Kocamın İki Yüzü

Kocamın Çifte Hayatı
“Yine evde kalmamışsın İbrahim” dedim, sesim sakindi, neredeyse buz gibi. İçim ise kaynar su dökülmüş gibi yanıyordu.
“Hastane… yoğundu canım. Acil bir vaka geldi…” diye mırıldandı.
“Vaka mı?” diye sırıttım. “Peki neden gömleğin kadın parfümü kokuyor? Gece üçte Instagram’a girdiğini de gördüm.”
Sustu. Gözlerini kaçırdı. Her zamanki gibi burnunun üstünü ovuşturdu, iç çekti, konuyu değiştirmeye çalıştı.
“Sonra anlatırım. Lütfen şimdi başlama.”
Başlamadım. Bağırmak, çığlık atmak, gömleğini yüzüne fırlatmak geldi içimden. Yine de sustum.

Dokuz yıllık evliydik. Her şey “normal”di: ev kredisi, üçüncü sınıfa giden çocuk, ortak banka hesabı, sabahları birbirimize hazırladığımız kahve. Ama altı aydır o kahveyi yalnızca ben yapıyordum.
Ya erkenden “hastanedeyim” diye çıkıp gidiyor, ya da geç geliyordu. Bazen de “nöbette” oluyordu. Kalbime göre o beyaz önlük arkasında yalandan bir kahraman değil, bir haindi. Bambaşkası vardı.

Mutfakta çaydanlık fokurduyordu. Pencereden komşumuzun eşini öpüp işe gidişini, kızının saçlarını okşayışını izledim. İçim sızladı: Bana? Ben ne günah işledim?
İlk işaretleri kaçırmıştım. Ustalıkla örtülmüşlerdi. Konum bilgisini kapattı: “Telefon yavaşlıyor.” Banyoda eşyalarını bırakmadı: “Sterilizasyon, anlarsın ya.” Telefonunu bırakmaz oldu.
“Sibel, aman telaşlanma” derdi. “Seni sevdiğimi bilirsin. Başka kadın mı? Çok yorgunum…”

Duştayken telefonunu aldım. Şifreyi evdeki kedi bile biliyordu. Mesajlar bomboştu. Ya her şey silinmişti ya da başka yerden yazışıyordu. İnstagram’da sadece futbol hesapları ve doktorlar…
Ama ben dünyaya dün gelmedim. Koyun gibi güdülecek kadın da değildim.
“Gerçeği yakalayamıyorsan, bilen birini bul.”

Bunu, onun sıkça görüştüğü küçük kardeşi Ali Can yapabilirdi.
“Merhaba Ali Can. Sormam gereken bir şey var.”
“Aa, Sibel hanım! Bir problem mi var?”
“Dün İbrahim seninle miydi?”
“Şeyy…” diye kekeledi. “Yani… öyle sayılır…”
Tamam. “Öyle sayılır”.
“Ali Can, ‘aile dostu’ rolüne girme. Sadece söyle: seninle miydi?”
“Hayır” dedi soluğunu tutarak. “Artık ona yalan söylemeyeceğim.”
Donakaldım. Sonunda ortaya çıkacaktı.
“Yani başka kadın mı var?”
Ali Can gözlerini kaçırdı.
“Tam olarak değil…”
“Nasıl yani?”
Tereddüt etti.
“Gerçekten her şeyi bilmek istiyor musun?”
Kan beynime sıçradı.
“Konuş. Hemencecik.”
“Başkasıyla değil Sibel hanım… Çifte hayat yaşıyor. Başka bir semtte… ikinci bir ailesi var. Bir kadın… ve üç yaşında oğlu.”
Donup kaldım. Sanki vakuma alınmış gibiydim. Sağır ve dilsiz kesildim. Ali Can’ın kelimeleri yünle boğulmuş gibi geliyordu.

Oğlu. İbrahim’in bir oğlu var.
Yani üç yıldır yalan söylüyor. Üç yıl! Ben oğlumuz Kerem’i kurslara yetiştirirken, onun gömleklerini ütülerken, sevdiği lazanyayı hazırlarken… Naif. Komik. “Dünyanın en saf kadını” belgeli karısı.
“Nerede oturuyor?” diye sordum, artık titreyip ağlamadan.
“Sibel hanım… ileri gitme.”
“Nerede?” diye tekrarladım gözünün içine bakarak.
Boyun eğdi.
“Çekmeköy’de bir apartman dairesi. Bazen bende kaldığını söyler ama doğruca oraya gider.”
“O kadın… benim varlığımdan haberdar mı?”
“Tabii. Ama… ona sizin ayrı odalar yaşayan komşular olduğunuzu söyledi. Oğlunuz için…”

Tamam. “Oğlunuz için” ha? Dinle İbo, sana bir gösteririm “oğlunuz için” diye. İçim tehlikeli bir kıvılcımı tutuşturmuştu.

Akşam her zamanki gibi yemek hazırladım. Kerem mutfakta ödev yapıyor, ben salata doğruyordum. Bir aile reklamındaki gibiydi
İbrahim eve döndüğünde ona ikinci ailesini bildiğimi söyleyip kapıyı gösterdim ve o gün hayatımın en ağır dersini alırken Kerem’in veli toplantısında tanıştığımız Nazım Bey’in gözlerindeki sıcak ışıltıyı görünce anladım ki mutluluğa uzanan yol bazen öfkenin dikenli patikalarından geçiyor ama sonunda kendine dürüst kalabilenleri kucaklayacak genişliğe erişiyordu.

Rate article
Lifequest
Kocamın İki Yüzü