Üniversitenin ikinci senesinde, Deniz, paralel sınıfta okuyan sevimli sarışın Ayşegül’e âşık oldu. Yanaklarındaki hafif allık ve büyük ela gözlerinin sıcak bakışı onu hep huzursuz ederdi. Derken bir okul partisinde nihayet tanıştılar ve Deniz onu dansa davet etti.
“Ne kadar güzel dans ediyorsun,” diye iltifat etti Ayşegül’e. O ise gülerek karşılık verdi:
“Dans etmek bu kadar mı zor? Biraz daha hareketli ol yeter!”
O geceden sonra görüşmeye başladılar. Fırtınalı aşkları, evlilikle sonuçlandı. İkisi de öğrenciydi, yurtta kalıyorlardı. Zamanla onlara ortak bir oda tahsis edildi. Derken bu küçük odaya bir beşik girdi. Ayşegül hamileydi.
“Deniz, oğlumuz doğduğunda nasıl okuyacağız? Tek odadayız. Belki akademik izin almalıyım. Yazık olur, sen benden önce mezun olacaksın,” diye endişelendi.
“Ayşe, daha erken stres yapma. Oğlumuz doğunca çözeriz. Bizden önce de pek çok öğrenci çocuk büyüttü. Benim sınıfımdan Volkan ikizlerini büyütüyor, okulu da bırakmadı,” dedi Deniz.
Zamanı geldi, Ayşegül güzel bir oğlan doğurdu: Ali. İkisi de mutluluktan uçuyordu. Tabii ilk zamanlar zordu, ama şansları vardı. Ya Ali çok sakin bir bebekti ya da anlayışlıydı; onları uykusuz bırakmıyor, huzurla uyumalarını sağlıyordu.
Derslere sırayla gidiyor, sınavlara hazırlanıyorlardı. Ayşegül akademik izin almadan mezun oldu. Ali hasta olduğunda, Ayşegül’ün annesi yakındaki kasabadan gelip yardım ediyor, ilaçlarını zamanında veriyordu.
“Ayşe, belki Ali’yi bize bırakırsın,” diye teklif etti annesi. Ama reddettiler.
“Hayır anne, idare ederiz. Gerekirse seni çağırırız.”
Deniz ve Ayşegül üniversiteyi bitirdiler. Zorluklar evliliklerini güçlendirmeliydi, ama öyle olmadı. Ayşegül’e babaannesinden bir ev kalmıştı, artık çalışıyorlardı. Ali anaokuluna gidiyordu.
Sorunlar ne zaman başladı, Deniz anlayamadı bile. Ayşegül soğumuştu. Artık birbirlerini anlamakta zorlanıyorlardı. Deniz düşündü:
“Gerçekten birbirimizi sevmiş miydik, yoksa gençliğin verdiği bir hevesle mi evlenmiştik? Yoksa sadece Ali için mi dayanıyorduk? Ailemizi korumak istiyorum, ama artık bizi sadece oğlumuz bir arada tutuyor.”
Ayşegül’ün ne düşündüğünü bilmiyordu. Oysa o başka birine âşıktı. Eşini bırakmaya hazırdı, ama Ali’yi de götürmek istiyordu. Yeni sevdiği Murat’ın kendi evi yoktu. Bir gün açıkladı:
“Deniz, boşanmalıyız. Başka birini seviyorum. Sana sadece Ali’nin babası olarak saygı duyuyorum. Böyle devam etmemeliyiz.”
“Hayatımda bu kadar büyük bir değişikliğe hazır değilim,” diye karşılık verdi Deniz. “Peki ya Ali? Onu düşündün mü?”
“Hep onu düşünüyorum. Bence bu şekilde daha iyi olacak.”
“Nasıl daha iyi? Oğlumuzu yabancı bir adam mı büyütecek? Ne diyorsun sen?”
“Ali büyüyor, her şeyi anlayacak. Ne zamana kadar normal bir aileymiş gibi davranacağız?”
“Ailemiz normal! İkimiz de oğlumuzu seviyoruz.”
“Oğlumuzu seviyoruz, ama birbirimizi sevmiyoruz. Bu normal değil.”
Deniz aklıyla hak verdi, ama yüreği kabul etmedi. Boşanırsa Ali’yi kaybedecekti. Bunu kaldıramazdı. Ama Ayşegül’ün iyi bir anne olduğunu da biliyordu. Boşanmayı kabul etmedi:
“Ali’ye yeni bir baba istemiyorum.”
“Deniz, neden yeni baba? Sen hep onun babası olacaksın. Çocuklardan boşanılmaz.”
Deniz öfkelendi:
“Çocuklardan boşanılmaz, doğru. Ama ben artık ona masal okuyamayacağım, puzzle yapamayacağım, ödevlerini kontrol edemeyeceğim. Uzaktan baba olmak nedir? Yeni bir hayat kuracaksan, bil ki Ali’yi vermeyeceğim!”
Öfkeyle evden çıktı, sakinleşmek için yürüdü.
“Ne yapacağım? Mahkeme hep anneden yana karar verir. Üstelik Ayşegül iyi bir anne, kendi evi var, iyi bir işi var. Altı yaşındaki bir çocuğu annesinden ayırmaya hakkım var mı?”
Geç vakte kadar dolaştı, ama bir karar veremedi. Tek çözümmüş gibi görünen şey: Boşanmayı reddetmek. Ayşegül’ü, Ali’nin huzuru için bir arada kalmaya ikna etmek. Hatta birbirlerine özgürlük tanıyabilirdi, yeter ki Ali tam bir aile olduklarını sansın. Büyüdüğünde anlardı zaten.
“Ayşe, boşanmayı kabul ediyorum, ama Ali’yle istediğim zaman görüşeceğim. Engel olmayacaksın.”
“İtirazım yok, Deniz.”
Boşandılar. Deniz bir daire kiraladı. Ali’ye durumu anlatmaya çalıştı:
“Oğlum, annenle ayrı yaşayacağız. Ama seni çok seviyorum. Sık sık görüşeceğiz, bana geleceksin, parka gideceğiz, sinemaya gideceğiz. Unutma, seni çok seviyorum.”
“Baba, anlıyorum. Üzülme ama annemi yalnız bırakmayacağım. Seninle görüşürüz.”
“Aferin oğlum! Benim gerçek bir erkeğimsin!”
Şimdi Deniz tek başına, Ayşegül ise Murat ve Ali ile yaşıyor.
Bugün annemle konuştuktan sonra şunu anladım: Bazen sevdiğin birini kaybetmemek için bırakman gerekiyor. Oğlumu seviyorum, bu yüzden onun mutluluğu için geri adım attım. Bazen savaşmak değil, vazgeçmek cesaret ister.




