Sekiz Yılın Ardından, Aniden Ayrılık: “Böyle Daha İyi Olacak” dedi.

Bugün, 15 Ekim, saat gece yarısını geçti ve ben hâlâ uyuyamıyorum. Adım Elif, 27 yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. Şu an içimde tarifsiz bir acı var, sanki kalbim paramparça olmuş ama kimse duymuyor çığlıklarımı. Yaşadıklarım belki sıradan bir ayrılık hikâyesi gibi görünebilir. Binlercesi var böyle anların. Ama acıyı sen yaşadığında, ne sıradan kalıyor ne de küçük. İçini kemiriyor, uykularını çalıyor ve sabahları yataktan kalkmak imkânsız geliyor.

Sekiz yılımı birlikte geçirdiğim adam, bir anda gitti. Adı Mehmet’ti. On dokuz yaşındayken tanışmıştık ve o günden beri hiç ayrılmamıştık. Birlikte her şeyi yaşadık: ilk kiralık evimiz, öğrenci yokluğu, sınav geceleri, ilk işler, ilk hatalar… Beraber büyüdük. Beni herkesten iyi tanıyordu. Hep inandım ki, bir şey ebediyse, o da bizdik.

Sonra, bir hafta önce, her şey bitti.

Yanıma oturdu ve dedi ki:
“Elif, ayrılalım artık. Geleceğimizi göremiyorum. Seni seviyorum ama bu artık eskisi gibi değil… Doğru olan bu. İkimiz için de daha iyi.”

Donakaldım. Odada nefes alamıyordum. Ne olduğunu anlamamıştım. Kavga etmiyorduk. Aldatma yoktu. İhanet, yalan, dram… Hiçbiri yaşanmamıştı. Mutluydum, mutluyduk sanıyordum. Her gün beni sevdiğini söylüyordu. Her gece sarılarak uyuyorduk. Bütün bunlar yalan mıydı?

“Sende birisi mi var?” diye sordum.

Gözlerini kaçırdı: “Yok. Sadece… her şey değişti. Anlatamam. Artık eskisi gibi hissetmiyorum.”

Oysa ben hâlâ hissediyorum. Onu seviyorum. Deli gibi, gençlik aşkı gibi değil belki; derinden, sakin, bir nefes gibi, bir alışkanlık gibi… O benim ailemdi. Benim insanımdı. En azından öyle sanıyordum.

Zihnimde binlerce soru: Yalan mı söylüyor? Başkasına mı âşık oldu? Yoksa bu ilişkide sıkışıp kaldığını mı düşündü? Belki de birileri ona “Otuzunda hayat yeni başlıyor” dedi de, beni eskide kalmış bir sayfa olarak görüp çıkmak istedi?

Ama neden dürüst olmadı? Neden beni bu cevapsız boşluğa attı? Her şey yıkılıyor ama tutunacak bir dal yok.

Konuşmaya çalıştım. Açıklaması için yalvardım. Anlamak istedim. En azından bir şans vermesini, hislerimizi geri kazanmaya çalışmayı teklif ettim. Ama o sakin, fazlasıyla sakin. Bu sakinlik beni öldürüyordu.

“Bu bir son. Kimseyi suçlama,” dedi.

Peki kimse suçlu değilse, neden cezalandırılmış gibi hissediyorum?

Şimdi yalnızım. Eve geldiğimde her şey onu hatırlatıyor: Bırakıp gitmeden önce bıraktığı bardak, hâlâ yatağın bir köşesinde duran yastığı, çöpe atamadığım diş fırçası… Sessizlik bile onun sesiyle doluyor.

Çalışıyorum, işlerimi hallediyorum, tanıdıklara gülümsüyorum. Herkes her şeyin yolunda olduğunu sanıyor. Oysa içim bomboş. Öyle bir boşluk ki, avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor.

İnternetten başkalarının hikâyelerini okuyorum. Aldatanlar, kayıplar, çocuklu boşanmalar… Kendimi avutmaya çalışıyorum, belki de en kötüsü değilmiş diye. Zamanla iyileşeceğimi söylüyorum. Ama şimdilik acı dinmiyor.

En kötüsü kaybetmek değil, anlam verememek. Biz bir bütündük. Nasıl bir anda gidiverdi? Açıklama yapmadan, kurtarmaya çalışmadan… Nasıl sekiz yıl sevip de bir çırpıda bitirebildi?

Yazıyorum çünkü sessizlik dayanılmaz. Bu cevapsız soru: **Neden?**

Eğer böyle bir acıyı yaşayan biri okursa, nasıl atlattığını anlatır mı? Yeniden sevmeye nasıl inandı? Aşkın bir kapris olmadığına, gerçek olduğuna nasıl güvenebilirim?

Şimdilik nasıl devam edeceğimi bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Ben sahte değildim. Sevincim de, aşkım da gerçekti. Eğer o koruyamadıysa, kaybeden o oldu. Çünkü ben hâlâ sevebiliyorum. O ise… sadece kaçtı.

Rate article
Lifequest
Sekiz Yılın Ardından, Aniden Ayrılık: “Böyle Daha İyi Olacak” dedi.