Eşi Gitti, O Sadece Gülümsedi

Ahmet, ondan ayrılmak istediğini söyledüğünde bile Esra yalnızca gülümsedi.
“Tanım, bu ne kadar yorucu!” diye sinirlenip mutfağın içinde adımlarla yürüdü. “Her gün aynı şey! İşten eve gelsem, bu karanlık hava yine aynı!”
Esra fırında kaynayan çorba kaşığını hafifçe sallarken bile, omuzları gerginleşiyordu. Bana sorduğu sorudan etkilenmemişti sanki.
“Sende ne var demek istiyorsun?”
“Bu soğukkanlılığına, gölgene kapılmış kafaya—artık bana yer yok hissini veriyorsun!” Ahmet öfkeyle masaya vurdu. “Senin işlerine bana hiç sormadın. Son defa nereye birlikte çıkmıştık?”
Esra sakin bir şekilde döndü. Gözlerinde aksilik yoktu, yalnızca hafif bir yorgunluk belirdi.
“İki hafta önce sinemaya gittik,” dedi.
“Ve telefonuna yatıp etkinliği bile kaçırmıştın!” Ahmet saçlarını karıştırdı. “Bildiğin, bu işe devam edemem. Ayrılmak istiyorum.”
Esra bıçak demeti sustu.
“Geceleyin nereye gidiyorsun?”
“Bugün değil. Tamamen. Senden, bu evden, tüm bu iklimden uzaklaşmak istiyorum.”
Esra gıcır gıcır inledi. Beklediği sözlerden başka bir şey gelmesi, onu beklenmedik şekilde serbest bıraktı.
“İkram edersen, yarın işe çıkarken eşyaları alırsın,” dedi sadece.
Ahmet只会为自己的反应准备好了泪水、指责或争执,却没料到这种平静。
“Birlikte yaşamak için savaşmıyorsun mu?” diye haykırdı.
“Neler var ona değer?” Esra pencereye yaslandı. Meşrût mahallesinin akşam yarısı etrafa yayılıyordu. “Çoktan bize uzaklaşmışken. Haklısın—benim kendi küçük dünyamda yaşıyorum. O dünyada senin rahat etmediğini sanıyor.”
Ahmet sessizliğe bulaşmıştı. Hemşiyesi elindeki rakip kartı tutuyordu, ama artık bunun değerini takdir edemiyordu.
“Yarın sabah işe giderken alırım,” dedi.
“Pekala,” Esra tekrar fırına döndü, kaşıkla çorbanı karıştırdı. “Akşam yemeği istiyorsun?”
Ahmet kapıyı kapattı, bir yanıt vermeksizin. Esra ölümcül sessizlikte oturdu. Telefonuna baktığında arkadaşım Sema’nın mesajı, gözyaşları içinde gülüyordu—acı değil, henüz hissetmediği bir rahatlıkla. Mesaj şöyleydi: “Yeter, Esra, ona bu sözü demişsin mi?”
Ama Ahmet’ kendisi söylemişti. Kötüye. Kardesleri onun elinde değildi; Türkiye’nin buradaki şehirde, biri soğukkanlî, diğeri ise yorgun olmak herkesin ruhu için doğal bir durum.
Onun gitmesinden bir hafta sonra Esra, meşrût bir caféde oturmuştu Sema ile. Arkadaşının yüzü endişe doluydu.
“Ve bu kadar kolay mı bıraktın? Hiç değişiklikler yapmaya çalışmadın mı?”
Esra kaşık kahvenin içini sürterek omuz silkti. “Ne değiştiririm ki? Bildiğin, geçen iki yıl ev yarım kaldı.”
Sema hayretle yerinden kalktı: “On yıldır birlikteydiniz! Bu da hiçbir şey ifade etmez miydi?”
Esra başını salladı. “Evet. Fakat birbirimizi zulüm etmek dayanamayız.”
Sema inanamayarak kafasını salladı: “Eski Esra’yı unuttum. Artık yaşamak istiyorsun.”
“İlk Esra öyleydi,” Esra neden düşünerek pencereden baktı. “Şimdi ise içime huzur duyan biriyim.”
Sema kulak çubuğu yerine öne eğildi: “Hiç acımadım?”
Esra bir an durdu. “Evet. Ama korkunun geçtiğinde değil. Bu kararı uzunca bir süredir verilen şeydi. Aslında ona söylemek üzere söz dizim hazırlamıştım, o akşam. Önceden hayır dememiştim.”
Ahmet’in tekrar gelmesi umutları hemşirelikte var. Halkın korkuları, bilinçli yaşamda serbestlik güçlü. Ondan sonraki yeni işi başlamıştı, artı kendi adını düşünmektedir.
Ahmet’in tekrar gelmesi umudu, Sema ile paylaşmadığı, secreted bir umuttu. Hemşirelikteki umutsuzluk yoktu; burada nueva bir hayat vardı.
İstanbul’un meşrût mahallesinde, Ahmet’in girdiği yeni hayat, kibar bir dilek veya kimse olan bir durumla pek gerçek olmayan bir durumdu. Esra’nın iç huzuru ise, kendi yolundan ilerlemekti. Ahmet’in yüzüne baktığında, artık onun ne düşündüğünü önemli görmedi. Ama onun da kendi düşüncelerinde bir eksiklik olduğunu fark etti.
Sema’nın etrafındaki korkular, Esra’nın yeni bir evdeki masada çay içiyor olmasıyla azalmıştı. Artık masadaki çay bardaği sadece bir kahvenin etekleri değil, meşru birleşmeydi.
Esra’nın yeni kirası, eski aşkın yorgunluğu tarafından iptal edildi. Yeni bir hayatı vardı, Ahmet’in gülümsemesi ise artık bir armağandı.
Afyon’dan gelen annesine telefon ettiği bir gecede, annesi şöyle dedi: “Esra, birlikteyken mutlu olduğumuzu kimse bilmez. Çünkü onu ciğerimde taşıyorduk.” Esra’nın huzuru ise, annesinin kelimeleriyle daire durdu. “Evet, ama bizim yolumuz ayrılsın.”
Ahmet ile yapılan bu sohbet, Esra’nın yeni hikâyesini daha da net bir hale getirdi. Artık onun da yorgunluğunu anlayan bir açıklık vardı. Ahmet’in öfkesi, Esra’nın huzuruyla karşılaştırıldığında, hemşirelikteki farkı net görüldü.
Esra’nın iç huzuru, kendi yeni kirasının masasında bir kahvede içilmesiydi. Ahmet’in kelimeleri artık onu rahatsız etmiyordu. Artık onun da iyiliği, Esra’nın kendi huzuruyla karşılaşır gibi görünüyordu.
Ahmet’in tekrar gelmesi, Esra’nın yeni hikâyeye daha fazla umut verdi. Fakat bu umut, kendi iç huzurunu kaybetmezdi. Türkiye’nin meşe ağacı gibi gururlu bir yaşamı vardı.
Esra’nın yeni kırması, Ahmet’in gözyaşları gibi değil, kendi iç yorgunluğunu azaltmıştı. Artık kendi hikâyesini oturmuş kahvede bir sohbette anlatmak, yeni birşeyin başlangıcıydı.

Rate article
Lifequest
Eşi Gitti, O Sadece Gülümsedi