Arkadaş Olalım mı Olmayalım mı?
“Baba, ne kadar naz yapıyorsun be! Sana İdiotlar Bakanlığı’na kaydol demiyorum ki, ‘Okul Arkadaşları’ sitesine diyorum!” Metin, neredeyse kırk dakikadır babasının kimliğini dijital dünyaya taşımaya çalışıyordu ama babası direniyordu.
“İstemiyorum!” diye homurdandı babası, içine onuncu aktivasyon kodunun geldiği eski tuşlu telefonunu saklayarak. “Siz kendi ağlarınızda balık gibi çırpının, beni rahat bırakın. Zaten bağımlılıklarım yeter de artar, bir tane daha niye?”
“İletişim için baba. Eski sınıf arkadaşlarını, asker arkadaşlarını bulacaksın, onlarla konuşacaksın…”
“Allah korusun!” diye bağırdı babası, telefonu pencereden dışarı attı. Neyse ki birinci kattaydı, telefon kırılmadı. “Onların yarısı öbür tarafa geçti zaten! Onlarla konuşmaya vakit bulurum.”
“Yaşayan yarısı var işte, onlarla muhabbet et. Senin benden ve Ayşe’den başka konuştuğun telefon dolandırıcıları.”
“Onlar beni en azından dinliyor! Dün, Yedinci Cezaevi’nden bir yönetici olan küçük Hanımefendi Fatma’yla üç saat sohbet ettik. Bilir misin, orada vatandaşlara ek hizmet satmaya çalışmak ne zormuş, hele gece yatış saatinden sonra!”
“En azından bir denesen? Bir hafta. Söz veriyorum, beğenmezsen rahat bırakırım.”
“Tamam. Ama Mayıs’ta benimle maça geleceksin,” dedi babası şart koşarak.
“İş için İzmir’de olacağımı sana söylemiştim,” diye cevapladı Metin, apartmanın önündeki çalılıklarda telefonu ararken.
“Belki gitmeyebilirsin demiştin,” diye uzandı pencereden babası.
“Belki gitmem. Sonra haber veririm. Tamam, beş dakika ver, hemen halledeyim. Normal bir insan gibi dünyayla iletişim kuracaksın.”
Oğlu telefonu bulup eski bilgisayarın başına geçti.
“Gerek yok şu dünyanıza…”
“Bir şey mi dedin?”
“Hadi kaydol artık, dijital satıcı.”
Bu ‘Okul Arkadaşları’ fikrini uzun süredir Metin’in karısı savunuyordu. Kayınpederi en uygunsuz zamanda arayıp yarım saatlik sohbetlere dalıyordu. Bir kere, başkalarına da anlatsın şu sıkıcı hikayelerini. İkincisi, belki dışarı çıkmayı azaltır. Yoksa bu yaşlılar hep bir yerlere gitme derdinde. Kampanyalı ekmek alacak diye çıkıyor, sonra tüm ilde köpeklerle arıyorsun.
“Sen benim babamdan bahsediyorsun,” diye hatırlattı Metin.
“Ben kendimden yola çıkıyorum,” diye cevap verdi karısı.
Tartışma genelde burada biterdi.
“Metin, birisi arkadaş olmak istiyor, kim bu?” diye telaşla aradı babası aynı akşam.
“İşte harika! Kabul et, konuşursunuz.”
“Metin, bu suratı ilk defa görüyorum. Benim hakkımda nereden biliyor? Daha sosyal ağlarda bile gezmedim. Bu ne cüret, davetsiz birinin sayfama girmesi?”
“Seninle bilgileri doldurduk: okul, iş, askerlik, ilgi alanları. Belki aynı okuldaydınız…”
“Metin, o kaç yıl önceydi? Bin sene mi?”
“O zaman mağarada mamut kesiyordunuz birlikte. Dene işte, belki ortak konular bulursunuz. Tamam baba, çalışmam lazım.”
“Off Metin, başıma iş açtın…”
Babası dört gün sonra tekrar aradı:
“Metin, beni istasyondan alabilir misin?”
“İstasyon? O saatte orada ne işin var?” diye sordu oğlu saatine bakarak. Karısı haklıydı: Babası o tür gezgin yaşlılara dönüşüyordu.
“Bu lanet otobüsü kırk dakikadır bekliyorum. Yürüsem daha iyiydi ama valizin tekeri kırıldı.”
“Orada kal, hemen geliyorum!”
“Tabii kalmam, Çin arabasıyla kişisel şoförümü buldum bile.”
Babasını istasyon bankında buldu. Alışılmadık şekilde temizdi: tıraş olmuş, ütülü kıyafetler, yeni ayakkabılar.
“Nereden geliyorsun böyle?” diye sordu Metin, valizi bagaja yerleştirirken.
“Ahmet’ten. O Bursa’da yaşıyor,” diye mırıldandı yorgun babası.
“Bursa’ya mı gittin? Oraya beş saat var! Kim bu Ahmet? İlk defa duyuyorum.”
Metin kemerini taktı, sonra babasınınkini, ve yola koyuldu.
“Arkadaşım. O ‘Okul Arkadaşları’ndan… Pencereden dışarı bakarken düşünceliydi. “Tabii dostluğumuz şüpheli. O Beşiktaşlı, benim o et kombinasına bakışımı bilirsin…”
“Dur bir dakika,” diyerek hızını azalttı Metin, yatan polise çarpmamak için. “Daha yeni tanıştınız ve hemen ziyaretine gittin?”
“Tabii ki!” dedi babası şaşırmış gibi. “Rastgele herkesi eklemiyorum. Tanımam lazım: gözlerine bakayım, nefes alışını, hayatını, kimi desteklediğini bileceğim.”
“Baba, sosyal medyada arkadaşlık böyle bir şey değil. Bunları uzaktan öğrenebilirsin. İşin güzelliği bu!”
“Peki çocuklar da uzaktan mı yapılıyor artık?”
“Ne alaka?”
“Çok alaka, Metin! Tanımadığım insanlarla iletişim kurmam. Çevremi sadece güvenilir insanlarla oluştururum. Nokta.”
“Tamam, tamam, sakin ol!” Metin sorgulamayla babasını korkutup yeniden inzivaya çekileceğini anladı. “Ama bir dahaki sefere nereye gideceksen haber ver. Seni nerede arayacağımı bilmeliyim.”
“Emir aldım!” diyerek hayali selam verdi babası, sonra internetten girebileceği yeni bir telefon almalarını istedi.
Sonraki arama Cumartesi günü geldi, Metin iş seyahatindeyken:
“Çorum’a uçuyorum, Pazartesi dönerim.”
“Baba, şebekem kötü. Çorum’a mı dedin?”
“Şeb”Tamam duydum, güle güle git baba,” dedi Metin iç çekerek, babasının sosyal medya maceralarının nereye varacağını merak ederken.




