Bir Ruhta İki Can

**Bir Ruh, İki Beden**

İkiz kızlarımız doğduğunda, hastanede kucağıma verildiklerinde bir an için korkmuştum. Ne kadar ikiz olacaklarını bilsem de, onları ilk defa aynı anda görünce şaşırmıştım.

“Nasıl ayırt edeceğim?” diye düşündüm içimden. “Biri Elif, diğeri Ece… Ama ikisi de birbirinin aynısı.”

Zamanla onları tanıdım. Küçük farklarını öğrendim. Diğerleri karıştırsa da ben hiç yanılmadım.

Elif ve Ece büyüdü, hep yan yana durdular. Anaokuluna, ilkokula, liseye birlikte gittiler. İkizler hakkında efsaneleri öğrendiklerinde, “Antik Yunan’da ikizlere tanrıların çocukları derlermiş,” diye anlatıyorlardı birbirlerine. Hatta gökyüzünde İkizler burcu bile vardı. Bizim kültürümüzde de derler ya, ikizler tek ruhun iki bedenidir.

Gerçekten de öyleydiler. Elif hastalanınca, Ece de hemen hasta olurdu. Aynı şeyi aynı anda düşündükleri bile olurdu. Aynı erkeklere bakıyorlardı. Lise biterken ikisi de iyi notlarla üniversiteye hazırlanıyordu.

O kış, Ece aniden hastalandı. İlk başta basit bir şey sanmıştık ama durumu kötüleşince hastaneye götürdük. Doktorlar, “Kan hastalığı, keşke daha erken gelseydiniz,” dediler.

Altı ay direndi ama bahar geldiğinde Ece’yi kaybettik. O gün, Elif okuldayken birden göğsünde keskin bir ağrı hissetti, kalbi yerinden çıkacakmış gibi attı. Neredeyse bayılıyordu. Sonra öğrendik ki tam o saatte Ece vefat etmiş.

Ailemiz yıkıldı. Elif ise kendi kendine soruyordu: “Neden o? Neden ben değil?” Sanki yarısı kopmuş gibiydi.

Annem ona sarıldı. “Kızım, mezuniyet sınavların var. Hem kendin için, hem Ece’nin yerine iyi bir not almalısın.”

Elif toparlandı, sınavları geçti. Bir gün anneme, “Tıp fakültesine gideceğim,” dedi. “İnsanlara yardım etmek, bu hastalıklarla savaşmak istiyorum.”

Annem gülümsedi. “Baban ve ben senin yanındayız.”

Zamanla acı hafifledi ama Elif hep Ece’yi özledi. Onu anlayan bir daha olmayacaktı.

Tıbbı bitirmek üzereyken Can’la tanıştı. İlk defa gerçekten mutlu görünüyordu. Üç ay sonra bir gece rüyasında Ece’yi gördü. Eliyle bir yeri işaret ediyordu. Sabah uyandığında, “Mezara gitmeliyim,” diye düşündü.

Can’a mesaj attı: “Bugün mezarlığa gideceğim, sonra camine uğrayacağım.”

Okuldan erken çıkınca doğruca Can’ın evine gitti. Kapı kilitli değildi. İçeri girdiğinde onu başka bir kızla gördü. Donakaldı.

“Elif!” diye atıldı Can.

“Bir daha yüzünü görmek istemiyorum!” diye bağırdı ve çıktı.

Sonra düşündü: “İyi ki şimdi oldu. Yoksa evlenip daha büyük bir yıkım yaşayacaktım.”

Can özür dilemeye geldi ama Elif dinlemedi. Bir süre sonra arkadaşları, “Can senden izin alarak bizden borç para çekmiş, sen ödeyecekmişsin!” dediler.

Elif parayı ödedi ama içi rahattı. İhanetin büyüğünden kurtulmuştu. Sonra Ece’nin rüyasını hatırladı. Ona işaret ediyordu belki de.

Zaman geçti, Elif doktor oldu. Bir gece nöbete giderken arabası yolda durdu. Tamirci bir şey bulamadı. Sonra yola devam ettiğinde korkunç bir kaza gördü. “Eğer araba durmasaydı, ben de orada olabilirdim,” diye düşündü.

Hastaneye vardığında hemşire ağlıyordu. “Az önce kazada kardeşimi kaybettim,” dedi.

Elif’in tüyleri ürperdi. Ece onu korumuştu.

Bir gün arkadaşıyla buluşmaya giderken kolyesi koptu. Eğilip boncukları toplarken yolda bir kaza oldu. Tam karşıdan karşıya geçecekken aniden durmuştu.

Eve döndüğünde Ece’nin fotoğrafına baktı. “Sen hep yanımdasın,” diye fısıldadı.

Hiçbir şey onu bana bu kadar hatırlatamaz. Çünkü biz tek ruhun iki bedeniydik. Şimdi ben her şeyi iki kişilik yaşıyorum.

**Not:** Hayat bana şunu öğretti; bazen kaybettiğimiz insanlar, aslında hiç gitmiyor. Sadece görünmez bir el olup bizi koruyorlar.

Rate article
Lifequest
Bir Ruhta İki Can