Hayatımı Kurtaran Ayrılık

Bugünkü hislerimi, büyük bir dönüm noktasını netleştirdiğim şu an kağıda dökmem gerek. Leyla ile aramızdaki kopuş, başlangıçta bir felaketmiş gibi görünüyordu. Ama farkındayım ki aslında, bu hikâyenin başka türlü bitmiş olması ihtimalinden çok daha iyi bir sondu benim için.

* * *
— Leyla, sen ne yapıyorsun?! — sesim apartman dairesinde yankılandı. — O kıyafetle nereye çıkıyorsun böyle?!

— Tiyatroya gidiyorum, izin verirsen! — Leyla, indirimde aldığı yeni bluzunu aynada düzeltti. — Selma ile konuştuk, bu oyunu izlemeyi çok istiyorduk.

— Ne tiyatrosu?! Evde biriken işler bitmiş mi? Bulaşık yıkanmamış, gömleklerim ütüsüz! O ise tiyatroya gidiyor! — Leyla’nın kolundan tutup kendime çevirdim. — Hemen giyin ve ev işlerine bak!

Leyla elini çekip kurtardı, ancak bileğinde parmak izlerimden kırmızı bir iz kalmıştı.

— Mehmet, dün bunu konuşmuştuk! Bütün gün evde oturdum, her şeyi hallettim. Sadece bir akşam kendime ayırmak istiyorum, bunun nesi kötü?

— Kendine?! — küçümseyerek sırıttım. — Seni kim doyuruyor, giydiriyor? Kim barındırıyor? Ben, bu arada, işten geldim, doğru dürüst bir yemek yemek istiyorum, senin şu sandviçlerini çiğnemek değil!

Leyla sessizce mutfağa geçti, buzdolabından malzemeler çıkarmaya başladı. Elleri titriyordu, içi düğümlenmiş gibiydi. Daha o sabah gelecek akşam için çok heyecanlıydı, saçını bile yaptırmış, ayakkabılarını cilalamıştı. Şimdiyse…

— Aaa, işte! — rahatlamış bir mırıltıyla cevap verdim, televizyonun sesini sonuna kadar açtım. — Vakit kaybetme! Köpek gibi açım!

Tava ısınırken, Leyla gizlice pencereden dışarı baktı. Bahçede, yaşıtı bir kadın köpeğini gezdiyordu, gülüyor, telefonda konuşuyordu. Ne kadar mutlu görünüyordu bu yabancı! Özgür, hafif…

— Leyla! Orada uyudun mu?! — odadan bağırdım.

— Pişiriyorum, pişiriyorum! — diye karşılık verdi, hızla köfteleri çevirerek.

Mutfağın eşiğinde belirdim, kapı kasasına dayandım.

— Dinle, yarın akşam bana Mustafa gelecek, iş konuşacağız. Bu yüzden hiçbir arkadaşın yok, oturup sessizce ne istersek çayı hazırlarsın.

— Ama yarın cumartesi, — diye itiraz etti usulca. — Kızlarla kafeye gitmek istemiştik…

— Hangi kızlar? Kırk üç yaşındasın Leyla, uyan artık! Sıra aklını başına almaya geldi. Ev, aile — işte senin yerin burası. Şu arkadaş ve kafe saçmalıkları değil.

Leyla önüme tabağı koydu, karşısına oturdu. Hiç yemek istemiyor gibiydi, boğazında yumru vardı sanki.

— Mehmet, neden böyle davranıyorsun? Önceden böyle değildin… Birlikte tiyatroya, sinemaya giderdin, çiçekler alırdın…

— Önceden! — elimi salladım. — Önceden daha gençtin, daha güzeldin. Şimdi senden ne kaldı? Kilo aldın, yaşlandın, bir nine gibi giyiniyorsun. Seninle insan içine çıkmaya utanıyorum!

Sözlerim herhangi bir yumruktan daha yaralayıcıydı. Leyla ayağa kalktı, masayı toplamaya başladı. Gözyaşları boğazına yükseliyordu ama kendini tuttu. Küçük düşürülmek için ona fırsat vermek istemiyordu.

— Ahhh, ağlama şimdi! — yüzümü buruşturdum. — O kadınca gözyaşlarına dayanamıyorum. En iyisi kendini nasıl düzene sokacağını düşün. Belki spora yazılırsın, diyete başlarsın. Tamamen savsakladın kendini.

O televizyon izlemeye gittiğinde, Leyla telefonunu çıkartıp Selma’ya yazdı: ‘Bugün olmuyor, kusura bakma. Erteleyelim mi?’

Anında yanıt geldi: ‘Leylacığım, yine mi oldu? Bu, bir ayda üçüncü olay! Böyle devam edemezsin!’

‘Her şey yolunda, sadece acil işler var,’ diye yazdı Leyla ve hemen sildi. Daha kısa yazdı: ‘Her şey iyi.’

Ama Selma peşini bırakmadı: ‘Hemen şimdi bana gel. Çok ciddiyim.’

‘Gelemem, Mehmet evde.’

‘Leyla, tam yirmi yıllık dostuz. Sana neler olduğunu görüyorum. Yeter artık dayanmakla!’

Leyla telefonunu çekmeceye, bir kâğıt yığınının altına soktu. Selma anlamıyor, boşanmıştı, tek başına yaşıyordu, öğüt vermek ona kolay geliyordu. Peki ya ev? Birlikte
Ayşe sokak lambalarının altında yürürken, ileriki günlerin kendi ellerinde şekilleneceğini bilmenin huzuruyla geleceğe doğru adımlarını sağlamlaştırdı.

Rate article
Lifequest
Hayatımı Kurtaran Ayrılık