**Günlük – Bana İhanet Edenler**
Çocukluğumdan beri arkadaşlarımı eve davet etmeyi severdim. Annem de hep böyleydi, izin verirdi. Hatırladığım kadarıyla evimiz her zaman annemin arkadaşlarıyla doluydu, özellikle hafta sonları.
Doğum günlerimiz misafirsiz geçmezdi. Babam ise daha sakin bir adamdı, annemin arkadaşlarının ziyaretlerine karışmazdı. Bazen onlarla çay içer, şakalaşırdı. Ama çoğu zaman garajda vakit geçirmeyi tercih ederdi. Kendisinin de pek arkadaşı yoktu, sadece komşularla görüşürdü.
Annemin arkadaşlarının geliş gidişleri hoşuma giderdi. Şarap içmezlerdi, sadece çay, kahve içerlerdi. Misafirler geldiğinde annemin neşesi yerine gelir, kahkahalar atar, bazen şarkılar bile söylerlerdi.
“Anne, Ayşe ve Fatma gelsinler mi bize?” diye sorardım.
“Tabii, kızım, gelsinler. Masada kurabiyeler, çikolatalar var, ikram et,” der, sonra işine giderdi.
Eğer uzun süre kimse gelmezse, annem poğaça yapar ve şöyle derdi:
“Komşu Nurgül Hanım’ı çağırayım, sen de git onu davet et.”
Böyle geçti günlerimiz. Üniversitedeyken hafta sonlarında veya tatillerde arkadaşlarımla gelirdim, annem de memnuniyetle kabul ederdi. Onun bu misafirperverliği bana da geçmişti.
Son sınıfta sınıf arkadaşım Murat’la evlendim. Kendi evimizi kurduk, ben de arkadaşlarımı davet etmeye başladım. Murat başta karşı çıktı ama sonra alıştı.
“Murat, bizim evde hep misafir olurdu, ben böyle büyüdüm. Sen de kabul edersen, ara sıra arkadaşlar gelecek,” dedim.
“Bizim evde pek kimse gelmezdi, annem misafir sevmezdi. Babam bir arkadaşıyla eve gelse bile akşama kadar tartışma çıkardı. Ama sen istiyorsan, tamam,” dedi. Zamanla alıştı.
Beraber kimi davet edeceğimize karar verdik. Sonunda bir arkadaş çevresi oluştu. Ama Murat bir arkadaşımdan hiç hoşlanmazdı – Gülay. Dul kalmıştı, kocasını kaybetmişti ve hep hüzünlüydü.
“Nasıl bu kadar yakın olabiliyorsun Gülay’la? Suratı asık, gülemiyor bile,” diye söylendi Murat.
“O benimle konuşuyor, güzel tavsiyeler veriyor. Dinlemeyi biliyor, sır saklar. Bazen böyle sakin birine ihtiyaç duyuyorum. O herkes gibi kahkahalar atmıyor belki, ama iyi bir dost,” diye cevapladım.
Murat ısrarla, “Can sıkıcı biri,” dedi.
Ama ben Gülay’ı seviyordum. Zaman geçti. Murat’la büyük bir ev yaptık, oğlumuz Efe doğdu. Yine arkadaşlarımızla buluşuyorduk. Kimi zaman çocuklarla parka giderdik, ama genelde evde otururduk.
İki arkadaşım kayınvalideleriyle yaşıyordu, oralarda şakalaşmak zordu. Sadece Deniz kocası ve oğluyla ayrı evdeydi, ama o da genelde bizde takılırdı. Bazen eşler de katılırdı. Erkekler biraz içer, garajda veya bahçede vakit geçirirdi.
Bir gün Gülay ziyarete geldi, konuşurken birden:
“Dinle Derya, senin yerinde olsam Deniz’e pek güvenmezdim. Kocana fazla ilgi gösteriyor,” dedi.
“Ne saçmalıyorsun Gülay? Deniz sadece neşelidir, şakacıdır,” diye arkadaşıma arka çıktım.
Sonra uzun uzun düşündüm.
“Kocası yok, belki kıskanıyordur. Annem de hep ‘dullardan uzak dur’ derdi. Artık biraz mesafe koyayım,” dedim kendi kendime.
Murat’la da konuştum. “Ben sana demiştim, o kadın pek güven vermiyor,” dedi.
Sonunda Gülay’ı arkadaş listemden çıkardım. Ama hayatımda bir şey değişmedi. Yine buluşmalar devam etti. Birbirimize yardım ediyorduk. Deniz sık sık arar, “Derya, benim Ali’yi de okuldan alır mısın? Kocam balıkDerya o gün Gülay’ın kapısını çaldığında, aslında gerçek dostluğun ne demek olduğunu sonunda anlamıştı.




