Yabancı Koca
-“Leyla, affet beni, gitmem lazım.”
-“Karın mı aradı? Git tabii. Alıştım artık.”
Leyla, Emre’yi karısına bırakmak her seferinde içine oturuyordu. Keşke bir gece kalabilseydi. Bir kafeye giderler, sonra sıcak bir battaniyeye sarılıp film izlerlerdi. Leziz bir Türk kahvesi pişirirdi ona…
Ama bunlar sadece hayaldi. Emre hiç saklamamıştı, evli olduğunu, bir oğlu olduğunu. Karısını sevmiyordu ama oğlu için dayanıyordu. Okulu bitirsin, diye bekliyordu. İşte o zaman Leyla’ya taşınacaktı.
Leyla, karısını umursamıyordu. Niye başka bir kadının mutluluğunu düşünsün ki? Aileydiler, adam sevmedi artık karısını—belli zaten, bıraksın o zaman. Ama Emre iyi bir babaydı, çocuğunu yıkmak istemiyordu.
Boş ver, onun da günü gelecekti. İki yıl sonra oğlu üniversiteye gidecekti, işte o zaman… Battaniye, filmler, aile mutluluğu. Leyla bir kız çocuğu hayal ediyordu, kendisinin minik bir kopyasını.
İki yıl su gibi aktı. Leyla bekledi, ama her seferinde bir bahane çıktı.
-“Anlıyor musun, Selma’nın annesi çok hasta, eve aldık. Şimdi olmaz, sen de anlarsın…”
Leyla iç çekti, başını salladı. Daha ne kadar bekleyecekti? Emekliliğine kadar mı?
Adet gecikmesi. Bir terslik mi vardı? Test aldı. İki çizgi. Belki de hayırdı… Doktora gitmeli, teyit etmeli.
Leyla, hastanenin koridorunda sırasını bekliyordu. Kapı açıldı, doktordan kocaman karınlı bir kadın çıktı. Koluna giren adam ise—olamazdı… Bu Emre’ydi! Ne oluyordu?
Dışarı çıktılar, Emre onu görmedi. Leyla içeri girdi.
-“Kızım, iyi misin? Çok solgunsun.”
-“Evet, belki iyiyimdir. Kontrol olmak istedim.”
Doktor hamileliği doğruladı ve tebrik etti.
-“Yaşınız biraz geç kalmış, ilk çocuğu 35’inde doğurmak… Neyse. Az önce bir hasta vardı, 40 yaşında, oğlu mezun olacak, kocasıyla kız çocuk yapmaya karar vermişler. Sağlam aile, neden olmasın?”
Leyla acı bir tebessümle sustu. Kafası karışmıştı. Nasıl olurdu? Neden yalan söylemişti? “Sevmediği karısına” nasıl çocuk yapmıştı? Bunu ne zamana kadar saklayacaktı? Şimdi ne yapmalıydı?
-“Tilki, bugün gelemeyeceğim, affet.”
-“Tabii, ben de meşgulüm zaten.”
-“Neyle?”
-“Merve’yle kulübe gidiyorum. Evde oturmaktan sıkıldım.”
-“Ne kulübü, kaç yaşındasın sen? Hiç hoş değil, Tilki…”
-“Ailem yok, hakkım var. Sen yabancı bir kocasın, bana karışamazsın.”
Leyla telefonu kapattı. Bak işte, kulübe gidemezmiş! Sadık bir köpekçik gibi efendisini beklemeliymiş meğer. O ise çocuklar yapacak, büyütecek, arada bir ona uğrayıp yeni heyecanlar arayacak. Ta ki sıkılana kadar.
Leyla ancak şimdi anlıyordu, ne aşağılık bir roldeymiş yıllardır. En iyiler karısına ve oğluna, o ise sadece yedek parça. Umurunda değil ki zaman geçiyor, doğurması lazım, yoksa geç kalacak. Neyse, artık onun da kendi çocuğu olacaktı.
Emre haber vermeden geldi. Ağlıyordu. Doğum sırasında karısının bebeğini kaybettiklerini anlattı. Kızları… Her şey yolundaydı ama çocuk ölmüştü. Karısı ise bu acıyla aklını yitirmişti.
-“Ne yapacağım bilmiyorum…”
-“Ne olacak, karının yanında olacaksın. Emre, bu ikinizin acısı. Neden bana yalan söyledin? Neden böyle yaptın?”
-“Allah beni senin yüzünden cezalandırdı, kızımızı aldı…”
-“Saçmalama. Suçlu sadece sensin. Karına yalan söyledin, bana söyledin, kendine… Şimdi biraz erkek ol ve karının yanına dön.”
-“Anlamıyorsun, ikinizi de seviyorum. Ayrı ayrı… Tek biriyle olamam.”
-“Tamam Emre, git. Bir daha gelme.”
Leyla kapıyı kapattı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Kendine acıyordu, Emre’nin karısına acıyordu—çocuğunu kaybetmişti. Leyla da yakında anne olacaktı, bu acıyı tahayyül edebiliyordu.
Emre defalarca aradı, sarhoş geldi, ama Leyla kovdu. Hiçbir zaman öğrenemedi ki Leyla bir oğul doğurdu, onun oğlunu… Kendi soyadını verdi, baba hanesine çizgi attı. Kerem ismindeki oğlan, tıpkı yabancı kocaya benziyordu…
İstatistiklere göre, Türkiye’de erkeklerin %10’u karılarını bırakıp sevgililerine gidiyor. Yarısı ise sonra pişman olup geri dönüyor. Kaç kadın, evli erkeğin “boşanıp benimle evleneceğim” yalanına kanıp ömür tüketmişti kim bilir…




