Sabahın erken saatleri, ormanın kenarındaki küçük bir köyde sessiz ve ılık geçiyordu. İneklerin homurtuları, köpeklerin seyrek havlama sesleri duyuluyordu. Uzakta, nehrin ötesinde kara bulutlar toplanıyordu.
Ayşegül, yaz sabahlarını severdi. Evinde sadece birkaç tavuk ve uysal köpeği Karabaş’la yaşıyordu. Annesinden kalan bu evde tek başınaydı; annesi on yıl önce vefat etmişti.
Otuz yaşlarında, ince yapılı bir kadın olan Ayşegül, kuyunun başında iki eliyle dolu bir kova su çekiyordu. Ağır kovaları kaldırıp evine doğru yürüdü.
### Üzüntü ve Kayıp
Ayşegül, sadece altı ay evli kaldığı eşi Zafer’i kaybetmişti. Zafer, bu bölgenin ormancısıydı ve kaçak avcıların korkulu rüyasıydı. Şehirden gelen gözü dönmüş adamların kurbanı olmuştu. Uzun süren soruşturmaya rağmen kimse bulunamamış, Zafer toprağa verilmişti.
O günden beri Ayşegül yalnızdı. Komşu köylerden talipler çıkmış, fakat o, sevgisiz bir evlilik yapmak istememişti. Gerçi, kasabanın tamircisi Cemal’den hoşlanıyordu. Zafer’e benzeyen bu iri yarı, sakin adamın sıcak bakışlarını hissediyor, hemen gözlerini kaçırıyordu.
“Keşke Zafer’den bir çocuğum olsaydı,” diye düşünüyordu içinde bir annelik duygusuyla. “Şimdi onun bir parçası yanımda olurdu. Yalnız kalmazdım.”
### Çiftçinin Oğlu
Köyde, Serkan adında sorunlu bir genç vardı. Sürekli içki içen, küstah biriydi. Ayşegül’ü işten dönerken sık sık takip eder, hatta bir gün sarhoşken ona sarkıntılık bile etmişti. Ayşegül, eline geçirdiği kürekle onu kovalamıştı:
“Bir adım daha atarsan kafanı ikiye bölerim!”
Serkan, babasıyla yaşıyordu. Zengin ama acımasız bir adamdı. Köylüler, karısını kahrından öldürdüğünü söylerdi. Serkan da babasının kötü huylarını almıştı, sadece tembeldi.
Genç kızlar ondan korkardı. Bir keresinde bir delikanlıyı hastanelik edince polis gelmiş, babası para bastırmış ve olay kapatılmıştı.
Bir gece köy alevler içinde kaldı. Serkan’ın babasının malikanesi yanıyordu. Hayvanlar dışarı çıkarılmıştı ama çiftçi evden çıkamamıştı. Serkan ise o gece köyde değildi. Yangın kablolardan çıktı denilip geçiştirildi.
Kısa süre sonra Serkan’ın şehre gittiği duyuldu. Ayşegül rahat bir nefes aldı:
“Allah’a şükür, kurtulduk.”
### İstenmeyen Misafir
Günler geçti. Bir sabah Ayşegül, evinin kapısının aralık olduğunu gördü. Dağılmış eşyalar arasında, odada bir erkek uyuyordu. Korkarak baktı: Serkan’dı.
“Kalk! Burada ne işin var?” diye bağırdı.
Serkan gözlerini açtı: “Sabahın köründe neredeydin?”
“Sen kimsin de hesap soruyorsun? Çık dışarı!”
Serkan sendeleyerek doğruldu: “Bağırma, çocuğu uyandıracaksın.”
Ayşegül perdenin arkasına baktı. Küçük bir çocuk uyuyordu.
“Bu kim?”
“Oğlum, Emre.”
Serkan, çocuğun annesinin öldüğünü, başka gidecek yerleri olmadığını söyledi. Ayşegül direndi ama Emre’nin su isteyen masum sesine dayanamadı.
### Emre
Çocuk zayıf ve ürkekti. Ayşegül onu yıkadı, doyurdu, kitaplar okudu. Serkan da birkaç gün kaldı, odun kırdı, su taşıdı. Sonra bir sabah evdeki paralar ve değerli eşyalarla kayboldu.
Emre, Ayşegül’ün elini tuttu:
“Üzülme. Babam gitti, artık gelmez. Ben senin oğlun olurum, olur mu?”
### Artık Bir Oğlu Vardı
Ayşegül’ün yüreği Erzurumlu Emre’ye bağlanmıştı. Okul için nüfus kaydı gerekiyordu. Polis memuru yardım etti:
“Sen bu çocuğu çok seviyorsun. Evlatlık işlemlerini halledelim.”
### Mutluluk Da Geldi
Bir gün Cemal, kapıya dayandı. Emre bahçede oynuyordu.
“Ayşegül, uzun zamandır seni seviyorum. Çocuğu birlikte büyütelim.”
Ayşegül gülümsedi:
“Geç kaldın, ama evet.”
Köyde düğün yapıldı. Kısa süre sonra bir bebek geldi. Emre’nin artık hem annesi hem babası vardı.
Serkan’dan bir daha haber alınmadı. Köyde onu kimse anmadı bile.




