Sonbaharın Eşiğinde

Yaşlılığın Eşiğinde

“Büyükanne, yarın senin yıl dönümüne gelemiyoruz, kusura bakma,” diyordu Akşam vakti torunu Aslı’nın kocası Barış telefonla.

“Aman Barış’cığım, ne oldu, bir şey mi var?” diye telaşlandı Nimet Hanım.

“Büyükanne, Aslı’yı az önce hastaneye götürdük. Senin yıl dönümünü bekleyemedi, erken bir sürpriz yapmaya karar verdi, ama henüz doğurmadı. Hastaneden arıyorum,” dedi hem endişeli hem de sevinçli bir sesle.

“Allah’ım, Barış’çığım, ne büyük sevinç! Ben de korktum. Akşam vakti aradın, genelde böyle saatlerde aramazsınız. Neyse, arayıp haber verdiğin için sağol. Aslı’ya ve torunuma dua edeceğim. Doğunca haber ver, gece de olsa uyuyamam artık.”

“Tamam, büyükanne, haber veririm.”

İki saat sonra Barış yine aradı, bu sefer mutlulukla:

“Büyükanne, işte yıl dönümü hediyen, torunun Yiğit! Aslı iyi, kendini toparlıyor. Yıl dönümünü bizsiz kutla artısıyla.”

“Sağol Barış’çığım, hem Yiğit için hem de tebriklerin için. Aslı’ya sıkı sıkı sarıl dediğimi söyle, aferin ona.”

Nimet Hanım altmış beş yaşındaydı. Büyük bir kutlama olmayacaktı. İkinci kızı, eşi ve oğlu, yani torunu gelecekti. Bir de gençlikten beri aynı fabrikada çalıştığı dostları Sevgi ile Ayla vardı.

Yedi yıl önce kocası Cemal’i toprağa vermişti. Mutlu bir ömür geçirmişlerdi, ama kader böyleydi. Daha hayalleri vardı, ancak emekli bile olamadan kalbi durmuştu. Kızları Gül’ü okutmuşlar, üniversiteyi bitirmişti, şimdi de eşiyle şehirde yaşıyordu.

Nimet ile Cemal bir kasabada oturuyordu. Büyük bir yerdi, dev bir fabrika vardı, neredeyse herkes orada çalışırdı. Onlar da fabrikada tanışmıştı. Genç mühendis Cemal, yakışıklı, boylu poslu bir delikanlıydı. Yemekhanede güler yüzlü, güzel Nimet’i fark etmişti. Öğle yemeğinden sonra Ayla ile çıkarken onu durdurdu:

“Kızım, tanışalım mı? Adım Cemal, ama cemiyette ‘Cemo’ derler. Ne dersen de,” diyerek parlak bir gülümseme yaydı yüzüne.

“Nimet,” diye mırıldandı, gözlerini kaçırarak, yanaklarına yayılan kızarma hissini saklamaya çalıştı.

“Çok güzel bir isim. Bu akşam seni burada bekleyebilir miyim, eğer sakıncası yoksa?”

“Yoktur,” dedi ve arkadaşının peşinden yürüdü.

Akşam aynı yerde buluştular. Cemal hemen yanına atıldı:

“Sinemaya mı gidelim, parkta mı gezelim?”

“Gezelim, sinemada konuşamayız,” diye güldü Nimet.

“Sen fabrikada nerede çalışıyorsun?” diye sordu.

“Planlama bölümünde, ekonomistim. Üniversiteden yeni mezun oldum. Ya sen?”

“Ben de yeni mühendisim, teknik üniversiteden mezun oldum, buraya atandım. Yay departmanında çalışıyorum. Sen buralı mısın?”

“Evet, ailem burada. Kendi evimiz var. Babam inşaat ustası, kendi evini yaptı. Her zaman bahçeli bir ev istemiş. Şimdi o semt eski sayılır ama ev sağlamdır. Annem de hep destek oldu.”

“Benimkiler köyde, uzak bir ilçede. Üniversiteden sonra dönmedim, köyde ne iş yapardım? Kendim seçtim burayı, staj da yapmıştım. Kasaba hoşuma gitti, bahçeli evler var, yeşillik çok.”

“Ben de liseyi bitirip döndüm. Çocukluğum burada geçti. Şimdi de yaşıyorum, çalışıyorum.”

O günden sonra görüşmeye başladılar. Sonra Cemal, Nimet’in ailesiyle tanışmaya geldi. Annesi için çiçek, babası için rakı getirmişti.

“Merhabalar,” diyerek içeri girdi, aile bekliyordu. “Ben Cemal, Nimet’le fabrikada çalışıyoruz. Size çiçek, size de bu,” diyerek babaya uzattı.

“Sağol Cemo, sağol,” dedi annesi. “Buyur otur, sofraya. Böyle masraf etmeseydin.”

“Olmaz efendim, boş ele gidilir mi?” diyerek Nimet’in yanına oturdu.

Aile çok sevdi onu. Sanki yıllardır tanışıyorlardı. Kendi köyünü, iki kardeşini anlattı. Ayrılırken geç kalmadı, ilk görüşmede fazla oturmak istemedi. Nimet onu kapıya kadar geçirdi.

“Nimet’çiğim, ailen çok sıcak insanlar, çok sevdim.”

“Sağol Cemo, babam ‘buyur gel’ dedi ya, demek ki onlar da seni sevdi. Nasıl da lafladınız,” diye güldüler.

“Tamam, yurduma dönüyorum. Seni çok özleyeceğim. Yarın görüşürüz.”

Kısa süre sonra evlendiler. Aileleri güzel bir düğün yaptı, Cemal’in köyden gelen akrabaları et, süt, yumurta getirdi. Nimet’in annesi şaşırdı:

“Bu kadar şey nereye gidecek?”

Cemal’in annesi gülerek:

“Ev kalabalık oldu, erkekler çok yer. Ben bilirim!”

Nimet ile Cemal, Nimet’in ailesiyle kaldı. Ev genişti, odalar boştu, hatta ileride kızları Gül için de oda ayırdılar. Mutlu bir aileydiler. Ne yazık ki Nimet’in anne babası çok yaşamadı. Önce babasını, iki yıl sonra da annesini kaybetti. Sonra bir darbe daha geldi: Cemal’i de yitirdi.

Zaman geçti. Nimet emekli oldu. Şimdi altmış beşindeydi. Kocasının yokluğuna alışmıştı. İlk zamanlar çok ağladı, ama zaman her şeyin ilacıydı. Artık eskisi kadar gözyaşı dökmüyordu, ama hâlâ özlüyordu.

Yıl dönümünü küçük bir grupla kutladı. Kızı ve damadı bir süre oturup gitti. Nimet HanımO gün akşam olurken, bahçede oturup gökyüzüne baktı ve birden anladı ki, hayat ne kadar geç de olsa, yeni bir sayfa açmak için asla bitmeyen bir kitaptı.

Rate article
Lifequest
Sonbaharın Eşiğinde