Bir Dünyada Yaşama Arzusu

Kahvaltıdan sonra ofise giren Derya, masasına oturup bilgisayarını açarken homurdandı: “Günaydın arkadaşlar.”

“Günaydın,” diye karşılık verdi Ayşe ve Elif, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

Normalde konuşkan ve uyumlu olan Derya, bugün pencerenin dışındaki gri bulutlarla kaplı gökyüzü gibi kasvetliydi. Yağmur hafif hafif yağıyordu. Ofiste bir sessizlik hâkim oldu, ama çok geçmeden durmadan konuşmayı seven Ayşe dayanamadı:

“Kızlar, hadi birer kahve yapalım, şimdi hazırlarım,” dedi ve yerinden kalkıp perdenin arkasındaki küçük masaya geçti. Orada kahve makinesi, fincanlar, bir kase şekerleme ve diğer küçük eşyalar duruyordu.

“Olur,” dedi Elif, Derya ise sessiz kaldı.

Ofiste üç kişilerdi: Derya evliydi, bir oğlu vardı ve otuz yaşındaydı. Ayşe de evliydi, iki çocuğu vardı ve otuz altı yaşındaydı. Elif ise henüz evlenmemişti ama sevgilisiyle yaşıyordu, yirmi yedi yaşındaydı.

En hareketli olan Ayşe’ydi, belki yaşça büyük olmasından, belki de doğası gereği, her fikir ondan çıkardı, diğerleri ise ona uyardı.

Ayşe, üç fincan kahveyle tepsiyle geri döndü. Derya’ya yaklaştı, o sessizce fincanı aldı ve teşekkür edercesine başını salladı. Elif, “Çok sağ ol, Ayşe, sen bizim ev işlerinin başkanısın,” dedi.

İkisi güldü, Derya ise hafifçe tebessüm etti. Ayşe dayanamadı:

“Derya, ne oldu? Artık konuşsana, böyle sessiz kalınca kendimi rahatsız hissediyorum. Yoksa bize mi kızdın?”

“Yok canım, Ayşe, niye kızayım? Evde sıkıntı var,” diye cevap verdi Derya.

“Can’la mı tartıştınız?” diye şaşkınlıkla sordu Elif. Çünkü iş arkadaşları, Derya’nın ailesinin uyumlu olduğunu ve neredeyse hiç kavga etmediklerini biliyorlardı.

“Tam olarak ev değil, akrabalarla sıkıntı yaşıyorum.”

“Aaa, yine mi Meral seni rahatsız ediyor? Ne kadar daha takacaksın kafana, boş ver onu,” diye tavsiyede bulundular.

“Nasıl boş vereyim? Aynı sokakta yaşıyoruz. Onun yüzünden neden kiraya çıkayım, kendi evimiz var. Can hiç oralı olmuyor, abisi Serhat da normaldir ama Meral bir başka… İçime oturdu… Dün ona her şeyi söyledim, şimdi nasıl yaşayacağız bilmiyorum.”

Derya, Can’la evlendiğinde, kayınpederi bahçedeki evi tamamlamıştı. Düğünden hemen sonra yeni evlerine taşınmışlardı çünkü kayınvalide ve kayınpederin evinde abi Serhat, eşi Meral ve küçük oğulları yaşıyordu. İki ev de düzgün, sağlam yapılardı. Kayınpeder inşaat müteahhidiydi ve malzemeleri ucuza getiriyordu.

Ama düğünden bir hafta sonra talihsiz bir kaza oldu. Can ve Serhat’in anne babası trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. O günden beri iki aile aynı sokakta yan yana yaşıyorlardı.

Başta her şey normaldi. Neredeyse aynı zamanda Derya ve Meral çocuklarını doğurdular. Derya bir oğul, Meral ise ikinci çocuğu, bir kız dünyaya getirdi. Hayatları paralel ilerliyor gibiydi.

“Can, abinle aynı sokakta yaşamak ne güzel,” diye sevinirdi Derya.

“Normal,” diye daha sakin cevap verirdi kocası.

Çocuklar büyüdükçe, Derya ve Meral işe başladılar, çocuklar anaokuluna gidiyordu. Ama zamanla Derya, Meral’le aynı olmadıklarını anladı.

Derya ve Can hiç kavga etmezlerdi, ama Serhat’in evinden sık sık bağrışmalar, kavga sesleri gelirdi. Meral sürekli bir şeylerden şikayet eden, yüksek sesli biriydi.

“Yine Meral coştu,” derdi Can, “abi şanssız bir evlilik yapmış.”

Derya, sakin ve uyumluydu. Meral ise tam tersi.

“Ben sessizliği severim,” derdi Derya, “kalabalık eğlenceler bana göre değil. En değerli şey ailem. Ailem benim için bir dünya… Kocam ve oğlumla vakit geçirmekten sıkılmam. Evde huzur isterim, Can da öyle. Bu konuda çok şanslıyız.”

Gerçekten de öyleydi. Derya, sessiz bir ailede büyümüştü. Anne babası asla kavga etmezdi. Ama Meral farklıydı. Gürültülüydü ve sürekli “hep birlikte” takılmaları gerektiğini düşünürdü.

“Toplu yaşamak güzel,” derdi hep, “tek bir aile gibiyiz.”

Derya bunu anlıyordu ama farklı düşünüyordu:

“Evet, genel anlamda akrabayız. Ama benim ailem, kocam ve oğlum.”

Can da onu desteklerdi. Ama Meral’in bu tutumu Derya’yı yoruyordu. Herkesin ayrı bir evi vardı, ama Meral’in müdahalesi bitmiyordu.

Üstelik kendini tüm sokağın sahibi gibi görüyordu. Derya, ilk günden itibaren bu duruma boyun eğmişti ve şimdi değiştirmek zordu.

Derya, terbiyesi gereği asla izinsiz Meral’in evine gitmezdi. Ama Meral öyle değildi. Sabahın köründe bile kapıyı çalmadan içeri dalardı.

“Ah, Derya, oğlunu mu uyutuyorsun? Tamam, sonra gelirim,” derdi, ama çocuk bir kere uyanınca uykuya dalamazdı.

“Can,” diye şikayet ederdi Derya, “sanki Meral bilerek rahatsız ediyor… Biz öyle yapmıyoruz.” Kocası hak verirdi ama bir şey yapamazdı.

Özellikle hafta sonları sıkıntı olurdu. Derya sabah erken kalkar, kahvesini yudumlarken pencereden dışarıyı seyrederdi. Sonra Can veHer o sabah Meral yine kapıyı çalmadan içeri daldığında, Derya derin bir nefes alıp “Artık yeter Meral, lütfen bundan sonra kapıyı çalmadan gelme,” diyerek sonunda sınırlarını koydu.

Rate article
Lifequest
Bir Dünyada Yaşama Arzusu