Bugün günlüğüme yazarken hâlâ ellerim titriyor. Babamın bir metresi olduğunu öğrendiğim o talihsiz günü hiç unutmayacağım. Okulu asmıştım, çünkü arkadaşım Melis’i dövmeciye götürecektim. Okul formasıyla alışveriş merkezine gitmek istemediğimden, eve üstümü değiştürmeye koşmuştum. Pantolonumun bir bacağına girmeye çalışırken, kapıda anahtar sesi duydum. Ayakta kalmaya çalışırken donup kaldım, ilk anda hırsız sandım. Sonra babamın sesini duydum, telefonla konuşuyor gibiydi.
“Formayı alıp çıkıyorum,” diyordu net bir şekilde. “Antrenkarda olduğumu söyleyemem, spor çantam yatağın altında duruyor çünkü.”
Yanılmıştım, telefon değilmiş; sesli mesaj kaydediyormuş. Çünkü birkaç dakika sonra bir kadın sesi duydum: “Canım, seni çok özledim, gelmeni bekleyemiyem! Bu arada en sevdiğin börekleri yaptım, acele et yoksa soğurlar. Öpüyorum!”
İlk başta sadece sesi tanıdım: Teyze Ayşe’ydi bu. Babamın işın arkadaşı, annemin en yakınin kız kardeşi; sık sık bize gelirdi. Teyze Ayşe’yi severdim, diğer yetişkinler gibi değildi. “Doğru yaşamanın yolu böyledir” gibi rol kesmez, eğlenmeyi severdi, bizimkilerin dinlediği o kasvetli şarkılar yerine modern müzikler açardı. Teyze Ayşe’nin neden babama sesli mesaj attığını düşünmeye başladığımdağımda, duyduklarımın anlamı geç de olsa zihnimde şimşek gibi çaktı.
Tam o sırada kapı yeniden açılıp kapandı ve ev sessizliğe büründü. Yatağa çöktüm, Teyze Ayşe’nin sözlerini kafamda tekrar tekrar çevirdim. Yanılmamıştım, babamın başka bir kadınla yasak ilişkisi vardı. Şimdi ne yapacaktım? Bunu anneme söylemeli miydim miydim? Babama ve ona karşı nasıl davranmam gerekiyordu?
Bir karar veremeden, Melis’in beklediği yere doğru koştum; bana bir sürü mesaj atmıştı. Bu dövme randevusunu heyecanla bekliyorduk; bir aydır ne yaptıracağımızı seçin durmuştuk, Melis de annesinin imzasını mükemmel taklit ediyordu. Ama artık hiç keyfim yoktu.
“Leyla, neyin var senin?” diye üstelemeye başladı Melis. “Niye suratın asık? Sen de mi dövme yaptırmak istiyorsun? Annenin imzasını senin için taklit ederim, sorun değil!”
Bu şok edici haberi biriyle paylaşmak, sorumluluğu bölüşmek ne kadar iyi olurdu. Ama bunu en yakın arkadaşıma bile anlatamazdım. Leyla da işin gerçekten dövmeyle ilgili olduğunu aksettirmeye çalıştı.
Sonraki on dört gün ders çalışamadım, arkadaşlarımla gezmeye çıkmadım, annemle konu sohbetlerinden kaçındım, babama da ters davrandım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Bir gün anneme anlatmak üzereydim ki o sırada kimya dersinden aldığım zayıf not yüzünden bana kızdı, konuşma fırsatı çıkmadı; korkunç bir kavga ettik. Akşam olunca annem odama, benim bayıldığım gül lokumlarıyla geldi:
“Özür dilerim yavrum, sana bağırdığım için. Pedagojik olmadığını biliyorum. Sınavların yüzünden çok endişeliyim sadece! Her şeyinin yolunda gitmesini çok istiyorum…”
“Anne, yine mi başlıyorsun, o sınavları geçerim işte! Bu lokumlar benim mi?”
“Tabii ki senin. Barıştık mı? Kavga ettiğimiz zamanlardan nefret ediyorum!”
Lokumu aldım, annemin yanağına bir öpücük kondurdum ve kendi kendime söz verdim: Anneme asla bu acıyı yaşatmayacaktım. Ufacık bir kavgada bu kadar üzülüyorsa, babamın olayını öğrenince ne hale gelirdi? Ne pahasına olursa olsun, bunu ondan saklı tutmalıydım.
İşte böylece, istemeden babamın suç ortağına dönüştüm: İşte kaldığında onun için bahane uydurdum, aile kutlamalarını ve annemin isteklerini ona hatırlattım. Telefonu açtığında annemi oyaladım. Zaman başka türlü davranmaya geldiğinde dayağına durmakta zorlanıyordum. En ufak isim uydurduklarında ona karşı kabalaşmaya devam ettim.
Sonra bir şekilde her şey rayına girdi: Babam zamanında gelmeye başladı, ben
O akşam, kolumdaki ‘Aşk kördür’ dövmesiyle eve döndüm ve o büyük hatalar döngüsünün tam ortasında sıkışıp kaldığımı hissettim, üstelik kendi kazdığım bu kuyuda yalnızca yalnızlığın soğuk duvarları bana eşlik ediyordu. Ama kimseyi sevmesen de yalnızlık daha sert bir dövme bırakıyor.




