Son Hasat

Son Hasat
– İstanbul’dakilere mahsus, senden istemem Cemal! Bu tarlar helal değil, hadi ama! – diye bağırdı Rumeysa Hanım, bahçenin kapısını kollarını uzatmış olarak kapatıyordu.

– Anneciğim, işim bitti. Yarın makine gelip hepsini kirletmezse bu toprakta kalmayacak. Belgesi imzalandı ben gelmekle, – Cemal gözlüğünü çıkarmadan iç geçirirken cevap verdi.

– Hangi belge? Babanın eliyle 40 yıl suladığı bu toprak? Her ilkbahar ağrım gidiyordu, ama nósbeck colorWith bu işlerle! – Yaşlı kadın, sopa sütanlarına sarılmış elini kaldırıp rüzgarın saçlarını etrafa savurduğu sırada bağırıyordu.

– Dramatik ol, lütfen. Senin yaşında bu tarlalarda koşma senin için nasıl bir şey. Yada marketler her şeye sahip, senin taze limonu da değil, inciri de… – Cemal sarıyı sımsıkı tutmaya çalışırken tekrar annesine engel oldu.

– Market? – Rumeysa Hanım burun kıvırdı. “Olarak değil! Babamın toprağından değilse, ne limon, ne incir! İstanbul’daki harabe paketlerini hâlâ beni anlayışlı tutmaya çalıştığını sandığın kafam varsa!”
Ağaçlı köyün çinar ağırlığı altındaki sofa, köylerindeki çakılar gibi bilinen o çilek ve incir sahilinin arasında. Havada gül ve pekmez kokusu vardı. Gökyüzü temiz, zaman zaman dağların tepe kazıklarında çepeçevre.

Cemal, İstanbul’daki şirketinde cuối çözmek isteyen bir adama, toprakları kirletmek için bir plan hazırlamıştı. Devlet kavgasında kaybeden annesine yığınla mahsul sendikacılığı yapmak istiyordu, ama Rumeysa Hanım bir türlü kırılacak gibi görünmüyordu.

– Annem, mantıklı ol. 72’sindesin. Her gün bu toprakları sürmek ne kadar önemli sanıyorsun?
– Belki önemlidir. Bu benim hayatım. İstanbul’da televizyonun karşısında oturacak mıyım ben?
– Tanrı’ya şükür, umarım değil. Annesiyle birlikte oturma odasını Haziran ayında ön plana alıyoruz. Lale’nin için her gün geldiğinden beri ikna oldu.
– Lale, tabii ki, – Rumeysa Hanım gülümsemeyle onun yüzüne baktı. “Ama bu köyi bırakmam. Burada her taş bizi bilir. Orada babamın gölgesi gibi, bu topraklar karmakarışık günlerimizi anlatıyor.”
Cemal, annesinin sabrına tanık olmanın yanında, onu özgür bırakmanın da zor olacağını biliyordu. Ama topraklar yok olmasa da, insanlar yaşayacaktı.

– En azından biz son hasatı buradan hasat edelim, – annesi değişti tonuyla istektir. “Çınarlar bu yıl çıplak gibi elde. Bırakmayız.”
Cemal, son hasatı birlikte toplamayı kabul etti.

Ana çınarın altında sabah güzelleşmiş iken:
– Hatırlıyor musun? Babam her sabah sana su vermesi gerektiğini biliyordu. Sinirliydın, ama bak bakalım bu ürünler! Elmalı, senin favorin.
– Hatırlıyorum, – Cemal annesine mecburi karışık şekilde cevap verdi. “Ama dediğin gibi, zaman geçiyor. Yeni yeni.
– Zaman geçiyor, ama kalbimiz aynıdır. Unutma, köklerinde dur.
Güneş ışığı köy çevresindeki sahilin tarlalarını boyadı. Onlarla tarlada hasat etmek, zaman zaman da annenin yaşlılıklarını incecik bir gözle görmek. Ama gözünde o bir zamanlar umutsuz çocuktaki tutkuyu hatırlatan bir ışık vardı.

Annem bizi durağan bırakmadı. Bu topraklar, onu seven herkese karşılık verir.
– Baba, her zaman bu topraklara verdiğinizin karşılığını verdiğinizi söylemiş. Ona karşı çiçek gibi aşkla, – dedi Rumeysa.
– Annem, – Cemal çöp kutusunu yere koydu. “Toprakları sattım sadece yüzüncü değil. Endişe etmeden burada nasıl yaşayacağını ben sana göstermek istiyorum. Bir şey olursa burada ne yardım var, ne de doktorlar.
– Ben hiçbir şey olmasını bilirim. Zeynep Hanım her gün gelir, hemen sağdaki Zeliha Hanım da yardım edecektir. Biz seni nósbeck colorWith bu işlerle!
– Zeynep Hanım da 70, Zeliha Hancı ise her sabah yürüyüş yapmak zorunda. Merak etme sen.
– Eski kadınlar üzülecek! – Süratle Rumeysa Hanım diye cevap verdi. “Ama biz hâlâ cesuruz. Zeynep Hanımın özenle toplayacağı ırganer mısırını elinde tutarsan parmaklarını yemek isterdik.”

Cemal başını sallarken, annesi onun aklında bir başka dünya inşa etmeye devam etti.

– Bilirsin, senin karına dün aradım, – Rumeysa Hanım aniden dedi.
– Ebru mu? Neden?
– Sana en çok çalıştırdığını söyledi.-efficient and𬱟

Rate article
Lifequest
Son Hasat