Mutluluğun Tonları

**Mutluluğun Tonları**

“Ah, merhaba dostum,” dedi Emre, çocukluk arkadaşı İlhan’ı evine buyur ederken. İlhan şehirde yaşıyordu.

“Selam,” diyerek sarıldı İlhan. “Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Büyükannemin cenazesinden beri dört ay geçti, daha erken gelememiştim. Nihayet izin alıp bu köyde dinlenmeye karar verdim.”

“Harika düşünmüşsün,” diye sevindi Emre. “Orman gölüne balığa gideriz, belki dere kenarına da… Çocukluğumuzdaki gibi, hatırlıyor musun?”

Emre her zaman onu desteklerdi. Çocukluk arkadaşları, köy sokaklarında koşturur, derede yüzer, türlü şakalar yaparlardı. Aynı okula giderlerdi. İlhan daha hareketli ve hayal gücü kuvvetliydi, Emre ise hep onun yanında dururdu.

“Yalnız mısın? Eşin nerede?” diye sordu İlhan.

“Markete gitti, birazdan döner. O gerçek bir ev hanımıdır, yemekleri öyle lezzetlidir ki beni besleye besleye şişiriyor,” diyerek eşi Derya’yı övdü Emre.

Altı yıl önce evlenmişlerdi ama henüz çocukları olmamıştı. Derya, eşiyle birlikte ilçe hastanesine gitmiş, doktorlar her şeyin normal olduğunu, beklemeleri gerektiğini söylemişti.

Emre, sevgisini hep gösterirdi: ona özen gösterir, her işinde yardım eder, ağır şeyler kaldırmasına izin vermezdi. Köydeki kadınların çoğu ona gıpta ederdi, bazıları içten, bazıları ise kıskançlıkla.

“Derya’ya bak şanslıya. Emre neredeyse onu el üstünde taşıyor, içki içmiyor, seviyor onu.”

Derya ise keyfine göre yaşardı; kıyafetlerini değiştirir, ev işleriyle uğraşırdı. Yalnız komşuların çocuklarını görünce içine bir hüzün çöküverirdi. Köyün belediyesinde muhasebeci olarak çalışıyordu.

Çocuk konusunu açmamaya çalışıyorlardı ama Emre sık sık düşünürdü:

“Bir çocuğumuz olursa daha da yakınlaşırız,” diye. Zaman zaman eşinden soğuk bir esinti hissederdi.

Derya, kocasının yoğun sevgisini, fazla düşkünlüğünü fark ediyor, bazen bu sevgi onu boğuyordu.

“Merhaba,” diyen tatlı bir sesle irkildi İlhan, arkasına döndü.

Kapıda, elinde siyah bir poşetle Derya duruyordu. Marketten yeni gelmişti. Emre hemen fırlayıp poşeti özenle aldı ve mutfağa götürdü.

“Selam,” dedi İlhan neşeyle, Derya’nın ince bacaklarına ve dalgalı sarı saçlarına istemsizce bakarken. “Ben İlhan, Emre’nin çocukluk arkadaşı.” Tam o sırada Emre mutfaktan çıktı.

“Böyle bir arkadaşından hiç bahsetmemiştin,” dedi Derya kocasına.

“Şehirde yaşıyor. Birkaç ay önce büyükannesi vefat etti, köyün öbür ucunda otururdu. Hatırlar mısın, büyükanne Zeynep’i?”

“Ah, evet hatırlıyorum. Demek bu onun torunu. İlhan bizim şehirli çocuğumuz, okul bitince hemen şehre gitti.”

“Aynen öyle,” diyerek gülümsedi İlhan.

“Peki, Derya, sen bir şeyler hazırlarken biz biraz hava alalım,” dedi Emre ve evden çıktılar.

Bugün hafta sonuydu, pazartesiden itibaren Derya’nın izni başlıyordu. Eylül ayının başlarıydı, sonbahar rengârenk yaprakları, uçuşan ağ örümcekleriyle yavaş yavaş kendini gösteriyordu. Rüzgârda sarı yapraklar uçuşup bilinmez yerlere gidiyordu.

Masayı bahçedeki çardakta kurdu. Böyle bir havada evde oturmak istememişti. Kocası ve arkadaşı dönüp masaya oturdular.

“İlhan, köye geldiğin için ne kadar mutluyum. Nihayet balığa çıkacağız. Keşke daha sık gelsen. Birlikte büyüdük, dedemle birlikte inek güttük, başkalarının bahçelerinden elma aşırdık, şimdi sen şehirli oldun.”

“Şehirli falan değilim, doğduğum yer burası. Memleketim burası,” diyerek Emre’nin omzuna vurdu İlhan.

Eski günleri anıyorlardı. Derya, çocukluklarını hatırlayan iki arkadaşa bakıyor, bir şeyler konuşup gülüşüyorlardı. Erkek arkadaşlığına şaşırıyordu. Fırındaki böreği hatırlayıp fırladı, kısa sürede börekle geri döndü ve dilimledi.

“Vay canına! Hiç böyle lezzetli börek yememiştim,” dedi İlhan hayranlıkla. “Derya, sen harikasın.”

“Evet, eşim çok güzel yemek yapar,” diye övündü Emre. “İşte beni böyle besledi…”

Şarap içip uzun uzun sohbet ettiler. Erkekler eski günleri anarak kahkahalar atıyordu. Hava kararmıştı, Derya ışıkları yaktı. Onlara bakarken içinden geçirdi:

“İyi ki Emre, İlhan gibi yakışıklı değil. Fazla güzel, fazla parlak ve hareketli, konuşması da etkileyici. Şehirde kadınlar peşindedir herhalde. Boşuna değil evlenmemiş olması. Zaten sık sık birinden diğerine atlıyordur.”

O gece arkadaşında uzun kalan İlhan, evine gitti. O günden sonra sık sık Emre’ye uğramaya başladı. Emre işte olsa da akşamları buluşuyorlardı. Bir hafta sonu iki günlüğüne balığa gittiler. Hava onlara gülümsüyordu. Eylül kuru ve güneşli geçiyordu. Tutulan balıkları bahçede ateşte kızarttılar. Diğer çocukluk arkadaşları da katıldı, neşeli bir sohbet oldu.

Bir akşamüstü sohbetinde Derya, İlhan’ın bakışlarını yakaladı. Ona farklı bir gözle bakıyordu.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Tonları