Turkumuzun ortasında bir bahar güneşinin ışıkları pencereden içeri süzülüyordu. Sobanın eski duvarını boyamıştım, henüz yeni siyah beyaz boyanın parlaklığı algıalıyordu. Semih’in en sevdiği yemek olan tavuklu çorba kaynıyordu fırında. Semih dün akşam boyu üzgün hareket etmişti, onu biraz memnun etmek istemiştim.
“Semih, mavi kravatımı ne dur durak baktın?” diye içeri yarım gömleğiyle içeri girdi.
“Çamaşır kabında,這一晚 olan gibi sana söylediğim gibi,” dedim, çorba yapmayı bitirmekle meşgulken.
Aksam toplu bir sessizlik içinde geçti. Semih cep telefonunda haberleri takip edip sadece sesli sesli “ah” diyeğini duyururken ben de ona bulaşıp bakıyordum. Ona ne olduğunu sormak istedim ama dizginledim kendimi. Belki kendisi açar diye vardı.
“Çorba çok lezzetliydi, çok teşekkür ederim,” diyerek fincanını bıraktı. “Dinle, sana bu sefer: Babam gelir. Bugün. Üzümüz gibi birkaç hafta konaklaması gerekiyor.”
Kadını实现了, Refik bey? İşte o kişi! Düğünümüzde “yeterince iyi değil” dediğimizyle evlenmemeye karar veren adam. Sonra iki buçuk yıl boyunca bizimle ne yazık ne şükür bir zamanlarlar edememişti!”
“Ne zaman geleceği?” diye sordum, sadece bir nelikten çıktım.
“Bugün akşam. Ben de işten alırım,” diye karşınıma baktığımda kaşlarında bir heves ettim. “Annemin bir şeyi var, o da beklemeden uzaklaşmak istiyor gibi konuşuyorlar.”
“Birkaç hafta mı?”, Fincanı bıraktım, “Semih, o… Bunun öncesine nasıl hâlâ aynısı oldu? Hatırlıyor musun, neydi durumu?”
“Düştü,” dedi Semih, biraz çekingen, “Nefes dengesini yitirdikten sonra her şey baştan başlamış. Bana reddetmedi, çünkü babam.”
“Seninle önce konuşmalıydın,” dedim, çayları toplamaya başlamıştım. “Bir hafta bir hayır durumu vardı. Bir de proje var.”
“Affet,” dedi Semih ardımdan sarılıp yarım saptı. “Bilirim, önce sana söylemeliydim. Sadece korkuyordum.”
“Korkmaya hakkın vardı,” dedim, uygundan kurtulduktan sonra. “Git artık, geciktirme. Bahar da konuşalım.”
Saatler uzunca geçti. Aslında işlerimi pek şu işte konsantre edebildim ama her şey Refik bey hâlinde toplanıyordu. Eskiden ordu hepsi, komut etmeye alışık adamdı. Ama annesinden sonra tekrar evlenmiş, o da ondan yirmi yaş küçük bir kadındı. Şimdi ne olduğu durumu baştan başlayacak gibi.
Günün sonunda tamamına kapımı yağmur yağmıştı. Bir an için içeri inecek bir morali bulamadım ama yine de kapımı açtım.
Kapının ötesine Semih ile gelen uzun boylu, neşesi azalmış yaşlı adamı buldum. Eski seyahatlerden biraz yıpranmış gri bir valiz taşıyordu.
“Merhaba, Refik bey,” dedim, ama gülümsemem pek zorluyordu.
“Ruhu var, Ayşe hanım. Eski bir dedek buraya gelmiş, rahat ettireceğinizi düşündüm.”
“Girin lütfen, akşam yemeği hemen olacak,” dedim.
Gece yemeği boyunca dizinizi konuştuan Semih idi. Refik bey sadece başlarını çevirip sorular soruyordu, ben de yemekleri dolduruyordum.
“Çok lezzetliydi,” dedi Refik bey, bana dönerek. “Sonsuza kadar bu kadar iyi mi mutfakları var?”
“Hepsi biraz denemelerden sonra,” dedim, teşekkürü beklemiyordum.
“Benim eski sevgilim Safiye, inşallah, onlar birkaç pizzayla yeterli olurdu. Meral ise sadece konserve yemeyi bilirdi. ‘Bu kadın işi değil!’ diye這一晚 olan gibi sormuştu. Bunlardan ayrılaraktan Modern kadınlar ne yapabilirsiniz?”
Bana bakarak Semih’in omzuna hafifçe dokundu.
“ Refik bey, kameriniz göstersin mi?” dedim akşam yemeğinin sonunda. “Özel bir banyosu var ve televizyon var.”
Yalnız kamerde turundan sonra elindeki çantayı yatağın kenarına koydu.
“Yeterli, burada,” diye destekliyordu. “Takip etmeden bir ev gibi hissettirdi.”
Sabah çayını bardaktan içtim. Saat yediye geliyordu. Annesi uydu ama Semih’in yatağındaysa.Refik bey zaten kahve demliyor. Spor kıyafeti giyerek ekmekleri doğrayan bir adamı çay fincanının içine buhar gibi hissediyordum.
“Selam efendim,” dedi bana dönüp gözlerini açtı. “Ama bir an önce uyandırmak istemedim. Ordu alışkanlıkları olduğu gibi kalmadı.”
“Korkmayın,” dedim, bu sefer bana sordu. “Ben hepinin çayını bu vakti yiyorum.”
Onu uygun şekilde sıcak havayla yatak odasına götürmek istedim ama Refik bey her şeyi kendisi halletti. Sakızları temizliyor, bıçağını yıkıyor, hatta çayını da tamamlayıverecekti.
“Yürüyüşe çıkarım,” dedi kapıyı açarken. “Bahçe, bu size yakın gibi duruyor. Bir saat içinde geri dönerim.”
Kapının ardından kapandıktan sonra hemen Semih’in kaybolmuş haline karar verdim. Telefona Zeynep’i aradım.
“Teyze, hayır, gerçekten! Refik bize geliyor. Ama o… Ama artık ona Hafız benim hafız gibi davranıyor.”
“İnanmıyorum,” diye kıkırdadı Zeynep. “Belki onun ikizi? Hatırlıyor musun, düğünümüzde…”
“Evet,… Ama insan değişir,” dedim, içime sığmayan bir kara duyguyu kontrol edemiyordum.
“Belki de oyun oynamaktadır. Dikkat et kocan.”
Eve döndüğünde Semih daha biraz zaman geçti. Yanımda yalnız Refik varken döşeğimi bir türlü sert tutamadım. Ona bakan kokularla da düşüncelerim belli oldu.
“Yardım edebilir miyim?” diye aniden sordu.
“Bitkin halini havada olursun,” dedim, biraz sevinçle.
Kesimlere bir an sessizce bakıldıktan sonra Refik başlığını yineye sordu.
“Ayşe, özür dilerim.”
“Ne için?”
“Tüm başta. Düğün, kaba davranışlar, destek vermem. Yanılıyordum.”
Dilerseniz başka bir yorumda da olsun, Refik’in bu şekilde değişmiş olduğunu düşünmüyordum.
“İnsanlar değişir,” dedim, biraz yumuşak bir sesle. “En önemlisi onu anlaman.”
“Az olmuştur, sağlıkta bir ders aldım. Yeterli varmış. Oğlumun yokmuş, karısı…”
Yalnız bu refah içinde, asıl iyi tarafı da Meral. Önerdiği konutu vardı. Bahsedilen o zenginlik üzerine…
Semih geldiğinde Refik ile dostça birbirlerini biliyordu.
“Her şey yolunda?” diye sordu.
“Evet, oğlum,” dedi Refik, Semih’in omzuna hafifçe vurarak. “Bu sevgiyle başa çıkıyorum.”
Arkadaşlık içinde birkaç hafta geçti. Refik sabah uyanıyor, egzersiz yapıyor, öğle yemeklerini yapıyor, akşam parkta yürüyüşe çıkıyor. Geldiğinde evden biraz ayrılaraktan yardım ediyor. Aksham serbest kalıyoruz çünkü onunla gazete okuyoruz ya da bir şeyler konuşuyoruz.
Bir gün, Semih ile Refik’in seslerini duydum.
“Papa, niye daha önce Ayşe’ye karşı böyleydi?” diye sordu Semih.
“Sadece korkuyordum,” diye cevapladı Refik. “Onun seni benden alınca. Azıcık destek vererek kârlı olduğunu hissediyordum. Fakat tek başına olduğumda bu sevgiyi anladım.”
Zeynep gelmişken, Refik’in bize yardım ettiğini görmekle birlikte pek çok şeyi değiştiğini anımıştım. Babamın bir zamanlar dediği: “İnsanlar kötü değil. Yalnızca yaralanmışlar ve korkmuşlar.”
Bir hafta sonra Zeynep ile birlikte yemeğe gelirken Refik’in bize yardım ettiğini görmek, Şişehanım’da etrafta etraflı davranış ettiğini görür de ihmal edemedim.
“İlk başta yalan söylüyordum, ama gerçekten değişti,” diye fısıldadım.
Kadının yüzüne bakınca bir an için birşeyler düşünüyorum.
“Planların nerde?” dedi Zeynep.
“Hayır. Bağlar geçmişte, hâlâ tek bir daireyle durumda. пенсия da iyi.”
Peçetemi uzattı.
“İnanmıyorum. Bu tüm şeyler…”
Rubinin sonunda bir telefondaçağı geldi. Refik’in geldiğinde Meral, eteklerini dolu tebessümle girdi.
“Kocam nerede?” diye sordu.
“Belki bu Meral, Meral hanım. Lütfen gir,” dedim.
Refik onu görünce içi açıldı.
“Kolya!” diye bağırdı. “Seni buldum! Endişeliydim!”
“Gerçekten mi?” diye sordu Refik, biraz kızgın bir sesle. “Sanırım sen de bu deneyi biliyorsun. Konutun dağınıklığı ve belgelerin eksik olup olmadığını sorguladın.”
Meral yüzü çöktü.
“Sadece senin birkaç şey gibi endişeleniyordum.”
“Senin yoluyla. Senin dek senin konutun. Senin dek senin konutun.”
“Neden…” diye sordu, ama Refik onun sözünü kesti.
“Ayşe’ye karşı kötü miydi? Karım semih’in kahramanı gibi. Sen değildin, bu yüzden büyüyemedin.”
Meral bana döndü.
“İşte o! Sizleri karşıma çektirmişti! Bu yaşlı adamın leğenini elinde tutmaya çalışıyor!”
“Kes sesini!” dedi Refik. “Ayşe, burada her zaman korusun. Senin dek her zaman onun aleyhine duran kişi.”
Meral yüzünü buruşturdu, sonra kapıyı kapatmadan çıktı.
“Affedersiniz bu sahneyi,” dedi Refik. “Sanırım bu son görüşüm.
“Hayır, bir şey olmaz,” dedim, sadece gülümsedim. “Çayı içer misin?”
Semih bu olayı öğrendiğinde sordu.
“Bütün sorunlar çözüldü mü?”
“Evet. Artık bir araya gelmez.”
“Ama nelere?”
“Hayır. Tek başıma yaşayacağını.”
Semih onu kınıyor.
“Her zaman bizimle kalabilirsin,” dedim. “Ben biraz utanç duyarım.”
“Teşekkür ederim, Ayşe. Ama ben size engel olmak istemem. Onunla özgürce yaşayabileceksiniz. Her zaman ziyaret etmek istersem bize gelirim.”
“Elbette,” dedi Semih, onun omzunu alarak. “Her zaman hosgeldin.”
Bir hafta sonra Refik valizini topladı. Kapının başındaki拥抱’da Semih’e sarıldım, ardından da bana dolandı.
“Teşekür ederim, Ayşe. Beni eski olaylarla karşılamamakla elinize bir şans verdiniz. Bu durumda birçok şey öğrendim.”
“Elinde Hery aplicación ben?” diye sordu.
“Gerçek bir aile nasıl olmalı. Deyimden değil, gerçeklikten. İnsanlar birbirlerini seviyor.”
Kapıyı kapatıp Semih’e sarıldım.
“Hiç düşünmemiştim ki tüm bu olaylar böyle geçer,” dedim.
“Elbette. İnsanlar zamanla neyin önemli olduğunu fark edebiliyor.”
Gece telefon çaldı. Semih telefona aldı ve hemen bana uzattı.
“Refik Bey,” dedi.
“Merhaba Ayşe, bir şey sormak istiyorum. Oğlumun karısına gurur duydum. Ve… Eğer çocuklarınıza bir zaman geldiyse… Deli olmaktan korkmazdım.”
Bir süre sessiz konuştu.
“Evet, Refik Bey. Biz aslında… Sekiz ay içinde sizlere soracaktım. Bir bebeğimiz olacak.”
Sessiz bir anda neşe sesi yükseldi.
“Erkek veya kız?”
“Henüz bilmiyoruz. Fakat öğrendiğimizde sizi bilgilendireceğiz.”
Telefonu koyduktan sonra Semih’e sarıldım.
“Peki sadece babanın buraya gelmesiyle bu pozisyonu beklediğimden daha iyi oldu,” dedim.
“Ben de. Bizim çocuklara o kadar şanslı dedi. 70 yaşında hayatlarını değiştirebilir.”
Dışarıdan yağmur başladı. İçimde neşeliydi ama en güzel an那一刻, yağmurun sesiyle birlikte başa çıkıyordum. Hayat bazen sana beklenmeyen bir yol sunar, ama en çok önemli olan o anları neşesiyle başa çıkarmak.




