim de bilmezdim nerede olduğunu.”

“Öylece mi gitti? Sebepsiz mi?”

“Öylece değil. O… bize ihanet etti.” — Ayşe Yılmaz dudaklarını sıktı. — Bana, sana, evimize. Başka
Gülay Yılmaz pencereden uzaktaki çocuk parkında oynayan torunlarını izlerken, gözlerinde yılların biriktirdiği yaşlarla, donmuş yüzüyle bakışlarını dikti ve içinde bir daha açılmayacak o eski yara sessizce kanamaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Geç Olmadan Affetmek