Akrabalık Testi — Geçilemedi
Elif, çocuk mamasının içindeki sütü çaresizce karıştırırken, Can “dünyanın en yüksek asansörünü” yapmak için oyuncak bloklarla uğraşıyordu. Masada ise kayınvalidesi Sevim Hanım oturuyordu; gri gözlü, sivri dilli, üzerinde horoz desenli sabahlığıyla bir yandan öksürüyor, bir yandan torununu süzüyordu:
“Bak şu kaşlarına yine, sanki cımbızla almışlar. Bizden hiçbir şey yok bu çocukta! Keşke babasının kulakları olsaydı bari.”
“Anne, bana bir bak, ben de Selim’in kopyası değilim ya,” diye gülümsedi Elif, kaseyi kenara koyarken. “Genler işte, hain şeyler.”
“Hain değil de garip,” diye savurdu Sevim Hanım ve ikinci çaydanlık için mutfağa süzüldü.
Elif derin bir nefes aldı: “Sabret. Cumartesiye dört gün kaldı.” Sevim Hanım’ın altmışıncı yaş günüydü cumartesi. Elif bir “barış kutlaması” planlamıştı: “Lalezar” restoran, retro caz orkestrası, fıskiyeli pasta ve en önemlisi—Uludağ’daki “Çamlar Altı” kaplıcasına üç haftalık bilet. “Dinlenir, bir daha ‘benzemiyor’ diye diretmez,” diye düşünüyordu gelini.
Akşam hesap defterini kontrol ederken Selim odaya uzandı:
“Annem için eski fotoğraflı bir albüm sipariş ettim, cumartesiye yetişir.”
“Süper! Sakın söyleme, gözyaşlarına boğulsun.”
“Yavru, laflarını fazla ciddiye alma,” diye yalvardı Selim. “İyi kalplidir, ama dili ustura gibidir.”
“Biliyorum. Ama bir daha ‘benzemiyor’ derse patlarım.”
Selim Elif’in saçlarını öpüp oğlunun ödevlerini kontrol etmeye gitti.
Perşembe sabahı bir kargo geldi. Sarı ceketli kurye kız, üzerinde hiçbir yazı olmayan bir kutu uzattı:
“Alın, burası imza yeri.”
Elif paketi alıp salondaki diğer hediyelerin yanına attı: ipek şala, çam balına, kaplıca biletinin zarflı sürümüne. Paketlemeyi cumaya bırakmıştı—sürpriz kusursuz olmalıydı.
Cumartesi öğle, mart güneşiyle ısınıyordu. “Lalezar”ın lobisi şakayık ve karamel kokuyordu. Sevim Hanım, oğlunun koluna yapışarak içeri girdi:
“Vay be! Demek kırk yıl çalışmam boşa gitmemiş!”
“Sizin için her şey,” diye eğildi Elif ve garsona şampanya getirmesi için göz kırptı.
Misafirler yerleşti, saksofon çalmaya başladı. Duvardaki fenerler kehribar ışığıyla yanıp sönüyor, kayınvalidenin yüzündeki son kuşku kırıntılarını da siliyordu. Elif her nefesini takip ediyordu: “Sanırım beğendi…”
Akşamın ortasında katlı pasta sahneye çıkarıldı, fişekler roket gibi tıslarken herkes alkış tuttu. Elif, titreyen parmaklarla notlarına bakarak duyurdu:
“Şimdi asıl hediye!” Sevim Hanım’a kaplıca biletini uzattı. “Üç hafta sessizlik, masaj ve tuz mağaraları!”
Kayınvalide şaşkınlıkla ellerini açtı:
“Vallahi mi? Ben hasta mıyım yani?”
“Sadece hastalar dinlenmez,” diye çıkıştı Selim, annesini sararken.
Yan tarafta çiçeklerin dibinde duran Can birden elinde gümüş bir zarf belirdi: “GENETIX | Kişiye Özel” yazıyordu.
“Anne, bu da hediye mi?” diye uzattı Elif’e.
“Bizden değil,” diye fısıldadı, logoElif, gözlerindeki hüznü gizleyerek zarfa baktı ve hayatlarının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını anladı.




