Elveda, Sevgili Kayınvalidem

Merhaba, tatilimiz için babasının yanına gittiğimizde hep öyle olur.
– Barış, ne diyorsun, anneciğim tekrar kaçtı! – Ayşe Hanım, masaya beyaz peynirli börekler ve su gibi acı birer dilim tatlının arasında yerleştirdi. – İçelim çay mı, yoksa biraz raki mısın? Bugün korku verdi!

– Anne, sabah raki mi? – Eda başını salladı ama gözleri pırıltılıydı. – Hadi ne varsa biraz içelim, bu ne güzel bir gün.

– Cidden memleketten bir ay aradan sonra mini gelmek değil mi? – Ayşe elini göğsüne götürdü. – Sanki bir daha göremeyecek kadar uzun!

Barış pencereden bakarken gözünü kaçırmaktan kurtaramadı ancak annesinin ve Eda’nın farkına varmadı. Bursa’ya minibüsle sabah seyahat etmeliyiz; onun ise sadece balay sonrası olduğunu iddia eden annesinin yüzü görmek için bu gece içeri girmesini becerememişti. Oldukça memnun değilim çünkü annesi, biz birer karanlık dağ gibi eve döndüğümüzde, bir bulmacaya benzektedir. Sahte öpüşler, fazla samimi çığlıklar…

– Anne, sana hediye getirdim, – Eda çantaya ulaştı.
– Daha bekle, mini sana bak! Elkindileri sayıyor musun? Barış, sen onu isprime falan alırsın muhtemelen!
Barış, bu sözlerle又一次 kaçırmak için boğazını ısırdı.

– Aslında, – Eda gülümsedi – dünkü için, biraz da işte, sabah saatlerinde.

– Kızın kilosu dağınık falan. Recep, bu oyuna katılmıştım değil mi?

– Kendimi nasıl bu kadar bir mucizeye çeviriyorum ben?

Bu ikincil oyunu başlatan Recep Hanım, o da bir mantarı var. O, kendisiyle beraber biraz dağ etmek mi? Sekizinciyi kuliste sadece gezemişti.

“Barış, anneciğimden sapma, sadece iki gün olur,” Eda sessizce fısıldadı.
“İki gün!” Barış hemen nefesini kesti. “Hafta sonu dedik! İzindeydim, sadece Cumartesi ve Pazar, sonra eve dönene, bitiyor bizim süre!”

“Ev etme Barış!” Recep aniden kapıdan girdi. “Tahterefila edin, karnının acı olup olmadığını da kontrol et.”

Barış bir anlık sevincin içine döndü: hem annesinden uzaklaşmak hem de Recep’le düşecek enerjik bir gün geçirmek.

– Aferin! – O, özenle ellerini salladı.

– Beğenir misiniz? diye sorar mısınız! – Ayşe içeri girdi bir bardak dolusu rakıyla ve küçük şişelerle. – Daha fazlasına memnun olacaksınız, değil mi?

– Annecik, gerçekten acı çeker, – Recep aniden içeri girdi. – Doğru olsun, küçük bir zamanlama fikri de olur. Biz ne zaman geri gelirsek, etmek de bize kalır!

Barış, Recep’in ne kadar memnun olduğunu fark etti; her zaman olmayan bir şeydi bu.

– Ama neden böyle? – Ayşe, masaya rakıyı döktü. – Mini görsün, tartışmayalım, gitmek isterse ne yapayım? Kuzey kutbuna gidebilir.

– Anneciğim, ben komutlara uymam dediğinde… – Recep, Barış’a bir bakış attı. – Onlarla ilgilenmek bize düşer.

Bu akşam, çamaşır amfisi etrafında bulunan masada oturuyorlardı. Sadece Barış, gülümsüyordu ama koyduğumuz her an daha zorlaşıyordu.

“Mini, kızım, anneninCHOOL da bir hikaye var? – Ayşe, 1980’leri andıran hikayelerle başlamıştı.

– Elbette, anneciğim, – dedi Eda. – Onlar…

– Hayır, ikinciyi verirsin, – Ayşe, daha zarif bir neden bulmuştu: o zamanlar dedikodu etmeye değil, ama hikayeleri eşit şekilde paylaşmak isterdi.

Barış, rakı fincanını aldı, çünkü onun bir解決 yoluna ihtiyacı vardı. Bir psikolog arkadaşı, “Ona say劳动力, sadece 10’a kadar. Biraz daha uzunsa 20 olur, ardından kahretsin.”

Ayşe’nin hikayesi yine aynen önceki gibi: mini’ni okulda? “…ve o süvari elbisesi sadece anneni yoktu…”

Eda’ya gülümsedi ama her defasında Recep, gazeteyi çevirip başlıyordu.

“Fakat çocuk sorusu? – Ayşe birden sordu. Barış içiปลอด.

– Anneciğim… – Eda rengini kaçırmaya başladı. – Önce okulu bitirmemiz, evi genişletmemiz…

– Finans olayında kemal vardır. – Ayşe, ironik bir sesle mırıldandı. – Ama sen zaman kalırsa çok uzun kalırsın.

Barış, bileğini kaldırıp karıştırdı.

– Đyisiğlizlik için biraz zaman gerekir, – dedi.

Bu mesaj, Ayşe’ye pek tanıdık geldi değil.

– “Her zaman vardır!” – Ayşe, kolunu salladı. – Senin gibi yükselenler sadece 60 yaşında olabilir.

– Eda zaten 27 yaşında, – Barış sakin bir şekilde. – Zaman vardır aslında.

– Zaman mı olduğunu nereden biliyorsun? – Ayşe, elindeği zarif fincana vurdu. – Ben onun yaşına gelirken, on sekiz yaşında annesiydim. Mini üç yaşındaydı!

Sözler the ceiling, Barış and Eda birlikte baktılar. Recep gülümseyerek gazeteyi bastırdı:

– Artık eve gidelim, Barış. İçyız onların!

Saatlerce geçtiğinde, Barış, Eda’nın gözlerinde bir umutsuzluk hissi fark etti. “Recep’in hayatı bu mu?”

Gün batımında, Ayşe yine etraftan bir deneyim getirdi. O def ağaç altındaki may dondukları çay bahçeleri değil, büyüğüy. Ancak Barış, Recep’in bazen evden kaçmasının ne kadar önemli olduğunu öğrendi.

Gece biraz sakinleşti. Barış, Eda’nın yanına uzandı, ensesini sımsıkı tuttular.

– Seni affettim, Barış, – Eda fısıldadı. – Bir sonra aynı olursa, hepimiz çok daha uzun bir yol alır.

– Karar verelim, – dedi Barış, Recep’in onu etkilediğini fark etti. – Sabah Balıkesir’e gidelim. Onlarla birlikteyse daha rahat olacak.

Ancak sabah, Ayşe’nin beklediği mesaj, onlar için çok daha karmaşık oldu.

– Ne hırsızlık ediyorsunuz bu erken saatte! – Ayşe kapıyı açtı çiçekli önlüğüyle.

– Balıkesir’e gideceğiz, – Recep sadece cevabı verdi.

– Mini sadece dönmüş! – Ayşe, öfkeyle bağırıyordu.

– Komşu ağaçlarla, anneciğim. Sadece birkaç saat. Dönersiniz, belki kahvaltınızı yine koyarız.

Eda’nın gözlerinde bir anlık obe diyebilir bir şey vardı. Barış’ı terk etmediğini düşündü.

Gece boyunca, Balıkesir’deki sahile gittiler, sakız tabakları etrafa yankı yapıyordu. Recep, sadece iş gibi görünüyordu ama aslında çok daha derin bir sohbeti vardı. Barış, onun sadece her condolences’unuz aşıya sığınması gerektiğini anladı.

Yarın sabah, Eda aniden gözyaşlıydı. Ayşe, kafesarı döşemeye oturmuştu.

– Her zaman…”Senin neden dersiniz?” – Barış, kocasına sordu. Eda’nın neden hep neden olduğunu merak ediyordu.

Barış’ın bir ipucu vardı. Dışarı sadece aniden Ayşe’nin yüzünde olan “bilinmez” ışığı anladı.

Gece boyunca, hesabı kesinleşti. Dört çocuğu olacakmış.

Ertesi sabah, Ayşe her zamanki gibi, kahvaltıyı hazırlamaya yaradı. Ama bu sefer, Barış onu farklı bir şekilde içerdi: ondan daha fazla bir ailenin annesiymış.

– Anneciğim, – dedi Barış, çay fincanını bilet yuvarlak bir şekilde bastırarak. – Eda ve ben bir yazardık…

– Neden bu kadar sıkıyız? – Ayşe sustu.

– Barış biliyordu, – Barış ésas kafasında. – Sadece biraz daha uzunlaşma. Doktorlar da ona yardımcı oldular.

Ayşe, gözlerini yaşlıyor gibi görünüyordu.

– Ne demek bu… – Ayşe, hafifçe gülümseyip bir fincan çay koydu. – Böyle birşey daha önce hiç olsaydı.

Zaman, beklentileri değiştirmeye devam etti. Ayşe, sadece çok farklı bir şekilde anlatılmışarı.

Ve bir gün, Barış, bir memleket çocuklarına ait köprüyü geçerken, Eda’nın Bacakları altında tek bir ebeveyn…

– Anneciğim, – dedi Barış, ıssız bir şekilde. – Yarım senin değil.

– Bu satırdan sonra, bir başka babam var.

Ve buralarda, Bursa’da, birbirlerininkiler gibi, bir yazardiler… ama bir de sevilen ve istenen bir aileyle.

Rate article
Lifequest
Elveda, Sevgili Kayınvalidem