Aşka Engel

Aşk Engel

Yıllarca birlikte olup sonrasında aynı evi paylaşmaya başladığı erkek arkadaşı Murat’tan ayrıldı. Elif anladı ki, sadece sevgili olmak başka, aynı çatı altında yaşamak bambaşkaydı. Murat’la birlikte yaşayamadı.

“Görünüşe göre tamamen uyumsuzmuşuz, oysa aşk sanıyordum,” diye düşünüyordu her işten eve döndüğünde.

“Şimdi yine onu evde bulacağım, her yer dağınık, mutfakta bulaşık yığını, her yerde kırıntılar ve o kanepede telefona gömülmüş. Her şeyiyle sinirimi bozuyor. Bugün bu ilişkiye bir nokta koyacağım,” diye karar verdi kendi kendine.

Eve girdi, etrafa baktı, her şey her zamanki gibiydi. Murat, iki aydır “iş arıyordu,” ama Elif sonunda anlamıştı ki bunlar sadece bahaneydi ve onunla yaşamak Murat’a çok rahat geliyordu.

“Murat, yine aynı şey, kanepe, etraf dağınık, aylardır bunu görüyorum. Seninle ayrılıyoruz, eşyalarını topla ve git,” dedi sert ve yüksek sesle.

“Elif, aklını mı kaçırdın? Nereden çıktı şimdi bu? Her şey yolundaydı, bir anda…” diye şaşkınlıkla doğruldu kanepede.

“Bir anda değil, uzun süredir düşünüyordum. Anladım ki seninle yolum ayrı. Git, ciddiyim, tartışma.”

“Pişman olacaksın, gece yarısı nereye gideceğim?” diye tehdit etti.

“Nereye istersen, ailen var ya, oraya gidersin.”

Elif mutfakta bulaşıkları hızla yıkayıp yerleştirdi, odaya baktığında Murat’ın çantasını kapattığını gördü, eşyaları çok azdı. Kapıya doğru yürürken sinirli bir sesle:

“Pişman olacaksın,” dedi ve kapıyı çarparak çıktı.

“Kapanan her kapı, yeni bir başlangıçtır,” diye birinin sözleri aklına geldi Elif’in, neşeyle kapıyı kilitledi ve rahatlamış bir şekilde kanepeye oturdu. “İşte bu, yeni bir hayat, çoktan böyle yapmalıydım, sanki üstümden bir yük kalktı. Olumsuzluğuyla beni çok yormuştu, üstelik hep suçu bana atmayı başarıyordu.”

Ailesi, kızlarının Murat’ı evden kovduğunu öğrenince çok sevindi, zaten ondan hiç haz etmiyorlardı.

“Sonunda o asalağı atlattın. Senin sırtından geçinmesine nasıl katlanıyordun? İş arıyormuş, hiç değil, sadece çalışmak istemiyor,” diye söylendi annesi Aylin. “Üstelik yirmi yedi yaşındasın, evlenme zamanın geldi. Düzgün birini bul ailesini kur.”

Elif bunu zaten biliyordu. Şehir hastanesinde hemşire olarak çalışıyordu. Sessiz, özel bir klinik değildi burası; nöbetlerin rahat geçtiği, telefonla oynayıp gece uyuklanabilen bir yer hiç değildi. Aksine, şehrin her yerinden ağır hastaların, travmalı ve ciddi sorunları olan insanların getirildiği bir yerdi. Her an tetikte olmak gerekiyordu, bazen yemek yemeye bile vakit kalmazdı.

Nöbetlerden sonra Elif her zaman yorgun ve aç eve dönerdi. Ailesinden ayrı yaşadığı için yemek yapması gerekiyordu. Ama vardiyadan sonra yemek yapacak hali kalmıyor, sadece dinlenmek istiyordu. Murat da yemek beklediği için biraz uyuduktan sonra yemek yapmak zorunda kalıyordu. Şimdi ise tek başına kaldığında, evin karşısındaki büfeden döner alıp yiyor ve hemen uyuyordu.

Zaman geçti. Murat’tan ayrılalı dört ay olmuştu ve Elif, Can’la tanıştı. Bir akşamüstü, arkadaşını kaza geçirdiği için hastaneye getirmişti.

Can, nöbetteki Elif’i görür görmez anladı ki bu hemşire onun kaderiydi.

“Ne gözleri var, mutlaka tanışmalıyım,” diye düşündü hemen, sonra arkadaşına odaklandı.

İşler yoluna girince, koridorda bekledi ve kapısı açık olan odadaki kıza nasıl yaklaşacağını bilemedi. Tam o sırada Elif dışarı çıktı ve o da anında fırsatı değerlendirdi.

“Affedersiniz, adım Can,” diyebildi sadece. Elif gülümsedi.

“Ee? Bu isim bana bir şey ifade etmiyor,” dedi, ama o sırada bir ses duyuldu:

“Elif, komşu odadan dosyayı çabuk getir!” diye bağırıldı. O da hemen koştu.

“Demek ki burada sohbet etmek kolay değil,” diye düşündü Can. Elif dosyayla geri dönerken sordu:

“Peki, işiniz ne zaman bitiyor?”

“Sabah sekizde,” dedi Elif.

Can, sabah saat sekizde hastanenin önünde Elif’i beklemeye başladı. Zaman geçti, girişteki bankta oturuyordu, sonunda onu gördü. Elif şaşkınlık içindeydi.

“Sen mi?”

“Evet, ben,” diye neşeyle cevap verdi Can. “Adınız neydi?”

“Elif, sen de demek ki Can’sın.”

Onu bir daha göremeyeceğini düşünmüştü. Vardiyadan çıkmış yorgundu, ama garip bir şekilde pek de yorgun hissetmiyordu. Can daha dünden hoşuna gitmişti. Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü bir adamdı.

“Sizi eve kadar bırakabilir miyim? Vardiyadan sonra, hele böyle stres altında nasıl olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Böyle bir işe dayanamazdım.”

“Alıştım artık. Peki siz ne iş yapıyorsunuz?”

“Taşımacılık işindeyiz, babamın şirketi. Ben de onun sağ kolu sayılırım. Yani boş vaktim çok oluyor.”

O akşam buluşmaya karar verdiler. Bir kafede oturdular, sonra sahil boyunca yürüdüler. Can onu arabasıyla evine bıraktı. İşte böyle başladı onların aşkı. Öyle bir tutkuyla bağlandılar ki birbirlerinden

Rate article
Lifequest
Aşka Engel