Kardeşler, ya da Sevgisizliğin Bedeli…

Annesi, ünlü oyuncu Perihan Savaş’a hayrandı, bu yüzden kızına onun adını verdi: Perihan.

Babası, Perihan sekiz yaşındayken annesini terk etti. Hayat zorlaşmıştı ama en azından artık her gün kavga yoktu. Perihan, anne babasının neden tartıştığını anlayacak kadar büyümüştü.

Annesi, babasının her önüne çıkan kadınla ilgilendiğini bağırıp duruyordu. Perihan’ın anlamadığı, genç ve güzel kadınların, onun evli ve bir kızı olduğunu bile bile nasıl babasıyla ilişkiye girebildikleriydi.

“Bıktım artık! Asılsız suçlamalarını dinleyecek değilim. Arkadaşlarımla vakit geçirmek, seninle olmaktan iyidir!” diye bağırarak kapıyı çarpıp giderdi babası.

Perihan, babası evde olmadığında rahatlardı. Annesi ağlamaz, kimse bağırmazdı. Zaten babası onunla hiç ilgilenmezdi. Ya işte olurdu ya da eve Perihan uyuduktan sonra gelirdi. Hafta sonları da hep arkadaşlarıyla takılırdı.

Bir gün öyle şiddetli kavga ettiler ki, kırılan tabak çanak sesleri Perihan’ın odasına kadar geliyordu.

“Bizi umursamıyorsun, kızını da! Sadece beni değil, onu da terk ediyorsun. Tabii, senin tek derdin kadınlar…”

“O zaman onu da yanıma alırım,” diye cevapladı babası.

“Peki yeni karın kabul eder mi? Zaten bir oğlu var, hiç ilgilenmediği, tam bir haylaz…”

Perihan odasında oturmuş, ellerini kulaklarına bastırarak bağrışmaları duymamaya çalışıyordu. Korkmuştu, içi daralıyordu. Sonra bir anda sesler kesildi. Ellerini kulaklarından çekti ama odadan çıkmaya cesaret edemedi. Biraz sonra annesi, gözleri şişmiş bir halde içeri girdi.

“Korktun mu? Korkma.” Annesi Perihan’ı sıkıca sarıldı. Bir süre öylece oturdular.

“Peki baba? Bizi terk mi etti? Başka bir teyze mi var?”

“Her şeyi duydun öyle mi? Özür dilerim, seni unuttum. Ama sorun yok, halledebiliriz, değil mi? Çay ister misin? Kurabiyeli?”

“İsterim.”

“Burada bekle, mutfağı biraz toparlayıp geleceğim,” dedi annesi ve çıktı.

Perihan biraz bekledikten sonra yine de dışarı çıktı. Annesi yerdeki kırık tabakları süpürüyor ve ağlıyordu. Perihan sessizce odasına döndü.

Yaz tatilinde annesi, Perihan’ı babasının annesi olan büyükannesine gönderdi. Büyükanne, onlara iyi davranıyor, oğlunu ise sürekli eleştiriyordu. Perihan elbette annesini özlüyordu ama büyükanne, “Annenin biraz sakinleşmesi ve sana yeni bir baba bulması lazım,” diyordu.

“Bana annemden başka kimse gerekmez,” diye ısrar ediyordu Perihan.

Annesi onu ağustos sonunda, okul başlamadan hemen önce almaya geldi. Birbirlerine sarıldılar, çok sevindiler. Perihan annesinin yanından bir an olsun ayrılmadı.

“Git, eşyalarını topla,” diyerek onu odasına gönderdi büyükanne. Perihan başta büyüklerin konuşmasını dinlemedi.

“Kızına ne zaman söyleyeceksin?” diye büyükannesinin sesini duydu birden.

“Söyleyeceğim. Yardımınız için teşekkür ederim,” diye kaçamak bir cevap verdi annesi.

“Ne demek? Senin hiç suçun yok. İstediğin zaman gelebilir, kızını da getirebilirsin. Belki şimdilik onu burada bırakırsın?”

“Kalmak istemiyorum! Annemle gitmek istiyorum!” diye bağırarak mutfağa daldı Perihan.

Ne olduğunu tam anlamamıştı ama annesinin onu büyükannesine bırakacağından korkmuştu. Ancak annesi onu şehre götürdü. Artık Perihan, annesini sık sık düşünceli ama gülümser bir halde görüyordu. Bu, Perihan’ı da mutlu ediyordu.

Bir gün annesi eve yalnız gelmedi, yanında bir adam vardı. Adam Perihan’a bir kutu çikolata uzattı. Annesi, “Artık amca Cemal bizimle yaşayacak,” dedi.

Okuldaki bazı kızların üvey babaları vardı. Kimisinin iyiydi, ne isteseler alıyorlardı. “Asıl babamdan yüz kat iyi!” diye övünüyordu Sibel. Naz ise ona kıskançlıkla bakıyordu. Onun üvey babası sertti, zayıf notlar için azarlar, hiçbir şey almazdı. Perihan, amca Cemal’in de öyle biri olmasından çok korkuyordu. Ama hayır, ona çikolata ve dondurma alıyor, annesi de onun yanında mutlu görünüyordu. Perihan biraz rahatlamıştı, ama yine de amca Cemal’den uzak duruyor, ona hep yabancı gibi davranıyordu.

Hayatı pek değişmemişti, sadece kavgalar bitmiş, annesi ona artık daha az kitap okuyordu.

“Artık büyüdün, kendin okuyabilirsin. Uyu,” diyerek ışığı kapatıp çıkıyordu. Perihan uzun süre mutfakta onların konuşmalarını duyuyordu.

Bir gün annesi Perihan’a sordu: “Kardeş ister misin? Erkek mi, kız mı?”

“İstemem,” dedi Perihan.

Ama altı ay sonra aileye küçük, sürekli ağlayan bir kardeş katıldı: Ece. Annesi onunla ilgileniyor, elinden bırakmıyordu. Perihan kıskanıyor, içerliyordu.

“Annen seni çok seviyor, ama Ece çok küçük, ona daha çok ilgi gerek. Büyüyünce onunla oynayabilirsin,” diyordu amca Cemal yanına oturarak.

Perihan, yatağında kıpırdayan küçük kız kardeşine merakla bakıyor, ama onu da amca Cemal gibi yabancı görüyordu. Ona sadece annesi gerekliydi. Ama kim çocuğun fikrini sorardı ki?

Sonra kardeşi büyüdü, annesi Perihan’dan onunla oynamasını, gezmesini istedi. İşte o zaman Perihan’ın içindeki o kadim annelikEce büyüdükçe annelerinin ilgisini daha da çok çekiyor, Perihan ise bir köşede unutulmuş gibi hissetmeye devam ediyordu.

Rate article
Lifequest
Kardeşler, ya da Sevgisizliğin Bedeli…