Bir akşam üstü, Elif işten çıkıp her zamanki gibi mahallelerindeki küçük parkın yolunu tutmuştu ki, çalıların arasından minik bir köpek yavrusu çıkageldi. Tombul ve yuvarlaktı, adeta bir top gibiydi.
“Aman tanrım, sen nerden çıktın böyle şeker şey?” diye sevindi Elif, eğilerek ona baktı.
Küçük yavru hafifçe sızlanıyor, minicik kuyruğunu sallıyor ve burnunu Elif’in spor ayakkabılarına sürtüyordu. Onu kucağına aldığında, öyle bir bakış attı ki, bırakıp gidemedi.
Elif, yavru köpeği kucağında evine getirdi, kapıyı açtı ve yere bıraktı. Küçük dostu, yeni evini keşfetmeye başladı.
“Peki şimdi seninle ne yapacağım? Köpek bakımı hakkında hiçbir fikrim yok ki… Bir de adını koymalıyız.” diye düşündü. Hangi cins olduğunu bile bilmiyordu, büyüyünce nasıl bir köpek olacağını tahmin edemiyordu. Yavru etrafı koklarken, Elif onu gözden kaybetti.
“Hey, nereye gizlendin sen? Hadi gelsene, Fındık!” diye seslendi. Köpek yavrusu televizyon sehpasının arkasından çıkageldi. “Demek adın Fındık ha! Tamam o zaman, sen bizim Fındık’ımız olacaksın. Büyürsen de sana Fındık Fıstık deriz!”
Yavru acıkmıştı ve hafifçe sızlanıyordu. Elif mutfağa gitti, Fındık da peşinden. Buzdolabını açtı ama ona verebileceği bir şey bulamadı.
“En azından biraz süt almalıyım.” diye düşündü. “Hatta şu karşıdaki petshop’a gidip danışsam daha iyi olur.”
“Tamam Fındık, ben hemen geliyorum, açsın biliyorum. Bekle beni.” diyerek kapıyı usulca kapattı. Köpek yavrusu da onunla gelmek istemişti ama Elif hızlıca çıkmıştı.
Petshop’taki görevliye durumu anlattı.
“Ne yapacağımı bilemiyorum, böyle bir sorumluluğu almak biraz ağır geldi.”
“Merak etme, halledersin. Şimdi sana anlatayım, bir de internetten araştırabilirsin.”
Elif, alışveriş poşetleriyle eve döndü. Petshop’un tavsiye ettiği köpek mamasını ve diğer ihtiyaçları almıştı. Gün geçtikçe Fındık büyüdü, Elif de artık köpek bakımı hakkında bir şeyler öğrenmişti. Onu tasmayla gezmeye çıkarıyor, kaybetmekten korkuyordu.
“Fındık, hayır. Fındık, bırak!” diye komutlar veriyordu.
En çok işteyken endişeleniyordu:
“Acaba Fındık şimdi ne yapıyordur? Bu sefer neyi kemirmiştir?”
Zamanla Fındık, iri bir köpek oldu. Devasa değildi ama büyükçe bir köpek olmuştu. Cinsi tam belli değildi, kahverengi ve kısa tüylüydü. Komşusu Ayşe, ki kendisi Alman kurdu besliyordu ve köpek cinslerini iyi bilirdi, bir gün dedi ki:
“Elif, sanırım seninki labrador karışımı bir şey, ama labradora benziyor.”
“Öyleyse öyle olsun.” diye gülümsedi Elif. “Ben onu seçmedim ki, o beni seçti.”
Bir yıl geçti, hâlâ ona Fındık diyordu, ama ciddi olduğunda Fındık Fıstık. Söz dinleyen bir köpekti, Elif’in tüm komutlarına uyuyordu. Sabah akşam onu dolaştırıyordu, Elif de herkese “O beni gezdiriyor, ben onu değil.” diye şakalaşıyordu.
“Fındık Fıstık, sen yüzünden hafta sonları bile uyuyamıyorum. Saat gibi uyandırıyorsun beni. Ah seni, benim canım çalar saatim.” diyerek başını okşuyor, sırtını sıvazlıyordu.
Fındık Fıstık ise hafta sonlarını çok seviyordu. Elif’le birlikte parka, göle gidiyorlardı. Köpekler için ayrılmış alanda özgürce koşuyor, eve dönerken yorulmuş, dili dışarda yavaş yavaş yürüyordu. Fındık, Elif’in en sadık dostuydu. Onu üzgün görünce yanına sokuluyor, başını dizine koyuyordu. Elif artık onsuz bir hayat düşünemiyordu.
Fındık’ı bulmadan önce, sevgilisi Emre’den ayrılmıştı. Yaklaşık bir yıl birlikte yaşamışlar, sürekli kavga etmişlerdi. Emre’yi bir türlü düzene sokamamıştı. Eve gelir gelmez ayakkabısını ortalığa atıyor, montunu asmak yerine vestiyere fırlatıyordu. İlk zamanlar Elif kendi topluyordu ama sonra uyardı:
“Emre, eşyaların yeri belli. Montunu as, ayakkabılarını düzgün koy. Ben senin hizmetçin değilim.”
“Ne var bunda, sabah yine giyeceğim.” diye cevap veriyordu.
Emre kadar dağınık birini görmemişti. Dişlerini fırçalarken lavaboya, aynaya, hatta banyo zeminine diş macunu bulaştırıyordu. Havluyu yerine asmıyor, bulaşıkları lavaboya koymuyordu. Tüm çabalarına rağmen Emre’yi düzeltememişti. Son kavgalarında artık dayanamayıp onu evden kovmuştu, çünkü eleştirilerini artık hakaret gibi algılıyordu. Üstelik kıskançlığı da iyice kontrolden çıkmıştı. Ner




