Kaynana her zaman en iyisini bildiğini düşünürdü.
Elif, keskin telefon sesiyle irkildi. Ekranda “Fatma Hanım” yazıyordu. Kaynanası sabahın bu saatinde üçüncü kez arıyordu. Derin bir nefes aldı, toparlandı ve yeşil düğmeye bastı.
“Buyur, Fatma Hanım?”
“Elifçiğim, neden açmıyorsun telefonu?” Kaynananın sesinde açık bir sitem vardı. “Saatlerdir arıyorum!”
“Emre’ye kahvaltı hazırlıyordum, ellerim doluydu,” diye yalan söyledi Elif, aslında yüzüncü kez çocuğunu nasıl yanlış yetiştirdiğini tartışmak istemediği için açmamıştı telefonu.
“Yine mi kahvaltı? Ben sana kaç kere dedim, çocuklara et lazım! Benim Oğuzum etle büyüdü, bak nasıl da güçlü! Senin Emre ise cılız mı cılız, rüzgârda uçacak neredeyse.”
Elif gözlerini kapadı ve içinden beşe kadar saydı. Oğulları henüz üç yaşındaydı ve doktor da her şeyin normal olduğunu söylemişti. Yapısı babasına çekmişti, hepsi bu.
“Fatma Hanım, et de yediriyoruz zaten. Öğlen köfte yapacağım.”
“İşte bu güzel! Zaten ben de onun için aradım. Bugün size uğrayacağım, tavuk suyu çorbası getireceğim. Kemikli, Oğuz’un en sevdiği gibi. Bir de kendi tarifimle köfte yaptım. Senin o köftelerinle olmaz ki…”
Elif’in yüzü buruştu. “Köftelerinle” derken öyle alaycı bir ton vardı ki, sanki çocuğuna zehir veriyormuş gibi hissettirdi.
“Zahmet etmeyin, bizde her şey var,” diye karşı çıkmaya çalıştı.
“Ne zahmeti? Nine torununu görmek istiyor, yasak mı koyacaksın?”
Bu cümlede kaynanasının tüm karakteri vardı. Öyle bir soru sorardı ki, “hayır” demek kabalık gibi görünürdü.
“Tabii gelin,” diye boyun eğdi Elif.
Konuşma bittikten sonra alnını serin camın soğukluğuna dayadı. Camın ardında seyrek kar taneleri süzülüyor, çıplak ağaç dallarına konuyordu. Kasım soğuk ve kasvetli geçiyordu.
“Anne, kiminle konuştun?” Çocuk odasından Emre çıkıp geldi, elinde yıpranmış peluş kedi tutuyordu.
“Nine Fatoş bugün gelecek,” dedi Elif, sesini neşeli çıkarmaya çalışarak.
“Yine yemek yemediğimi mi söyleyecek?” diye suratını astı çocuk.
Elif’in yüreği sızladı. Küçücük çocuk bile bu sürekli eleştirileri fark etmişti.
“Ninen seni çok seviyor, sadece sağlıklı büyümeni istiyor.”
Emre ikna olmamış gibiydi ama başını sallayıp oyuncaklarına geri döndü.
Elif temizliğe başladı. Kendisi ve eşi dağınıklığı sevseler de kaynana gelmeden ev tertemiz olmalıydı. Yoksa, “Böyle viranede mikrop bile yaşamaz,” yorumunu işitmek işten bile değildi.
İki saat içinde yerleri sildi, tozları aldı ve hatta elmalı kek bile pişirdi. Kaynanasının nadiren övdüğü tek şeydi bu kek.
Oğuz öğlene doğru işten gelecekti. İkisi de evden çalışıyordu – o bir yazılımcı, Elif ise grafik tasarımcıydı. Ama bugün önemli bir müşteri görüşmesi için ofise gitmişti.
Tam saat ikide kapı çaldı. Fatma Hanım İsviçre saatleri gibi dakikti.
“Merhaba gelinim!” diyerek içeri girdi kaynana, kestane rengine boyanmış saçlarıyla, ellerinde dolu poşkElif, derin bir nefes alarak kapıyı açtı ve en azından bugün çay servisinde bir tartışma çıkmayacağına dair içten içe umut etti.




