Hayat beklenmedik sürprizlerle dolu…
Meryem sadece dört yıl evli kalmıştı, sonra kocası onu ve kızı Elif’i terk etti. O günden sonra bir daha hiç görüşmediler. Zaten evlilikleri boyunca da kocası evde pek durmaz, hep arkadaşlarıyla oralarda bir yerlerde kaybolurdu.
Yıllarca tek başına yaşadı, yalnızlığa alıştı. İki işte birden çalışıp kızı Elif için didindi. Elif de uslu bir çocuktu, annesi farkına bile varmadan büyüdü, üniversiteyi kazandı ve evlendi.
“Anne, Ankara’ya taşınıyorum. Açıktan okuyup çalışacağım, artık senin yükün hafifleyecek,” dedi kızı kararlılıkla ve gitti.
Elif her şeyi kendi başardı. Düğünleri Ankara’daydı. Meryem törene gitti, damadı beğendi, kızının mutluluğu içini ısıttı. Düğün neşeyle geçti. Bundan sonra işler yoluna girdi, ama içine bir hüzün çökmeye başladı.
“Elif’im bir çırpıda evden uçup gitti, şimdi de torunum oldu ama hepsi uzakta. Ev bomboş kaldı, hayatımın anlamı kayboldu gibi. Çalışırken idare ediyordum ama işten çıkarılınca canım sıkılmaya başladı. Yeni bir iş aramam lazım.”
İş arıyordu ama yaşı sorulunca kibarca geri çevriliyordu. Kızına telefon açıp dert yandı:
“Anladım Elif’im, kim yaşlı bir kadını işe almak ister ki?”
“Anne, sen nasıl yaşlısın? Öyle deme!” diye çıkıstı kızı. “Sen çok güzelsin, genç görünüyorsun. Ama bana kalırsa, bir erkek bulmalısın. Birini tanışıp hayatını değiştirirsin.”
“Kızım, ne erkeği? Gençken pek ilgilenmedim, şimdi hiç mi?” dedi Meryem kesin bir dille. “O konuyu kapatalım.”
“Peki, erkek istemiyorsan kendini sev o zaman. Kendine hiç özen göstermiyorsun. Daha çok yaşayacaksın, öyleyse kendini sevmeye başla,” dedi Elif bilgece. Annesi şaşırdı kızının bu olgunluğuna.
Meryem bir süre geçici işlerde çalıştı, sonra emekli oldu. Kızının sözlerini düşünüyordu:
“Bu yaşta nerede düzgün bir erkek bulacaksın? Dışarıdan kolay görünüyor…”
Zaten evlenmeyi düşünmüyordu. Belki bir arkadaş olurdu, sinemaya, mantara giderlerdi.
“Hayır,” dedi kendi kendine. “Zamanımı bir yabancı erkeğe harcamam. Bir şeylerle meşgul olmalıyım. Elif haklı, kendimi sevmeliyim.”
Bir gün marketten dönerken eski sınıf arkadaşı Ayşe’yle karşılaştı.
“Meryem, sen misin? Merhaba!”
“Merhaba, tanımadın mı beni?” diye gülümsedi.
“Tanıdım tabii, çok iyi görünüyorsun,” dedi Ayşe. Meryem de onun ışıl ışıl olduğunu fark etti.
“Ayşe, ne kadar mutlu görünüyorsun. Kocan vefat edeli çok oldu. Yalnızlık canını sıkmıyor mu?”
“Biliyor musun, önce çok zordu. Ama sonra kendime bir uğraş buldum, dans ediyorum. Meryem, inanılmaz bir şey! Gel bizim kulübe, harika bir grup var. Hatırlıyorum, sen de çok severdin dans etmeyi.”
“Haklısın, severdim. Düşüneyim Ayşe, belki gelirim. Teşekkür ederim, aklıma getirdin. Şu sıralar nakış yapıyordum, bol vaktim var.”
Meryem dansa başladı, kurdele nakışı yaptı, hafta sonları parktaki “belli bir yaş üstü” disko partilerine gitti. Hayatı renklendi, yalnızlık hissi azaldı. Ama eve her zaman tek döndü. Macera aramıyordu, ama hayatın tadını çıkarmayı öğrenmişti. Kendini sevmek geç de olsa müthiş bir şeydi.
Elif’in evcil hayvan tüyüne alerjisi vardı, bu yüzden Meryem hiç kedi beslememişti. Oysa küçüklüğünden beri kedileri çok severdi. Sonunda yalnız kalınca bir kedi edindi. Aslında Pamuk adını verdiği minik kedi kendisi gelmişti, kapısının önündeki paspaya yerleşmişti. Zamanla gürbüz, sevimli bir kedi oldu. Meryem’in peşinden ayrılmaz, o da onu şımartırdı. Hatta onu kucağında çıkarmaya başladı, bazı komşular takdir ederken bazıları hoşnutsuzlukla bakardı.
“Beğenmeyen bakmasın,” dedi bir gün kapıcı kadın. “Herkesin zevki farklı. Benim de kedilerim var, sokaktakileri de beslerim.”
Meryem zemin katta oturuyordu. Yağmurlu günlerde mutfak penceresinden dışarıyı seyrederdi. Bir gün camdaki tıkırtıyla irkildi. Baktığında kapıcı kadının sopayla pencereye vurduğunu gördü. Pencereyi aralayınca:
“Meryem, kapının önünde paspada biri yatıyor, komşun söyledi. Köpeğini gezdirirken görmüş.”
Koşarak kapıya gitti, açtı ve donakaldı. Paspada perişan halde bir adam yatıyordu. Kir pas içindeydi, yüzü eski bir şapkayla örtülüydü. Dizlerini göğsüne çekmiş, titriyordu. Meryem önce korktu, ama alkol kokusu yoktu.
“Kalkın, burası yatacak yer mi?” diye dürttü hafifçe. Adam şapkasını kaldırdı.
“Kovmayın lütfen, zararım dokunmaz. Biraz dinleneyim, yardım edin.”
Meryem şaşkına dönmüştü. Kapıyı kapatıp sıcak evinde oturabilirdi. Ama sokak kedilerini bile besleyen biriydi, şimdi bir insan yardım istiyordu.
“Kalkabilir misiniz? Gelin, ısının biraz.”
Duvar**Bu beklenmedik karşılaşma, Meryem’in hayatının en güzel dönüm noktası oldu, çünkü o günden sonra Pamuk’la birlikte artık sadece bir kedisi değil, yüreğini ısıtan bir ailesi vardı.**




