Eskiden yaşanmış bir hikâyeydi, şimdi hatırlıyorum da…
Vedide Hanım, kocası ve oğlunun iş seyahatinden dönmesini bekliyordu. Komşu şehirde şirketlerine yeni bir şube açacaklardı. Kocası Murat Bey ile oğlu Emre’nin işleri yolundaydı, şirketleri günden güne büyüyordu.
Vedide Hanım özellikle oğlunu özlemişti, çünkü gelinine Leyla’dan duyduklarını ona anlatması gerekiyordu. Leyla’nın Emre’yi sevmediği herkesin malumuydu ama torunları için sabrediyorlardı.
Bir gün Vedide Hanım, Leyla’nın telefonda biriyle konuştuğunu duydu:
“Çocuğu doğurup kaçacağım. Evden de birkaç şey alırım, burada ganimet bol.”
İlk anda oğlunu aramak istedi ama sonra vazgeçti. Kocası ve oğlu önemli bir görüşmedeydi, niye rahatsız etsin ki? Gelsinler, anlatırdı.
“Çocuğu hastaneden alırız, Leyla’ya gelince… Nereye giderse gitsin. Zaten çocuğu istemiyor.”
Leyla’nın sancıları başladığında Murat Bey ve Emre dönüş yolundaydı. Ambulans Leyla’yı hastaneye götürdü. Derken Vedide Hanım’a bir telefon geldi: Kocası ve oğlu kaza geçirmişti. Murat Bey vefat etmiş, Emre de babasından yirmi dakika sonra son nefesini vermişti. Ama önce şunu fısıldadı:
“Ondan çocuğu alın.”
Komiser, Vedide Hanım’a arabada çocuk olmadığını söyledi. Ama o,
“Oğlumun karısı yeni doğum yaptı. Torunum hastanede. Leyla onu istemiyor, o yüzden oğlum böyle dedi,” diyebildi.
Torununu bir daha göremeyeceğini sanıyordu ama yine de Leyla’yı hastaneden kendisi aldı. Bütün bunlara nasıl dayandı, hâlâ anlamıyor. Yardımına Arif Bey, Murat ve Emre’nin dostu ve şirketteki mali işler sorumlusu yetişti. Cenaze, taziyeler, her şeyi o üstlendi. Ayrıca Vedide Hanım’ın yanında bir doktor nöbet tuttu.
Hastaneden Leyla ile bebek Yusuf’u da Arif Bey getirdi. Kocası öldükten sonra Leyla bu büyük evden ayrılmaya niyetli değildi. Vedide Hanım bir dadı tuttu çünkü torunuyla sürekli ilgilenemiyordu. Şirketin işlerine de kendisi bakıyordu çünkü her şey ona kalacaktı. Arif Bey güvendiği biri olarak idareyi ele aldı.
Leyla çocukla pek ilgilenmiyor, sık sık evden kayboluyordu. Altı ay sonra bir gün Yusuf’u alıp gitti, kaynatasının masasındaki parayı da kapmıştı. Kasanın şifresini bilmediği için oraya girememişti.
Vedide Hanım torununu kaybedince yeniden yıkılmıştı. Yusuf, oğlundan geriye kalan tek varlıktı. Ama çok geçmeden gelini çıkageldi:
“Bana para vereceksin, şirketin hisselerini ve kocamdan kalan ne varsa hepsini. Yoksa torununu bir daha göremezsin. Onu yetimhaneye bırakırım, bulamazsın.”
Vedide Hanım Leyla’nın istediği her şeyi yaptı, hatta fazlasını. Altınlarını da verdi.
“Leyla, ne olur Yusuf’u görmeme izin ver,” diye yalvardı. Leyla söz verdi ama tutmadı.
Zaman geçti. Vedide Hanım yavaş yavaş toparlandı, şirketin başına geçti. Arif Bey sağ koluydu, dürüst ve güvenilir biriydi. Ama torununu görememek onu hep huzursuz ediyordu.
Arif Bey polise başvurup Leyla’yı bulmalarını önerdi:
“Vedide Hanım, tanıdığım bir komiser var, ona gidelim.”
Kısa süre sonra komiser Leyla’yı buldu. Anlaşılan şüpheli kişilerle işbirliği yapmış, onlara kıymetli evraklar vermişti. Karşılığında güzel bir ev vaat edilmiş ama onu bir kulübeye götürmüşlerdi.
Aldatılmıştı, içkiye başlamış, çocuğuna bakmıyordu. Sonra bir sarhoş gelip,
“Ya ben, ya çocuk,” dedi.
O da Yusuf’u ormana götürüp bırakmışlardı. Komiser bu detayı, Leyla’nın elinden alınan hisseleri satmaya çalışanların peşine düşünce öğrendi. Leyla çocuğu bıraktığı yeri gösterdi ama Yusuf orada yoktu. Arama başlatıldı ama bulunamadı. Leyla tutuklandı.
Daha sonra…
Ayşe, yetimhanede büyümüştü. Kendi evinin hayaliyle bir köye yerleşti. Kendisine küçük bir ev verdiler, mutluydu.
“Yeni değil ama sağlam. Özenle döşeyeceğim,” diyordu.
Köydeki bir lokantada aşçı olarak çalışmaya başladı. Çocukluğundan beri hayaliydi bu. Köylülerden Mehmet, erkek işlerinde ona yardım ediyordu.
Ayşe Mehmet’in niyetini anlamamıştı. Oysa o, utangaçlığından duygularını açıklayamıyordu. Bir gün Ayşe ormana mantar toplamaya gitti. Bir çalının altında uyuyan küçük bir çocuk gördü.
“Uyan küçüğüm,” diyerek yanağına dokundu.
Çocuk korkuyla uyandı, ağlamaya başladı. Ayşe onu kucağına aldı, eve götürdü. Mehmet’ten doktor çağırmasını istedi.
“Adın ne?” diye sordu ama çocuk susuyordu. “Peki, sana Efe diyelim.”
Köylüler Efe’yi duyunca süt, yoğurt, giysi getirdiler. Çocuk yabancıları görünce Ayşe’nin arkasına saklanıyordu. Doktor,
“Bitkin düşmüş, beslenirse toparlar,” dedi.
Efe, Ayşe’nin peşinden ayrılmıyordu. Bir gün ona “Anne” deyiverdi. O andan sonra konuşmaya başladı.
“Kimse sana zarar veremez, evladım.”
Ayşe onu asla bırakmak istemiyordu ama yetkililer geldi:
“Çocuğu alıyoruz. Senin himayende kalamaz.”
“Onu çok seviyorum! Evlat edinmek istiyorum.”
“Gençsin, evlilik yapmadan buna izin veremYetkililer Efe’yi almaya geldiklerinde, Mehmet Ayşe’nin elini tuttu ve “Biz evleniyoruz, birlikte bu çocuğa bakacağız,” diyerek herkesi şaşırttı ve böylece küçük Efe, gerçek bir aileye kavuştu.




