Hayalini Kurduğu Tek Şey: Dinlenmekti

Köyde herkes Ekrem’in katlanılmaz huylarından nefret ederdi. Huzurlu bir kadın olan Nevin’le evliydi, ancak bir sorunları vardı: Nevin çocuk doğuramıyordu. On iki yıl geçmişti, hâlâ bir çocukları olmamıştı.

Bir gün, gök gürültüsü gibi bir haber duyuldu: Nevin ölmüştü. Annesi, kızının sağlık sorunları olduğunu biliyordu ama Nevin hiç şikâyet etmezdi.

“Kızım, son zamanlarda pek iyi görünmüyorsun,” diye sorardı annesi, nadiren ziyaretine geldiğinde.

“Bir şeyim yok, anne. Biraz halsizlik, baş dönmesi… Dinlenirim geçer. Üzülme anneciğim,” diye cevaplardı Nevin.

Şikâyet etmeye alışkın değildi, özellikle de kocasına. Ekrem, karısının başının ağrıdığını duysa bile tahammül edemezdi.

“Numara yapma, biliyorum siz kadınların kuyruğu hep yerde. İşten kaçıyorsun, bu yüzden sızlanıyorsun. Ağzını açma, kimse senin haline acımaz,” diye gürlerdi Ekrem.

Cenazeden bir yıl sonra, Ekrem yalnız yaşıyordu ama evlenme düşüncesi aklından çıkmıyordu. Yalnızlık zordu, kurt gibi yaşamaya alışmış olsa bile. Köydeki kadınları süzüyordu.

“Çocuğu olmayan biriyle evlenmeliyim,” diye düşünürdü. “Başkasının çocuğunu ne yapayım? Yaşıtlarımın hepsinin çocukları var. Genç birini bulmalıyım, ama benim gibi birine kim gelir?”

Karakterinin köylüler tarafından sevilmediğinin farkındaydı. Arkadaşı yoktu, pek çok kadın onunla evlenmek istemezdi. Sonunda gözünü Gülşah’a dikti. Sessiz, çalışkan ve göze batmayan biriydi.

Bir gün onu yolda gördüğünde yanına çağırdı:

“Gülşah, gel bakalım biraz.”

Genç kız başını kaldırıp Ekrem’i gördü ve yavaşça yaklaştı.

“Merhaba,” diye selam verdi utangaçlıkla.

“Selam,” diye karşılık verdi kaba bir sesle Ekrem. “Bak, şimdi söyleyeceğim şeye iyi kulak ver. Benimle evlenir misin? Yalnızım, evim barkım yerinde. Rahat yaşarız, çocuklarımız olur. Miras bırakacak kimsem yok.”

“Vay canına,” diye kızardı Gülşah şaşkınlıkla. “Anneme danışmalıyım.”

“Danış öyleyse. Akşam yanınıza uğrarım.”

Gülşah heyecanla eve gidip annesine anlattı:

“Anne, galiba evleneceğim.”

“Nasıl yani? Kiminle? Senin nişanlın falan yok ki.”

“Ekrem bu akşam dünürcü gelecekmiş.”

“Aman kızım,” diye ellerini açtı annesi. “O senden yaşça çok büyük. İyi düşün, ona varmadan önce. Huyları berbattır, köyde herkes bilir. Karısını mezara kadar çalıştırdığı söylenir, belki de ömrünü kısalttı derler. Kim bilir? Görünmeyen şeytanın kulağına kurşun.”

“Anne, kimse kapısına gelmiyor ki benim. Yaş gidiyor. Belki de Ekrem hakkında yalan söylüyorlardır.”

Sonunda Gülşah, Ekrem’le evlendi. Köyde epey dedikodu yayıldı. Kimisi genç kıza acıdı:

“Yazık etti kendine, bu adam çok zalim, kimseye yüz vermez.”

Bazıları ise Ekrem’i kıskandı:

“İyi yapmış, sessiz birini almış. Boyun eğer, çalışır durur.”

Gerçekten de öyle oldu. Ekrem, köylülerle geçinemez, huysuzluk ederdi. Kaynanasını da hiç sevmez, Gülşah’ı annesinin yanına fazla göndermezdi.

“Tam bir zorba,” diye söylenirdi anne, kızı gizlice geldiğinde. “Allah seni kurtarsın.”

“Anne, merak etme. Ben onun dilini çözeceğim. Bağırır çağırır, ben susarım. Allah’tan sabır dilerim.”

“Aman kızım, böyle geçimsiz biriyle ömür boyu dua edersin,” diye gözyaşlarını silerdi anne.

Zamanla Gülşah, beş yıl içinde iki oğul doğurdu. Ekrem çocukları seviyor muydu? Belki, ama kendince. Sürekli homurdanır, öfkeyle azarlardı. Gülşah ise çocuklarına tembih ederdi:

“Babanıza yaklaşmayın, sinirli anında size de çıkışır.”

Çocuklar, evden uzakta oynamayı öğrendiler. Büyüdüler ama Ekrem yine de memnun değildi.

“Nerede geziyor bu tembeller? Evde iş yapacaklarına, bilinmez yerlerde sürünüyorlar. Sen mi alıştırdın onları kaçmaya?” diye bağırırdı.

Gülşah artık bu sözlere alışmıştı. Koca sessiz kalır, başını öne eğerdi. Ekrem’den gençti ama daha sabırlı ve akıllıydı. Tüm evin yükü onun üstündeydi. Son zamanlarda Ekrem iyice içkiye düşmüş, herkese söylenir olmuştu.

Köylüler durumu görüyor, uzak duruyorlardı. Ekrem’in evinden sürekli bağrışmalar yükselirdi:

“Hepinizden bıktım! Sabah akşam çalışıyorum, sizi doyuruyorum, evde saygı yok, hepiniz bana yük oldunuz!”

Sarhoş sesi her yerde duyulurdu. Gülşah bazen dayanamaz, araya girerdi:

“Sen istedin evlenmeyi, çocukları sen istedin. Şimdi niye şikâyet ediyorsun? Hem sen kendin içkiye ne kadar para harcıyorsun?”

Ama keşke hiç konuşmasaydı. Çünkü Ekrem’i susturmak imkânsızdı.

“Hepiniz canıma tak etti! Çocukları da bana karşı kışkırtıyorsun. İçtiğimi sen mi sayacaksın? Kendi paramı harcarım!”

“Gülşah, nasıl dayanıyorsun buna?” diye ağlardı annesi. “Ben olsam çoktan kaçardım. Niye kendine eziyet ediyorsun?”

“Çocuklar büyüyecek anne. Bağırsın çağırsın, alıştım. OnlarGülşah, sonunda huzuru bulduğu o sessiz evde, çocuklarının gözlerindeki sevgiye bakarak derin bir nefes aldı ve hayatın onu getirdiği noktaya şükretti.

Rate article
Lifequest
Hayalini Kurduğu Tek Şey: Dinlenmekti