Aşkın Aşırılığı

Eski günlerde, bir evin içinde üç kadının hikâyesi vardı…

Ayşe, sabahın köründe kızartılan soğan kokusuyla uyandı. Odası karanlıktı, ama mutfaktan tencere tava sesleri geliyordu.

“Sabahın altısı, ciddi mi?” diye mırıldandı, üzerine sabahlığını geçirirken.

Mutfakta, üzerinde “Mutfak Sultanı” yazan kırmızı bir önlük giyen kayınvalidesi Fatma Hanım duruyordu. Büyük bir tavada köfteleri çeviriyor, bir yandan da “Çanakkale Türküsü”nü mırıldanıyordu.

“Günaydın, Ayşeciğim!” diye neşeyle seslendi, arkasını dönmeden. “Hepinizi ev yapımı köftelerle şımartayım dedim! Ekmeksiz, Mehmet’in sevdiği gibi!”

“Mehmet uyuyor,” diye gülümsemeye çalıştı Ayşe. “Ben de uyuyordum. Bugün cumartesi.”

“Aman canım! Erken kalkan yol alır! Ben beşten beri uyanığım, koştum, bahçede yürüdüm—spor yapmak sağlıklıdır. Sonra düşündüm, herkesi doyurmalıyım!”

Ayşe yavaşça kendine kahve doldurdu. İlk yudumunu alırken, annesi Sevim Hanım—spor taytı ve yoga matıyla—mutfağa daldı.

“Ayşe, günaydın! Unutmadın değil mi? Bugün pilatese gidiyoruz!”

“Sevim Hanım,” dedi Fatma Hanım, tatlı ama keskin bir tonda, “döndünüz mü?”

“Evet!” diye cevapladı Sevim Hanım. “Mahallede koştum, taze otları nereden alabileceğime baktım, bir de yoga stüdyosu buldum! Bu arada, Fatma Hanım, sabah sabah köfte çok ağır olmamış mı? Yağ oranını biliyor musunuz?”

“Tadına bakmadan eleştirmeyin,” diye öne atıldı kayınvalide. “Tavuk göğsüyle yapıldı, yağ yok. Üstelik Mehmet bunları çocukluğundan beri sever, her cumartesi pişirirdim.”

“Ayşe kızartma yemez!” diye sert çıkıştı Sevim. “Midesi hassastır, ben onu hep buğulama yemeklerle büyüttüm.”

Ayşe yüzünü avuçlarına gömdü.

Bu bir cehennemdi. Ev içi cehennem.

Akşam, banyoda ikinci perde başladı.

“Benim lifim neden yerde?” diye bağırdı Fatma Hanım banyodan.

“Belki de siz kendi lifinizle diğerlerini ittiniz?” diye karşılık verdi Sevim Hanım.

“Ben mi? Ben her şeyi düzenli koyarım! Sizin kremleriniz her yeri kaplamış! Tuvaleti açamıyorum, şişeler yüzünden!”

“Onlar yüz için şifalı bitkiler!”

“Çöp, Sevim Hanım! Çöp!”

Ayşe dizüstü bilgisayarını kapattı. Çalışmak imkânsızdı.

“Mehmet,” diye fısıldadı kocasına. “Konuşmamız lazım.”

“Şimdi zamanı değil,” diye savuşturdu. “Turnuvadayız, finaldeyiz.”

“Mehmet,” Ayşe ayağa kalktı, “ya konuşacağız ya da ben kulübeye taşınıyorum.”

Oyuna ara verdi ve derin bir nefes aldı:

“Ne hakkında?”

“Evimizde iki kadın yaşıyor, ikisi de mutfağın, banyonun ve senin onlara ait olduğunu düşünüyor.”

“Geçici bu…”

“Üçüncü hafta,” diye dişlerini sıktı Ayşe. “Sabah kahvesi savaş alanına döndü. Banyoya gidemiyorum, tuvalet kremlerle kuşatılmış. Dün kitaplarımı boy sırasına dizdiniz. Annem Netflix’i iptal etti, ‘Buzda Dans’ izlemek için.”

“Ama iyilik için yapıyorlar…”

“Tabii,” Ayşe ayağa fırladı. “Yarın en sevdiğim kitaplardan bir kamp ateşi yakıp birbirlerini yakarlar.”

Ertesi sabah büyük savaş patlak verdi.

Fatma Hanım “meşhur tarhana çorbası” yapmaya başladı. Sevim Hanım, bunu duyunca, gizli kozunu çıkardı—”tuzsuz ve yağsız sebze çorbası”. İkisi de aynı anda lahana doğramaya başladı.

“Mehmet hep benim çorbamı içer! Yoğurtla!” diye haykırdı Fatma.

“Çünkü ona böyle alıştırdınız!” diye karşılık verdi Sevim. “Otuzunda artık sağlıklı yemeli! Sağlık lezzetten önemlidir.”

“Anne sevgisi, sizin sporlarınızdan daha değerlidir!”

“Sağlıklı yaşam önemli! Sizin çorbanız kasede kalp krizi!”

Ayşe dayanamadı:

“Yeter! Benim de damak zevkim var, ne tarhana ne de tuzsuz çorba yerim! Kahvaltılık gevreklerim nerede?”

“Attım, trans yağ vardı,” diye ağız birliği ettiler.

“Ne?..”

Ayşe mutfaktan çıktı. Dışarıda ince bir yağmur çiseliyordu. Montunu giydi, köpeği hafifçe okşadı ve rastgele yürümeye başladı.

Bir saat sonra Mehmet onu bisikletle yakaladı. Şemsiye ve termos kahvesiyle gelmişti.

“Anladım,” dedi. “Bu kadarı fazla.”

“Öyle mi düşünüyorsun?” diye bakmadı bile.

“Onlarla konuşacağım.”

“Konuşma. Çözüm bul.”

O akşam Ayşe bir “aile meclisi” topladı. Dört kişi yuvarlak masada toplandı.

“Sevgili anneler,” diye başladı. “Sizi çok seviyoruz. Ama aynı çatı altında yaşamak, aynı kafese aslan ve kaplan koymak gibi.”

“Burada kaplan kim?” diye öfkelendi Fatma Hanım.

“Belli ki ben aslanım,” diye cevap verdi Sevim.

“Dur!” Mehmet ellerini kaldırdı. “Bir çözümümüz var. Misafir evimiz var. Ama bir tane. Bu yüzden… nöbetleşe kullanacağız.”

“Ne?” diye ikisi de kuşkuyla baktı.

“Her biriniz sırayla orada kalacak. Bir hafta evde, bir hafta misafir evinde.”

“Ama mutfaksız yapamam!” diye isyan etti Fatma.

“Orada ocak var,” dedi Mehmet.

“Ben de tuzlu banyo yapmadan olmaz,” diye karıştı Sevim.

“Duş ve aromaterapi varSabahın ilk ışıklarıyla birlikte, üç kuşağın kahkahaları mutfağı doldururken, Ayşe bir kez daha anladı ki sevginin gürültüsü, sessiz bir evin huzurundan daha değerlidir.

Rate article
Lifequest
Aşkın Aşırılığı