**Günlük**
Hayatın cilveleri ne garip… Kimin başına ne geleceği hiç belli olmuyor. Kayıpların, acıların ardı arkası kesilmezken, bir anda hiç ummadığın bir mutluluk kapısı açılıveriyor. Ayşegül Hanım’ın başına da tam böyle bir şey geldi.
**Banktaki Aile Sohbetleri**
Bazen uykusu kaçar, yaş işte… O zaman geçmişi düşünür, şimdiki haline şükreder. Gençliğinde Ahmet’le evlenmişti Ayşegül. Birbirlerini çok seviyorlardı. En azından Ayşegül öyle sanıyordu. Ahmet de onun için tek aşkıydı. Ahmet, çocukları olacağını düşünerek bir ev yaptırmıştı.
Ev işlerini birlikte yaparlardı. Bahçeyle uğraşır, işleri bitince banka oturup hayaller kurarlardı.
“Şu eve bir oda daha eklesek,” derdi Ahmet. “Evimiz sağlam ama küçük. Çocuklar olunca dar gelir.” Ayşegül, kocasını kucaklar, “Aklı başında adam benimkisi,” diye düşünürdü.
Bir de Ahmet’in aklını kurcalayan bir mesele vardı:
“Ya benden önce ölürsem,” derdi bazen. “Beni güzelce defnedersin, değil mi? Adı yazılı bir taş, çiçekler…”
“Aman Ahmet, ne diyorsun sen? Daha gençsin, böyle şeyleri niye düşünürsün?” diye şaşırırdı Ayşegül.
“Okuldayken bir dedeyi öyle çıplak bir mezara gömmüşlerdi. Hiç unutamadım… Ayşegül, eğer bir şey olursa—”
“Sus, aklından bile geçirme,” diye sarılırdı ona. “Vakti gelirse her şey yolunda olacak.”
**Bir Hedef Belirledi**
O günden sonra Ayşegül, yaşlılık ve cenazesi için para biriktirmeye başladı. Her insanın bir tutkusu vardır ya, onunkisi de buydu. Evde sakladığı parayı bir köşeye koyar, kimseye bahsetmezdi. Akrabası yoktu, kimsesi… Hayat boyu biriktirdi, alışkanlık oldu. Çocuğu olmamıştı, Allah vermemişti. Tek başına yaşadı.
Ama kader öyle bir oyun oynadı ki, Ahmet’i başka bir kadın gömdü. Gençken, bir iş seyahatinde Ahmet eski sevgilisi Emine’yle karşılaşmıştı. Bir gece… Vicdan azabı çekti, unutmaya çalıştı ama… Yıllar sonra aynı köye gittiğinde, Emine’nin elinde Ahmet’e tıpatıp benzeyen bir çocuk vardı.
“Bu benim oğlum, değil mi?” dedi Ahmet, sormadan bilmiş gibi.
“Evet Ahmet, oğlun Mehmet,” dedi Emine.
**Yıkılış ve Toparlanış**
Bir gün Ayşegül bahçedeyken, Ahmet elinde Mehmet’le çıkageldi.
“Affet beni Ayşegül… Hiç böyle bir şey düşünmemiştim. Bak, oğlum var,” dedi titrek bir sesle.
Ayşegül Mehmet’e baktı, gülümsedi ama gözyaşları yanaklarından süzüldü. İyi kalpliydi, Ahmet’in bir oğlu olmasına sevindi.
“Hiç olmazsa birisi ona çocuk verdi,” diye geçirdi içinden.
Uzun uzun konuştular. Sonunda Ayşegül kararını verdi:
“Çocuğunun babaya ihtiyacı var. Kader böyleymiş… Git Ahmet, oğlunla yaşa. Ben idare ederim.”
Ahmet gitti ama Ayşegül’ü unutmadı. Ara sıra ziyaret eder, bazen Mehmet’le gelirdi. Ayşegül onları görünce sevinir, börekler yapar, sofrayı kurardı. Mehmet büyüdükçe babasına benzedi, Ayşegül’e saygılı davrandı.
**Kara Haber**
Mehmet liseyi bitirmek üzereyken, bir gün kapıya siyah başörtülü bir kadın çıktı. Emine’ydi.
“Ahmet’imizi kaybettik,” dedi hıçkırarak.
Ayşegül donakaldı. Emine’yi teselli etmeye çalışırken, kendi içi paramparça oldu.
“Bana mezarını göster, ziyaret edeceğim,” dedi.
Ahmet’in mezarına sık sık gitti. Onunla konuşur, dertleşirdi.
“Ahmet’im, dediğin gibi güzelce defnettiler seni. Oğlun elinden geleni yaptı. Taşın ne kadar güzel… Çiçekler hiç eksik olmuyor. Sana kızgın değilim. Yalnız… Artık tamamen yapayalnım.”
Zaman geçti. Rüyalarında Ahmet’i görürdü, gülümser, sonra kaybolurdu. Bir gün yine mezara gitti. Kış yaklaşıyordu, hafif bir ayaz vardı. Ahmet’in donmuş kuşburnu sevdiğini hatırladı. Birkaç dal koparıp mezarlığa yürüdü.
**Mezardaki Sır**
Uzaktan Ahmet’in mezarı başında bir adam gördü. Yaklaşınca, şakaklarına düşen beyaz telleri fark etti. Mehmet’ti. Başını öne eğmiş, fısıldıyordu. Ayşegül sessizce dinledi.
“Baba, ne yapacağımı bilmiyorum… Oğlum Ali çok hasta. İlacı çok pahalı, evi rehine koyduk, arabayı sattık… Yetmiyor.”
Ayşegül dayanamadı, öksürdü. Mehmet arkasını döndü, gözleri doluydu.
“Teyze Ayşegül! Sizi nasıl unuturum? Bize o nefis börekler yapardınız…”
Ayşegül iç geçirdi. “Mehmet, duyduklarıma üzüldüm. Eksik kalan parayı ben vereceğim. Hemen gidelim.”
Mehmet itiraz etmek istedi ama reddedemedi. Ayşegül, bir ömür biriktirdiği parayı ona verdi.
“Al, koş oğluna yetiş!”
**Kan Bağı Değil, Gönül Bağı**
Aradan zaman geçti. Bir gün kapı çaldı. Ayşegül açtığında Mehmet ve Ali karşısındaydı.
“Allah’ım, ikiniz de Ahmet’e ne kadar benziyorsunuz!”
“Merhaba büyükanne,” diyerek Ali sarıldı. “Sonunda tanışabildik. Umarım benimle vakit geçirirsin.”
Ayşegül mutluluktan ağlıyordu. Ahmet’in torunu, öz torunu gibiydi.
“Mehmet, eşin Gülşah bizi bekliyor. Sizi davet etmAyşegül’ün gözleri yeniden doldu, bu sefer yalnızlığın değil, bir ailenin sıcaklığını hissederek gülümsedi.




