Volkan tanıdık kapının önünde duruyordu, zile basmaya bir türlü karar veremiyordu. Elinde kocaman bir çantayla, ceket cebindeki ev anahtarları hâlâ çıkarmaya cesaret edemediği için sessizce şıngırdıyordu.
Üç gün önce yine bir kavganın ardından buradan ayrılmış, kapıyı çarpıp karısına bir daha dönmeyeceğini haykırmıştı. Füsun da peşinden terliğini fırlatıp, “Gözün görmeyen yere git!” diye bağırmıştı. Otuz yıllık evliliklerinde sayısız yaşadıkları olağan aile kavgalarından biriydi.
Ama bu sefer işler ters gitmişti.
Volkan zile bastı. Kapı ardından ayak sesleri, sonra Füsun’un sesi geldi:
– Kim o?
– Benim, Füsun. Aç kapıyı.
Sessizlik. Uzun, rahatsız edici bir sessizlik.
– Füsun, duydun mu beni? – diye tekrarladı Volkan.
– Duydum, – diye buz gibi yanıt verdi karısı. – Ne istiyorsun?
– Ne mi? Eve geldim işte.
– Burası artık senin evin değil.
Volkan şaşkına döndü. Otuz yıllık beraberliklerinde Füsun, en şiddetli kavgalarda bile böyle ileri gitmemişti.
– Füsun, tamam hadi. Aç şu kapıyı, normal konuşalım.
– Açmıyorum. Konuşacak bir şey de yok.
– Senin neyin var ya? Kavganın sebebi ne şimdi?
– Sebebini sen biliyorsun.
Volkan gerçekten biliyordu. Üç gün önce Füsun, ceketinin cebinde kadın eliyle yazılmış bir telefon numarası bulmuştu. Basit bir hikayeydi – iş yerindeki meslektaşı Leyla Hanım, toplantıyla ilgili aramasını rica ederek vermişti numarasını. Ama bunu öfkeden kuduran karısına anlatmak imkansızdı.
– Füsun, anlattım ya! Muhasebeden Leyla Hanım. İş için verdiler numarayı.
– İş için tabii, – diye duyuldu kapının ardından sesi. – Saat on olmuş, iş için mi aranır?
– Ne onu? Zaten hiç aramadım ben onu!
– Yalan söylüyorsun. Telefonunda gördüm.
Volkan içinin daraldığını hissetti. Gerçekten de Leyla Hanım’ı aramıştı, ama tamamen başka bir sebeple. Meslektaşının kızı üniversite sınavına giriyordu, orada tanıdığı biri vardı, o yüzden aracı olacağına söz vermişti. İyi niyetli, saf bir insanlık hizmetiydi.
– Füsun, bırak da içeri gireyim, sakin sakin anlatayım.
– Hayır. Buradan anlat.
Volkan etrafına baktı. Merdiven sahanlığına komşular çıkabilirdi, aile dertlerini ortalığa dökmek istemiyordu.
– Tamam, dinle. Leyla Hanım’ı aradım, bu doğru. Ama senin düşündüğün sebeple değil. Kızı tıp fakültesine girecek, benim de orada bir tanıdığım çalışıyor. Onunla konuşacağıma söz verdim.
– Buna inanacağımı mı sanıyorsun?
– Hikaye değil, gerçek!
– Gerçek mi? Peki o zaman niye bana hiç bahsetmedin? Niye gizledin?
Volkan duraksadı. Gerçekten de karısına meslektaşının isteğinden bahsetmemişti. Kötü niyetle değil, basitçe iş meselelerini onunla paylaşmaya gerek duymamıştı.
– Gizlemedim. Sadece önemsemedim.
– Hadi ya, önemsemedin. Ya başka neyi önemsemedin? Şöyle anlatsana, iş çıkışı onunla kafede ne geziyordun?
Volkan’ın kalbi yerinden oynadı. Füsun bunu nereden biliyordu?
– Sen nereden…
– Komşunun teyzesi Hatice Teyze gördü sizi. Kımıldamadan kuşlar gibi oturmuşsunuz, el ele tutuşmuşsunuz, diyor.
– El ele tutuşmadık! – diye tepki gösterdi Volkan. – Hem sadece yarım saat kaldık orada. Kızına yardım ettiğim için teşekkür niyetine kahve ısmarlamıştı.
– Tabii, ısmarlamış. Öyle şükredici insanlar türedi artık.
Füsun’un sesindeki öfke öyle yoğundu ki Volkan anladı, kolay kolay içeri alınmayacaktı.
– Füsun, canım, kendi kendine bir düşün. Bana başka kadınlar ne lazım? Sen varsın, ailemiz var.
– Vardı ailen. Artık yok.
– Nasıl yok? Ne diyorsun sen?
– İşte onu diyorum. Aldatan bir adamla yaşamaktan bıktım.
– Ben ne aldatması? Öyle bir şey yapmadım ki!
– Yapmadın mı? Peki ne yaptın? Gizli ilişkiler mi yaşadın?
Volkan alnını kapıya dayadı.
Emine’nin kendisine kapıyı bir daha açmayacağını, bütün ısrarlara, açıklamalara ve çocukların arabuluculuğuna rağmen inatla kapalı kaldığını anlayan Ahmet, kalben kırık ama bir karara vararak, otuz yıllık evliliğinin sona erdiğini kabul etti.




