Ona Layık Olan Yok

Kübra’nın annesi, güzeller güzeli kızına bakarak derin bir iç çekti. Fatma, kızını bir türlü ikna edemiyordu; hayatını beyaz atlı prensi beklemekle geçirmemeliydi. Bekleyip de bulamayacaktı.

“Kübra, sanki bir masalın içinde yaşıyorsun. Etrafına bir bak, senin için nice yakışıklı delikanlılar var. Sınıf arkadaşların Serhat’la Kemal çok iyi çocuklar, senin etrafında pervane oluyorlar. Neden akşamları evimize geldiklerinde onlarla bir gezintiye çıkmayı reddediyorsun? Konuşsan, belki anlardın ki sıradan görünen erkeklerin de güzel bir kalbi olabilir.”

“Anne, güzel kalpli biri istemiyorum ben. Dış görünüşü yakışıklı olsun yeter! Köyümüzde beni hak edecek biri yok. Bir bana bak! Bu köyde benimle boy ölçüşebilecek bir erkek var mı?” diye çıkıştı Kübra, dik duruşuyla incecik bedenini daha da belirginleştirirken.

Fatma başını salladı.

“Kızım, güzel doğma, mutlu doğ. Bu söz yıllardır söylenir, hayat da hep bunu gösterir.”

Kübra bu sözleri çocukluğundan beri duyardı ama hiç düşünmezdi. Büyüdükçe inancı artıyordu: güzel insan hep mutlu olurdu. Çocukluğundan beri herkesin ona hayran olduğuna alışmıştı.

“Ah, ne güzel bir kız! Ah şu gözler, ah şu tatlılık!” diyenlere gülümser, verilen şekerleri hiç geri çevirmezdi.

Anaokulunda hep prenses rolünü oynar, okulda ise her kız ona imrenirdi. Kimse onun kadar özenilmezdi. Fazla iltifatın bir gün ona kötü bir oyun oynayacağını anlamıyordu. Fatma bunu düşünür dururdu.

Zaman geçti, Kübra büyüdü ve kendine yakışacak birini bekledi. Etrafındaki erkeklerin arkadaşlık tekliflerine ise sadece küçümseyici bir gülüşle karşılık verirdi.

“Kim olduğumu, kim olduklarını görmüyorlar mı?” diye düşünürdü.

Fatma elinden geldiğince tembihlerdi: yakışıklı erkekler iyi koca olmazdı. Ama Kübra inatçıydı. Okulda pek başarılı değildi, sadece meslek lisesine gidebildi. Orada da beğendiği biri çıkmadı.

“Anne, sıradan Ahmet’ler, Mehmet’ler bana göre değil. Mutlaka kendi mutluluğumu bulacağım,” derdi.

Erkekler etrafında hep fazlaydı. Mezun olunca, köyün belediye binasında işe girdi. Ama zamanla köyün erkekleri onun ulaşılmaz olduğunu anladı ve ilgilerini kesiverdiler. Sınıf arkadaşları evlenip çoluk çocuğa karışırken, Kübra hâlâ yalnızdı.

“Anne, ilçeye taşınıyorum. Bu köyde ne işim var? Mutluluğum orada. Buradaki erkekler sıradan, köylü, bana göre değiller,” dedi bir gün Fatma’ya ve gitti.

Fatma sözlerini sakince karşıladı. Artık kızını ikna etmekten yorulmuştu. Güzellik geçiciydi, zaman ise hızla akıyordu. Kübra’nın ailesi yoktu. Arkadaşları Fatma’yla karşılaştıkça çocuklarından, mutluluklarından bahsederken, o kızı hakkında ne diyeceğini bilemezdi.

Kübra otuz yaşına geldiğinde hâlâ yalnızdı. Hayalindeki yakışıklıyı bulamamıştı. Zaman geçti, otuz yedi oldu. Nihayet prestijli bir firmada iş buldu. Üstelik şansı yaver gitmiş, müdürü tam da hayalindeki gibi bir adamdı. Zarif tavırları, konuşması, gülüşü, çenesindeki gamze ve düzgün hatlarıyla onu büyülemişti.

Murat, Kübra’nın ilgisini çeken ilk erkekti. Ona aşık olmuştu. Evli ve iki çocuklu olması umurunda değildi. Uzun zamandır çocuk sahibi olmayı istiyordu, hem de kendisi gibi güzel bir çocuk. Evlilik artık aklının ucundan bile geçmiyordu.

“Murat evli olsun, fark etmez,” diye düşündü. “Ben yine de amacıma ulaşacağım.”

Müdürü baştan çıkarmak zor olmadı. O da ilk bakışta Kübra’nın güzelliğini fark etmişti. Onu bir akşam yemeğine davet etti.

“Kübra, senin kadar güzel bir kadınla hiç karşılaşmadım. Beni büyüledin. Keşke seninle daha önce tanışsaydım. Ne yazık ki evliyim, ailemi bırakamam,” diye dürüstçe itiraf etti. “Ama zaman zaman görüşürsek çok mutlu olurum.”

“Murat, kafana takma, bizimki sadece bir eğlence. Senin ailene zarar vermek niyetinde değilim,” dedi Kübra.

Murat bu sözlere sevinmişti.

Kısa süre sonra Kübra hamile kaldı. İstediğini elde etmişti. Murat ona destek oldu, o da mutluydu. Artık gerçek mutluluğun ne olduğunu anlamıştı. Tüm varlığını oğlu Efe’ye adadı. Onun için yaşıyordu.

Efe büyüdükçe güzelleşti, hem de çok zekiydi. Okulda hep takdir alıyor, yarışmaları rahatça kazanıyordu. Sporda da rakipsizdi. Kübra oğluyla gurur duyuyordu.

Efe de yakışıklı olduğunun farkındaydı ama ona ilgi gösteren kızlara pek kulak asmazdı. Hiçbirini beğenmiyordu. Kübra endişelenmeye başladı:

“Acaba bana benzedi ve aynı kaderi mi paylaşacak? Keşke benim yaptığım hatayı yapmasa. Güzelliği beklemesin, şimdiki zamanı yaşasın.”

Ama oğluyla bu konuyu konuşmaya cesaret edemedi. Belki bir gün layık olduğu, hem de güzel bir kız bulurdu.

Efe üniversiteyi bitirdi, prestijli bir işe girdi ve kısa sürede yönetici oldu. Parlak bir gelecek vaat ediyordu.

Otuzuna yaklaşırken bir gün annesini aradı:

“Anne, âşık oldum ve evleniyorum,” dedi. “Selin’le birlikteEfe ve Selin’in düğününde Kübra, oğlunun gözlerindeki mutluluğu görünce, yıllardır yanlış bir arayış içinde olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Ona Layık Olan Yok