Her Şey Mükkemmeldi, Ta Ki O Geri Dönene Kadar

Her şey ideal görünüyordu, ama o geri dönmüştü.
“Ne yapıyorsun burada?” Melek kahvesini tutan elinde titremeye başladı, kapının eşiğinde eski tanıdık silüetini görünce.
“Selam, kardesim,” Emine gülümseyip omzundaki koyu kumral uzun saçı geri atmıştı. “Sınırlarını unuttum mu?”
“Amerika’da kalmak üzere… Sekiz yıl önce ayrıldığında… Sonsuza kadar…” Melek’in sesi parçalanıyordu.
“Planlar değişir,” Emine içten içeri süzüldü. “İçeri girmemi mi istemiyorsun?”
Melek sessizce yer değiştirdi. Sekiz yıl, bariz bir hayat, düzgün bir yaşam. Emine, bir zamanlar bir arada yaşadıkları apartmanı izliyordu.
“Oldum adama,” mekiplenmiş durumun kolyesini çözdü. “Ama ben anılarımdan bahsediyorum. Bu çiçekli duvar kâğıtlarını nasıl değiştireceğimizi sandığımız günleri hatırlıyor musun?”
Melek artık inanamadı. “Emine, neden buradasın?”
“Sadece bir kardese merhaba demek mi yetmez?” Emine pencereye uzanırken, aynı hüzün gözlerinde belirdi. “İstanbul hâlâ aynı. Aynı beton yığınları, aynı anaokulları.”
Melek kahvesini masaya bıraktı. Elindeki titreme geçmemişti. Emine hâlâ eskiydi. Sadece gözlerinde, hüzünlü bir ağırlık belirmişti.
“Eşikteyim? Ama senin üçüncüsün?”
“Zeynep. Altı yaşında.” Emine kıkırdadı, ama bir şey sallandı.
“Diğer yarısı?”
“Murat. Liseden arkadaşım.”
“Didimli Murat?”
“O olacaktı.”
“Ve çocuklar?”
“Kızı var. Diğer yarısına ait.” Emine pencerenin arkasına geçti.
Melek’in içi allak bullak doldu. O, Emine’nin neye sebep olacağını biliyordu.
“Konuk odan yok mu?”
“Atılacak,” Emine gülümsedi. “Ücretsiz konuk oldum diyebilir miyiz?”
“Zeynep…”
“Beni hiç görmezsin.”
“Kısa bir süre.”
“Bir ılık olsun,” Emine sarıldı. Annesiyle çocukhoodları hatırlatan bir andı.
Akşam Murat Zeynep’i getirdi. Melek onu hazırlamıştı. Murat Emine’yi görünce derin bir gerilimle dondu.
“Selam, Murat.”
“Merhaba,” gergin bir selamla karşılık verdi. “Amerika’da nasıl?”
“Unutulmuştu,” Emine kitap karıştırdı. “Sen hâlâ sessizsin.”
Zeynep meraklı bakışlarla inexperienced kadını izledi.
“Kim bu?”
“Emine titty amcam. Annenin kız kardeşi.”
“İkimiz miyiz?” Zeynep garip buldu.
“Uzun zamandır işte,” Melek gülümseyip oğluna baktı.
Emine yere çömelip dokunaklı fıkıra başladı.
“Gözlerinde ki parıltıyı fark etti mi?” Murat Melek’e baktı. “Onlar milyon yıla ihtiyacım var.”
İfademiz zorladı, ama akşam yemeği her zamanki gibi geçti. Bir an için Melek, belki de değişti diye düşünüyordu.
Pazardan sonra Zeynep devlet konservatuarındaki turnuva ile kahkaha patlatmıştı. “Devlet konservatuarı mı?” Emine gülümsedi. “O zaman ben de ansızın atletik olurum.”
Akşam yemeğinde Emine anlatıyordu. Eski günleri, okul zamanlarını. Murat dikkatle dinliyor, bazen hafif gülümsemeyordu.
“Sen ne hissediyorsun?” Melek hem Emine’ye hem de içindeki belirsizliğe baktı. “Ya karete mal olursa?”
“Ne olurlarsa olsun.” Emine kahvesini yutarken soğuk bir not tınısını verdi.
Bir gece Melek, Emine’nin midstaki karanlık hissi fark etti. O, onun zihinsel derinliklerini çözmeye çalıştı.
“Ne zaman anlamışsın?”
“Her zaman biliyordum.” Emine pencereye baktı. “Sen hayatını bir bayrak gibi yıllarca yolladığın zaman, bir diğer şeyin farkına varırsın. Bir tablo, bir iz…”
“Seni affettim, ama tarihi değil.”
“Herkesin duygusal çöküşü olur.” Emine kıkırdadı. “Ama ben artık çökmüşüm.”
Pazar günü Emine, Murat ve Zeynep ile havaalanına gideceklerdi. Melek, her şeyin biteceğini hissediyordu.
“Yola ne zamana kadar çıkar?”
“Birkaç gün daha.” Emine gülümsemişti. “Ama burada bir yer yok.”
“Birlikte oturmak ya?”
“Sen tekisin.”
“O zaman gideyim.”
“Bir saniye. Neden buradasın?”
“Seni anımda saklamam için.”
“Yanılıyorsun.” Emine bakışı kilitledi. “Sen tekisin.”
Melek, Emine’nin burada bir sohbet değil, bir savaş olduğunu anladı. Uzun zamandır unutulmuş, ama yaşlı bir sınıfın yeniden başlatılmasıydı.

Rate article
Lifequest
Her Şey Mükkemmeldi, Ta Ki O Geri Dönene Kadar