Gülşah, komşu Zeliha Abla’nın fısıldamasıyla irkildi:
“Gülşah kızım, bak şuna karşıdaki bahçede! İşte koca dediğin böyle olur! Eşine her hafta çiçek alıyor, arabayı sabahın köründe yıkamış, Nilgün’ü işe bırakmaya hazır. Seninki nerede?”
Gülşah, ocağın başında tavuklu pilavı karıştırmayı sürdürdü, gözü hâlâ tenceredeydi. Karşıdaki yedinci evin bahçesinde, Oktay Bey titizlikle domates fidelerini dikiyordu, yanındaki bankta kıpkırmızı güller parlıyordu.
“Zeliha Abla, yeter artık,” dedi Gülşah yorgun bir sesle. “Herkesin kaderi kendine.”
“Hangi kader?!” diye çıkıştı komşu, mutfak taburesine kurulurken. “Şuna bir iyi bak! Bahçesi resim gibi, karısını el üstünde tutuyor, torunları her hafta sonu bisikletle gezdirmeye bayılıyor. Hem bak Nilgün ne kadar mutlu görünüyor! Dün bakkaldayken karşılaştım, yarım saat nasılda ayaklarını ovaladığını anlattı durdu.”
Gülşah suratını ekşitti. Oktay Bey Aktaş, gerçekten de örnek bir eşti. Bunu tüm sokak biliyordu. İlk kar yağdığında kendi bahçesiyle kalmaz, emekli komşuların kapılarını da açardı. Çit çakımına yardıma koşar, alet edavatını ödünç verir, hiç karısına sesini yükseltmezdi.
“Bana ne?” dedi Gülşah ocağı kapatıp komşuya dönerek. “Benim Sabri de iyidir.”
Zeliha Abla burnundan soludu:
“İyi mi! Dün gece saat on bire kadar müziği son ses açtı, bizim küçük uyuyamadı sabaha kadar ağladı. Geçen gün de arabasıyla tüm yolu kapadı, Salih Amca zar zor geçti.”
“Canı sıkkındı o gün,” diye savundu kendini Gülşah, kendi bile ikna olmadığını bilse de.
Sabri gerçekten mükemmel bir koca değildi. Doğum gününü unutabilir, kirli bulaşığı tezgâhta bir hafta bırakır, maaşının yarısını balık malzemelerine yatırırdı. Ama Gülşah onu olduğu gibi seviyordu. Hastalandığında beceriksizce hazırladığı kahvaltıyı seviyordu. Uykuda burnunu çekmesini seviyordu. Hatta tüm yatak odasına yaydığı çoraplarını bile.
Komşu gittikten sonra Gülşah çardaktaki biberleri sulamaya çıktı. Karşı bahçeden Oktay Bey’in karısıyla sessiz sohbeti geliyordu:
“Nilgün’cüğüm, sandalye getireyim mi? Diz çökme, belini incitirsin.”
“Gerek yok Oktay’cım, çilekleri çabıcık kontrol edeceğim.”
“O zaman ben çayı koyayım. Limonlu mu, reçelli mi?”
“Reçelli olsun tatlım.”
Gülşah istemeden bunu sabahki Sabri’yle olan konuşmalarıyla kıyasladı:
“Sabri, kahvaltı hazır!”
“Geliyorum!” diye bağırdı banyodan, sonra ekledi: “Kahve var mı?”
“Torpaktaki kavanozda, kendi bul.”
“Nerede o…”
Sonuçta Sabri i
Komşu apartmanın duvarından Ayşe’nin “Artık her pazar çiçek istemiyorum Necati!” diye yükselen sesi gelirken, Yasemin koltuğunda horul horul uyuyakalmış Hasan’ın sırtına battaniyeyi örttü ve başındaki dağınık saçını düzelterek “Şimdi tam benim mükemmel kocamsın,” diye mırıldandı.




