Ayşe, kocasının ofisindeki tozları alırken, bezine bir kâğıt yığını takıldı. Kâğıtlar yere saçıldı. Hızlıca toplarken koltuğun altında bir şey parladı. Uzanıp eski bir kılıfta duran küçük bir telefon çıkardı.
“İlginç,” diye mırıldandı, telefonu çevirerek baktı.
Murat’ın yeni model telefonu hep cebinde ya da yatak odasının komodini üstündeydi. Bu ise daha ucuz, sıradan ve… tanıdık gelmiyordu. Güç tuşuna bastı – ekran açıldı, parola yoktu. Ayşe’nin kalbi hızla çarpmaya başladı, boğazı düğümlendi.
Sandalyeye çöktü, gözlerini telefondan ayırmadan. Yirmi dört yıllık evliliklerinde her şey yaşanmıştı: kavgalar, kırgınlıklar, güvensizlikler. Ama ikinci bir telefon… Ayşe kendini kıskanç bir eş olarak görmezdi. Murat’a güvenmişti, evlilikleriyle gurur duymuştu. Şimdiyse bu küçük siyah kutunun içinde saklanan sırlardan korkuyordu.
“Yirmi dört yıl, iki çocuk… Hepsi boşuna mıydı?” diye düşünürken parmakları otomatik olarak menüyü karıştırıyordu. Hiç fotoğraf yoktu. Sadece birkaç kayıtlı numara – isimsiz, sadece harfler ve rakamlarla belirtilmiş. Ve mesajlar… “E.Y.” adlı bir kişiyle olan yazışmaları görünce donup kaldı.
“Bugün 19.00’da, her zamanki gibi mi?” – üç gün önce Murat yazmış.
“Evet, bekliyorum,” – kısa bir cevap.
İki gün sonra:
“Dün için teşekkürler. Her zamanki gibi mükemmeldin.”
“Beğenmene sevindim. Yarın gelebilir misin?”
“Deneyeceğim, ama söz veremem. Ayşe bir şeyler seziyor gibi.”
Ayşe’nin gözleri karardı. O mu? Bir şey mi sezmiş? Aklının köşesinden bile geçmemişti böyle bir şey! Göğsünde öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığı kaynıyordu. Yirmi dört yıllık güven, böyle mi bitti?
Alt kattan kapı sesi geldi. Murat işten erken dönmüştü. Panikle telefonu ev elbisesinin cebine soktu ve bezi eline alıp temizliğe devam ediyormuş gibi yaptı.
“Ayşe, neredesin?” diye seslendi Murat.
“Ofisteyim, toz alıyorum,” dedi, sesini mümkün olduğunca normal tutmaya çalışarak.
Murat kapıda belirdi – uzun boylu, düzgün fiziğiyle elli yaşında bile genç görünüyordu. Eskiden Ayşe bununla gurur duyardı, şimdiyse içini bir korku kapladı.
“Günün nasıl geçti?” diye sordu, kitaplığı silmeye devam ederek.
“İyiydi,” dedi, kravatını gevşetip esneyerek. “Yoruldum sadece, müşteri biraz zorlu çıktı.”
“Hangi müşteri? E.Y. mi?” diye sormak istedi ama kendini tuttu.
“Bu kadar erken gelmenin sebebi?” diye sordu onun yerine, yüzünde bir yalan arayarak.
“Özledim seni,” dedi, arkasından sarılıp boynuna burnunu gömdü. Üzerinde her zamanki kolonyası ve biraz da sigara kokusu vardı – oysa beş yıl önce bırakmıştı sigarayı. Bu koku rahatsız etti onu.
“Duşa gireceğim,” dedi Murat, yanağına bir öpücük kondurup çıktı.
Yalnız kalınca Ayşe divana çöktü. Ne yapacaktı? Hemen kavga mı etmeliydi? Yoksa onu takip mi etmeliydi? Cebindeki telefon ağırlık yapıyordu. Çıkardı, mesajları tekrar okudu. Açıkça yazılmış bir şey yoktu, ne aşk itirafları ne de uygunsuz fotoğraflar. Ama ikinci bir telefonun varlığı bile tek başına çok şey anlatıyordu.
Akşam gergin geçti. Yemek yediler, dizi izlediler, çocukları hakkında konuştular. Büyük kızları Deniz, eşi ve iki yaşındaki oğluyla başka şehirde yaşıyordu. Küçükleri Eylül ise üniversiteyi bitirmek üzereydi. Murat her zamanki gibiydi – işten bahsediyor, şakalar yapıyor, onun gününü soruyordu. Gizli telefonu bilmeseydi, hiçbir şeyden şüphelenmeyecekti.
Saat onda Murat duşa gitti. Ayşe kararını verdi. Ceketinin ceplerini aradı, bir şey yoktu. Çantasını kontrol etti, yine boştu. Tam vazgeçecekken, ceketin yan cebinde küçük bir kart gördü. “Elif Yılmaz” yazıyordu ve bir telefon numarası. Mesajlardaki E.Y. bu muydu?
Banyodan su sesi kesildi. Ayşe aceleyle her şeyi yerine koydu ve yatağa girip uyuyormuş gibi yaptı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, Murat’ın duyacağından emindi.
Sabah Murat’tan önce uyandı. Onun uyuyan yüzüne uzun uzun baktı. Tanıdık, sevdiği yüz – şimdi birden yabancı geliyordu. Nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Yıllardır neyi eksikti ki?
Kahvaltıda daha fazla dayanamadı:
“Murat, benimle mutlu musun?” diye sordu, çayına şeker karıştırırken.
Şaşırmıştı: “Sabah sabah nereden çıktı bu?”
“Cevap ver yeter,” diye diretMurat gülümsedi, “Elbette mutluyum, ama sanırım gizli telefonum yüzünden yanlış anlaşıldık,” diyerek cebinden küçük bir anahtarlık çıkardı ve üzerinde “En İyi Babaya” yazan minik bir keman figürünü gösterdi, “Çünkü Eylül’e sürpriz bir doğum günü hediyesi hazırlıyordum ve senin haberin olmasını istememiştim.”




