Hastanede sıradan bir hafta içi günüydü. Bekleme salonundaki insanlar kendi dertlerine dalmıştı — kimileri telefonla ilgileniyor, kimileri fısıldaşarak konuşuyor, bazıları da randevu saatini sayarak yere bakıyordu. Hemşireler alışılagelmiş bir telaşla geçiyor, doktorlar sırayla hastalarını muayenehanelerine çağırıyordu.
Aniden salonda garip bir sessizlik çöktü. Kapı aralandı ve yaşlı bir kadın içeri girdi. Üzerinde eskimiş paltosu, solmuş rengiyle zamana direniyordu. Ellerinde sıkıca kavradığı eski bir deri çanta vardı. Gözlerinde huzur vardı, ama yorgunluk da okunuyordu.
İnsanlar birbirine bakıştı. Gençlerden biri fısıldadı:
“Hastanede olduğundan haberi var mı acaba?”
“Belki hafıza problemi vardır.”
“Muayene parasını ödeyebilir mi ki?”
Kadın sessizce köşedeki koltuğa yöneldi, kimseyi farketmemişçesine oturdu. Kaybolmuş görünmüyordu, sadece modern tıbbın steril dünyasına yabancı gibiydi.
On dakika sonra ameliyathane kapısı ansızın açıldı. Şehrin tanınmış cerrahı, girişteki şeref panosunda adı yazan Doktor Mehmet Akar enerjik adımlarla içeri girdi. Hastaların, öğrencilerin, meslektaşların tanıdığı bu uzun boylu, ciddi doktor yeşil ameliyat kıyafetiyle doğruca yaşlı kadına yaklaştı.
“Beklettiğim için özür dilerim Sevgi Hanım,” diyerek saygıyla omzuna dokundu. “Acil tavsiyenize ihtiyacım var. Çıkmaza girdim.”
Salondaki herkes dondu. Fısıltılar kesildi. Gazetecilerin peşinden koştuğu bu adam yaşlı kadının önünde hürmetle bekliyordu.
Sessizliği resepsiyon görevlisi bozdu:
“Durun… O bu hastanenin cerrahi bölümünü yirmi yıl önce yöneten efsanevi profesör değil mi?”
Her şey yerli yerine oturdu. Bu kadın sıradan bir emekli doktor değildi. Ne robotik cerrahın ne de gelişmiş cihazların olmadığı dönemde hayatlar kurtaran bir efsaneydi. Önünde saygıyla duran ünlü doktor, onun öğrencisiydi. Kendinden emin olamadığı zor bir vaka için çağırmıştı, çünkü başkalarının göremediğini yalnız Sevgi Yılmaz’ın görebileceğini biliyordu.
Kadın gözlerini kaldırıp hafifçe cevap verdi:
“Öyleyse birlikte bakalım.”
Kısa süre önce fısıldaşan ve küçümseyen herkes şimdi gözlerini yere indirmişti. Dış görünüşün aldatıcı olabileceğini; gerçek saygının ünlü isimlerde değil, bilgelik ve alçakgönüllülükte saklı olduğunu anlamışlardı. Bazen en sıradan görünen çantalar, en değerli tecrübeleri taşır.




