**”Anneciğim”**
– *”Pavlik, hadi yemek yiyelim,”* dedi şefkatle Teyze Tülin.
– *”Hayır,”* diye mırıldandı, gözlerini camdan ayırmadan. *”Hayır.”*
– *”Pavlişko, hadi gel.”*
– *”Yook!”* diye çığlık attı, zayıf bacaklarıyla yere tepinerek. *”Yook, anne gelecek!”*
– *”Anne birazdan gelir, hadi şimdi.”*
– *”Bu da ne böyle? Tülün Hanım, burada ne iş çeviriyorsunuz? Hemen yemekhaneye!”*
Asık suratlı kadın, çığlık atan Pavlik’i gömleğinden yakalayıp masaya sürükledi. Soğuk, soluk makarnayı zorla ağzına tıkıştırmaya çalışırken, çocuk çırpınıyor, direniyordu.
– *”Ye, seni it, ye dedim!”*
Diğer çocuklar hızlı hızlı kaşıklarını alüminyum kaplara vuruyordu.
– *”Niye böyle yapıyorsunuz, Emine Hanım? Onlar daha çocuk,”* diye fısıldadı Teyze Tülin, gözleri dolmuştu.
– *”Çocuk mu?”* diye tükürdü öfkeyle kadın. *”Hangi çocuk? Bunlar geleceğin suçluları! Tıpkı anneleri gibi; hırsızlar, katiller!”*
– *”Aaaa!”* diye inledi Pavlik, yere yığılıp kıpkırmızı kesildi. *”Anneee! Anne istiyorum!”*
– *”Kes sesini, seni ayak takımı!”*
– *”Bu bağrışma da ne?”* diye sordu bir başka sert yüzlü kadın. Pavlik bile sustu. *”Ne oluyor?”*
– *”İşte, isyan ediyor, yemek yemiyor!”*
– *”Kimin bu?”*
– *”Demirci’nin.”*
– *”Hah, o çılgının. Dışarı çıkarın, annesi geldi.”*
Pavlik çığlık atarak koştu, koridoru geçip annesinin keskin, zayır dizlerine sarıldı.
*”Anneciğim, anneciğim…”*
Kadın olduğu yere çöktü, Pavlik’in ufak bedenini öpüyor, ince dallar gibi kollarıyla sıkı sıkı sarıyordu. Sadece ikisinin anlayacağı sözler fısıldıyordu.
– *”Aman, dayanamıyorum! Kızlar, buna bakın!”* diye ağladı yaşlı Teyze Şükran, hayatında o kadar şey görmüştü ki on roman yazardı. *”Yaşlanıyorum galiba… Nasıl da seviyor bu çocuk onu, ama o?”*
Deli mi deli, çılgın mı çılgın ama diğer anneler bu genç kızdan ders almalı! Daha topraktan yeni çıkmış gibi, ama nasıl da seviyor oğlunu! Titriyor resmen.
– *”Pff, sevgiymiş! Rahatı sever o! Yakında bunu da alırlar, bir tane daha getirir, bilirim ben bunları…”*
– *”Ne kadar acımasızsın, Emine!”*
– *”Yanlış mı söyledim, Teyze Şükrü? Kendine kullandıracak birini bulur, yine rahat eder.”*
– *”Kadınsın sen, Emine! Böyle şeyler olur mu?”*
– *”Çocuğu yok ki anlasın,”* diyen bir ses çıktı personelden.
– *”Ne fark eder? Tülün’ün de kimsesi yok, ama yüreği taşlaşmamış. Affet Tülün’üm.”*
– *”Siz de amma iyilik meleği kesildiniz! Bana kalırsa umurlarında değil kaç çocuk doğurdukları! Ne mübarek insanlarsınız!”*
Şimdilik seviyor, ama çocuk üç yaşına basacak. Bakalım çocuk yuvasına verilmesin diye bir şey yapmış mı? Akrabalar alsaydı en azından.
Demek ki işine gelmiyor! Ağlamaklı hikayeler uyduruyor.
Tülün mesai bitiminde yürürken Emine’nin sözlerini düşündü. Acaba haklı mıydı? Kabaca söylemişti, ama doğru muydu? Nedense bu çocuğa bağlanmıştı. Pavlişko’yu çok seviyordu, annesi Güldane’yi de… Güzel gözlü Güldane Demirci, ağır cezalık bir genç kız.
Ah, ah…
Tülün emekli olacak yaştaydı, yeterince para biriktirmişti. Artık onu bekleyen evine dönecekti. Eskiden annesi orada yaşardı, ama şimdi… Teyze Şükran haklıydı… Dünyada tek başınaydı. Ne kardeşi vardı, ne annesi…
Yüreği taşlaşmamıştı, hayır…
Yıllardır mahkûm kadınların çocuklarını büyütmüştü, hiçbirine bağlanmamıştı. Sadece bir işti onun için. Ama Pavlişko… Onun yeri başkaydı.
Pavlik pencerenin önünde duruyordu, annesini bekliyordu. Küçük kalbiyle hissediyordu, şimdi… Şimdi gelecekti anneciği.
– *”Anneciğim…”*
– *”Pavlişko…”*
Sarılıp ağlıyorlardı. Ne yapılabilirdi ki?
– *”Güldane,”* diye seslendi Tülün. Döndü, bakışları sertti, gülümsemesi anında kayboldu. *”Güldane, konuşmalıyız.”*
Genç kız kimseye güvenmezdi. Bu insanlar hiçbir şeye inanmazdı.
– *”Bana niye yardım ediyorsunuz ki?”* diye sordu, başını eğerek dinledikten sonra.
– *”Sana değil, kendime. Yalnızım Güldane. Pavlik’e bağlandım, sanki torunum gibi. Sen de… kızım olabilirdin. Hayır, yanlış anlama,”* diye aceleyle ekledi, *”kendimi dayatmıyorum… Sadece yardım etmek istedim. Pavlik’e zor olacak, hem çok küçük, unutur seni.”*
– *”Düşüneceğim,”* diye kısa kesti ve gitti.
İki gün, iki gece düşündü Güldane.
– *”Ne oldu Demirci, aklına bir şey mi takıldı? Çocuğunu yakında yuVe o gün, Güldane’nin gözlerindeki buzlar eridi, bir ömür boyu sürecek bir aile olduklarını anladılar.




