Yıllar Geçse de Geçmeyen Utanç

Ferda Şen, tozlu fotoğraf çerçevesini silkelerken gençliğinin resmine baktı. Beyaz önlüğü içinde, meslektaşlarıyla gülümsüyor, geleceğe dair umutlar besliyordu. O zamanlar hayatın önünde uzandığını sanıyor, başarılı bir doktor olacağına, insanları kurtaracağına ve minnet duyulacağına yürekten inanırdı.

“Anne, yine o eski şeylerle mi uğraşıyorsun?” Koridordan gelen ses kızı Ayşe’ye aitti. “Şu fotoğrafları bir kaldır artık. Kendine eziyet etmekten ne zaman vazgeçeceksin?”

“Sen karışma Ayşe,” diye mırıldandı Ferda, ama elleri titremeye başlamıştı. “Git de bulaşıkları yıka.”

Ayşe içeri girdi, annesinin yanına dizlerini kırarak koltuğa oturdu. “Anne, daha ne kadar? O kadar yıl geçti, hâlâ unutamadın. Kimse hatırlamıyor artık o olayı, senden başka.”

“Öyle mi sanıyorsun?” Ferda acı bir tebessümle cevap verdi. “Ülkü Hanım hatırlıyor. Dün bakkalda karşılaştım, başını bile çevirmedi. Görmemezlikten geliyor belli ki.”

“Farketmemiştir belki! Ya da gözlüğünü evde unutmuştur. Anne, artık kendine işkence etmeyi bırak!”

Ferda çerçeveyi yerine koyup pencereye döndü. Camın arkasında bir kasvet havası estiriyordu, içindeki hüzne eşlik edercesine… Eskiden severdi yağmuru, kötü giden her şeyi yıkayıp götürdüğünü söylerdi…

Hikâye otuz yıl önce Bergama’da, semt polikliniğinde mahalle doktoru olarak çalıştığı günlerde başladı. Genç ve heyecanlıydı, her hastasına yardım etmek için çabalardı, günde on iki saat mesaiyapardı. Arkadaşları saygı duyar, hastalar sevgi besler, başhekim örnek gösterirdi.

O gün sağlık durumundan şikayetle sıkça başvuran, yaşını başını almış Fatma Yılmaz geldi muayenehanesine. Ferda Hanım onun kalp ağrılarından muzdarip olduğunu bilirdi. Tek başına yaşadığını, çocuğu olmadığını ve doktorun onun için tek teselli kaynağı olduğunu da…

“Doktor hanım, canım,” diye yakındı Fatma Yılmaz sandalyeye otururken, “Kalbim çok kötü. Geceyi hiç uyuyamadan geçirdim, öleceğimi düşündüm.”

“Dinleyelim bakalım,” dedi Ferda Hanım hastanın göğsüne stetoskopunu dayayarak. Kalp ritmi düzgündü, hiçbir anormallik yoktu. “Fatma Hanım, bir sorun göremiyorum. Belki bir şeye üzüldünüz?”

“Nasıl doktor hanım! Sanki bıçak saplıyor! Yürümeye takatim kalmadı neredeyse!” dedi kadın elini kalbine bastırarak. “Belki bir iğne yaparsınız? Ya da hastaneye sevk edersiniz? Evde tek başıma çok korkuyorum!”

Muayenehane penceresinin önünde ertesi günün hastaları sıra olmuştu. Vakit kısıtlıydı, evde ateşi çıkmış küçük oğlu bekliyordu. Ferda Hanım bitkinlikle şakaklarını ovuşturdu. “Fatma Hanım sizi iyice muayene ettim. Kalbiniz normal çalışıyor, tansiyonunuz yerinde. Ihlamur çayı için ve dinlenin. Kötüleşirse hemen ambulansı arayın.”

“Ama doktor hanım…”

“Affedersiniz, bekleyen çok hastam var. Geçmiş olsun.”

Yaşlı kadın sandalyeden ağırca kalktı, doktora umutla baktı ama o bir sonraki hastayı çağırmıştı bile. Fatma Yılmaz iç geçirerek kapıya doğru sürüklendi gibi yürüdü.

Ferda Hanım bu ziyareti unutup gitmişti. Evde hasta oğluyla uğraşıyor, eşi mesaide kalıyordu. Ertesi gün tekrar muayene, hastalar, evraklar, koşuşturma…

Sabahın erken saatinde ambulans servisinden telefon geldi. “Ferda Hanım? Dün sizden randevu alan Fatma Yılmaz’ı hastaneye yetiştiremedik. Geniş bir kalp krizi geçirdi…”

Telefon ahizesi elinden kayıverdi. Ferda Hanım gözünün önünde odanın dönmeye başladığını hissetti. Olamazdı. Dün kadının kalbi gayet sağlıklı atıyordu… Küçük Ayşe yerde oyuncak bebekleriyle oynuyordu: “Anne, ne oldu?” diye korkuyla sordu. “Hiç bir şey kızım, hiçbir şey,” diye kekeledi Ferda Hanım, ancak gözyaşları süzülüverdi yanaklarından.

İşte bu olayı kısa sürede herkes öğrendi. Küçük bir ilçede dedikodu rüzgârdan hızlı eser. Başhekim Ferda Hanım’ı odasına çağırdı. “Bu Fatma Yılmaz meselesi neyin nesi?”

“Fat
Ferda Hanım o günkü kararını ve Fatma Hanım’ın ardından içine yerleşen vicdan azabını bir türlü affedemedi, taşıdığı bu yükün hayatını karartan bir gölge gibi peşini hiç bırakmayacağını, nereye gitse kendine ve geçmişe dönük bu şefkatsizliğin gözyaşlarının tıpkı o küçük şehrin hiç dinmeyen yağmurları gibi daima onunla olacağını artık kabullenmişti.

Rate article
Lifequest
Yıllar Geçse de Geçmeyen Utanç