Bu Ailede Yer Yok

Bu ailede yerim yok artık.
“Artık sen yoksun burda!” Fatma’nın sesi öfkeden titriyordu. “Anladın mı? Bu ailenin parçası değilsin!”

“Fatma, sakin ol biraz,” diye araya girmeye çalıştı Mehmet, ama karısı sözünü kesti.

“Sus! Yıllarca susarak ona her şeyi yapabileceğini mi hissettirdin?”

Ayşe, elinde bavulu, oturma odasının kapısında duruyordu. Yüzü solgun, dudakları titriyor, ama bakışları dik ve gururluydu.

“Tamam, anne. Sen nasıl istersen.”

“Anne deme bana!” diye bağırdı Fatma. “Bir kızım var, o da sen değilsin!”

Mehmet, ellerini yüzüne kapatarak koltuğa çöktü. Ayşe, babasına baktı, onun için tek bir söz bekliyordu. Ama adam sessizdi.

“Baba?” diye seslendi usulca.

“Ayşe, belki bu kadar sert olmasak?” diye kafasını kaldırdı sonunda Mehmet. “Sakin konuşalım.”

“Neyi konuşacağız?” Fatma masadaki çerçeveli fotoğrafı kaptı, yere fırlattı. Cam paramparça oldu. “Bizim aileyi rezil etti! Bütün Safranbolu parmakla gösteriyor şimdi!”

Ayşe kırılan çerçeveye baktı. Geçen Kurban Bayramı’ndan bir aile fotoğrafıydı – mutlu, gülen yüzler. Şimdi acı bir şakaya dönüşmüş gibiydi.

“Anne… Fatma Hanım,” diye düzeltti kendini Ayşe, “bunların böyle olmasında benim suçum yok.”

“Suçun yok mu?” Anne bir adım attı kızına doğru. “Evli bir adamla görüşüyorsun! Başkasının yuvasını yıkıyorsun! Üstüne bir de ondan hamile kaldın!”

Ayşe içgüdüsel olarak elini karnına götürdü. Hamileliği çok yeniyken bile, bu haber küçük Safranbolu’ya yayılmıştı.

“Onu seviyorum,” diye fısıldadı.

“Seviyormuş!” diye burun kıvırdı Fatma. “Kırkına merdiven dayamış, üç çocuklu adamı mı? Sende ne var ki karısını bırakabilsin?”

Ayşe daha da soluklaştı.

“O da beni seviyor. Beraber yaşayacağız.”

“Nerede?” diye alaycı bir tonla sordu annesi. “Burda mı? Benim evimde mi? Sanıyor musun ki bu… şu adamı içeri alırım?”

“Fatma, yeter artık,” diye karıştı Mehmet. “O hâlâ bizim çocuğumuz.”

“Bizim mi?” diye döndü Fatma kocasına. “Ben böyle kız doğurmadım! Büyüttüm, üniversiteye gönderdim, iş buldurdum. O ne yaptı? İlk karşısına çıkan adamla!”

Ayşe bavulunu yere koydu.

“Volkan öyle rastgele biri değil. Bir seneden fazla tanışıyoruz.”

“Ha, bir seneden fazlaymış!” diye ellerini çırptı Fatma. “Yani tam bir sene boyunca bana yalan söyledin! İşte kalıyorum diyordun, oysa âşığına koşuyordun!”

“Yalan söylemedim, sadece…”

“Sadece ne? Sadece sakladın mı? İşte bu da yalan!”

Mehmet koltuktan kalkıp pencereye yürüdü. Dışarıda çisil çisil yağmur yağıyor, komşu evlerin üzerine alçak, koyu gri bulutlar çökmüştü.

“Ayşecim,” dedi arkasını dönerek, “peki bu Volkan ne diyor? Gerçekten boşanıyor mu?”

“Elbette boşanıyor,” diye cevapladı Ayşe. “Mahkemeye başvurmuş.”

“Başvurmuş,” diye tekrarladı Fatma. “Yuvayı çoktan dağıttı. Çocuklar babasız kalacak.”

“Onlar birbirini sevmiyordu zaten,” diye açıklamaya çalıştı Ayşe. “Komşu gibi yaşıyorlardı. Volkan diyor ki, aşktan değil, mantık yüzünden evlendi.”

“Elbette öyle diyor!” diye güldü annesi alayla. “Bütün evli erkekler böyle der! Karı sevilmiyor, çocuklar istenmemiş, zorla evlendirilmiş! Sonra, sevgilileriyle eğlenceleri bitince, aslanlar gibi yuvalarına dönerler!”

“Volkan öyle biri değil,” diye diretle diretti Ayşe.

“Hepsi öyle!” diye kesti Fatma. “Sanıyor musun hayatı bilmiyor muyum? Kaç tane böyle hikâye gördüm! Altın dağlar vaat ederler, hamilelik ortaya çıkınca da buharlaşıverirler!”

Ayşe irkildi.

“Çocuğu biliyor. Ve çok mutlu.”

“Mutlu mu?” Peki şimdi nerede o? Neden seninle gelmedi? Sevdiceğini koruyamıyor mu?”

“O… o iş seyahatinde. Bir hafta sonra dönecek.”

“Çok münasip zaman,” diye alay etti Fatma. “Tam da her şey ort
Evden ayrıldığım o soğuk akşam, yağmur camlarda nehir olup akarken, içimde kopan fırtınayı dindirmeye çalışıyordum, ama annemin o keskin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Bu ailede senin yerin yok artık.” Babam Mehmet’in gözlerindeki o çaresiz ifade, savrulup giden bir köprü gibiydi aramızda. O an, küçük kasabamız Kırşehir’deki her perdenin ardında, beni yargılayan gözler hayal ettim.

Yarın, Cansu’yla birlikte, Vedat’ın henüz boşanmadığı karısıyla “tesadüfen” karşılaşacağımız o kafeye gideceğiz; belki de hayatımın en zor kahvesini içerken, gerçekle yüzleşeceğim, kalbim küt küt atarken.

*Not: İsimler tamamen Türk kültürüne özgü olacak şekilde değiştirilmiş (Ayşe, Mehmet Yılmaz, Emine, Vedat, Cansu), mekan Kırşehir olarak uyarlanmış, para birimi TL’ye çevrilmiş, kültürel ifadeler (“işi başından aşkın”, “mahcup etmek”) eklenmiş, anne karakterinin otoriter tonu Türk aile dinamiklerine uygun şekilde korunmuş, günlük formatında içe dönük bir anlatımla yeniden kurgulanmıştır. Hikaye akışı ve tematik öğeler orijinaline sadık kalınarak korunmuştur.*

Rate article
Lifequest
Bu Ailede Yer Yok