Hayatıma Dokunan Ayrılık

— Zeynep, ne yapıyorsun sen? — Mustafa’nın sesi apartmanın her köşesinde yankılandı. — O kıyafetle nereye gidiyorsun böyle?
— Tiyatroya, izin verirsen! — Zeynep, indirimde aldığı yeni bluzunu aynada düzeltti. — Şebnem’le anlaştık, o oyunu izlemeyi aylardır istiyorduk.
— Ne tiyatrosu? — Evde yığınla iş var! Bulaşıklar yıkanmamış, gömleklerim ütülenmemiş! O tiyatroya gidiyor! — Mustafa, Zeynep’in kolundan tutup kendine çevirdi. — Hemen üstünü değiş, ev işlerine bak!

Zeynep elini çekti, kurtardı, ama bileğinde kırmızı parmak izleri kalmıştı.
— Mustafa, dün bunu konuşmuştuk! Bütün gün evde oturdum, her şeyi hallettim. Bir akşam kendime ayırmak istiyorum, bunda ne var?
— Kendine mi? — Alaycı bir kahkaha attı. — Peki seni kim doyuruyor, giydiriyor? Kim barındırıyor? Ben, işten yorgun argın gelmişim, karnım zil çalıyor, senin o sandviçlerini çiğnemek istemiyorum!

Zeynep sessizce mutfağa geçti, buzdolabından malzemeleri çıkarmaya başladı. Elleri titriyordu, içi düğüm düğüm olmuştu. Sabah Şebnem’le buluşmaya o kadar sevinmişti ki, saçını bile yapmış, ayakkabılarını parlattı. Şimdiyse…
— İşte böyle! — Mustafa memnuniyetle homurdandı, televizyonun sesini sonuna kadar açtı. — Bir an önce hazırla! Açlıktan karnım zil çalıyor!

Tava ısınırken Zeynep pencereden dışarıyı gizlice izledi. Bahçede, yaşıtı bir kadın köpeğini gezdiriyor, telefonda konuşurken gülüyordu. Ne kadar da mutlu görünüyordu bu yabancı kadın! Özgür, hafif…
— Zeynep! Orada uyudun mu sen? — diye bağırdı Mustafa salondan.
— Hazırlıyorum, hazırlıyorum! — diye cevapladı Zeynep, menemeni karıştırmaya dalıp gitmişti.

Mustafa mutfak kapısında belirdi, kapı pervazına yaslandı.
— Bak, yarın akşam Cemal Abi gelecek, iş konuşacağız. O yüzden kız arkadaşların falan yok, sessizce evde oturacaksın, istersem çay getireceksin.
— Ama yarın cumartesi, — diye itiraz etti Zeynep ürkekçe. — Kızlarımızla kafede buluşacaktık…
— Ne kızları? Kırk üç yaşındasın Zeynep, kendine gel! Artık aklını başına almanın zamanı geldi. Ev, aile; senin yerin burası. Şu kız arkadaşlıkları, kafe gezmeleri değil.

Zeynep önüne tabağı koydu, karşısına oturdu. Hiç yemek istemiyordu, boğazında bir yumru vardı.
— Mustafa, neden böyle davranıyorsun bana? Eskiden böyle değildin… Birlikte tiyatroya, sinemaya giderdin, çiçek getirirdin…
— Eskiden! — elini salladı. — Eskiden daha gençtin, güzeldin. Şimdi senden ne kaldı? Şişmanladın, yaşlandın, ninem gibi giyiniyorsun. Seninle dışarı çıkmaya utanıyorum!

Sözleri her yumruktan daha çok acıttı. Zeynep kalktı, masayı toplamaya başladı. Gözyaşları içine akıyordu, ama kendini tuttu. Ona bir hakaret sebebi daha vermek istemiyordu.
— Ağlama şimdi! — Mustafa suratını astı. — Kadın dırdırına tahammül edemiyorum. Kendini biraz toparlasan iyi olur. Belki spora yazılırsın, diyete girersin. İyice bakımsız kalmışsın.

Televizyon izlemeye gidince, Zeynep telefonunu çıkarıp Şebnem’e yazdı: «Bugün olmuyor, özür dilerim. Sonraya bırakalım.»
Cevap anında geldi: «Zeyno, yine ne oldu? Bu ayda üçüncü oldu! Böyle yapma!»
«Her şey yolunda, sadece acil işler çıktı,» diye yazdı Zeynep ve hemen sildi. Kısa bir mesaj attı: «Her şey iyi.»
Ama Şebnem ısrar etti: «Hemen bana gel. Ciddi söylüyorum.»
«Gelemem, Mustafa evde.»
«Zeynep, yirmi yıllık dostuz. Sana neler olduğunu görüyorum. Artık bu duruma katlanma!»

Zeynep telefonunu çekmeceye, bir kâğıt yığınının altına koydu. Şebnem anlamıyordu, boşanmıştı, tek başına yaşıyordu, ona kolay tavsiye vermek. Peki ya ev, birlikte ödedik
Sevda o sırada görmeye geldiği teyzesi Yasemin Teyze’nin elinden tutarken, içten bir kahkaha atıyordu, çünkü önlerinde yepyeni ve kendi seçtikleri bir hayat uzanıyordu, bir tas çayın sıcaklığı, sohbetin neşesi ve özgürlüğün tadıyla dolu.

Rate article
Lifequest
Hayatıma Dokunan Ayrılık