“Sabır, sadece sabır…”
“Anneciğim, babacığım, altın yıllarınız kutlu olsun!” diye coşkuyla bağırdı kızları, eşi ve çocuklarıyla birlikte evin avlusuna girerken. “Aşk ve mutluluk içinde daha nice yıllar dileriz.”
“Sağ olun kızım, ama bu kadarını biz de beklemiyorduk doğrusu,” diye güldü İsmail. “Ama söz veriyoruz, yaşamaya devam edeceğiz.”
Evet, Tamar ve İsmail’in elli yıllık evlilikleri bir rüzgâr gibi geçip gitmişti. Elli yıl çok gibi görünürdü ama geriye dönüp bakınca sanki bir solukta uçup gitmişti. Çoğu böyle bir başarıya ulaşamazdı. Hayat zordu; kara günler, sıkıntılar mutlaka olurdu.
Peki Tamar ve İsmail gerçekten mutlu muydu? Belki de yorgun bir gülümsemenin ardında küskünlükler vardı. Belki de İsmail’in tebessümünün altında bir suçluluk gizliydi. Kim bilir…
Tamar henüz on dört yaşındayken, mahallenin İsmail’i, o zamanlar on yedi yaşındaydı, okuldan dönerken ona şöyle demişti:
“Tamar, ne güzel bir kızsın sen! Askerden dönünce seninle evleneceğim. Sen büyümeye bak şimdilik. Benim askerlik zamanım yaklaşıyor.”
“Bana mı kaldın sen?” diye alaycı bir gülüşle cevap vermiş ve koşarak evine gitmişti Tamar.
Okuldaki çocuklar ona bakıyor, ama o hiç oralı bile olmuyordu. Annesi onu sert yetiştirmişti, erkekler ona dokunamazdı. Herkese haddini bildirebilirdi.
“Tamar güzel ama çok vahşi,” diye fısıldaşıyorlardı erkekler arasında. “Kimseyi yanına yaklaştırmıyor, konuşmak bile istemiyor.”
Zaman geçti. İsmail askerden döndü. Eve geldiğinin ertesi günü Tamar’la karşılaştı; kovayla su taşıyordu. İsmail donakaldı. Karşısında güzel, zarif bir genç kız duruyordu. Öyle şaşırmıştı ki konuşamadı önce. Ama sonra kendine geldi.
“Tamar! Tamarcığım, daha da güzelleşmişsin! Peki, bir sevgilin var mı?”
“Senin ne işine?” diye gülümseyerek karşılık verdi Tamar.
“Bu akşam kulübe gel. Eğleniriz, biraz sohbet ederiz…”
Tamar omzunu silkti ve evine doğru yürüdü. İsmail’in içi içine sığmıyordu. Askerdeyken, dönünce onunla evleneceğine dair verdiği sözü unutmuştu. Ama şimdi şaka gerçeğe dönüşüyordu. Tamar gibi bir kızı asla üzmemeliydi. Onu kimseye kırdırmazdı.
Bütün akşam kulüpte Tamar’ı bekledi. Etraftaki kızlar etrafında pervane oluyor, dans etmek için davet ediyorlardı ama o hüzünlü hüzünlü kapıya bakıyordu. Tamar asla gelmedi. Kimseyi geçirmeye de gitmedi, bazılarının umudu olsa da…
Ertesi gün Tamar’ı yine su taşırken yakaladı.
“Selam Tamar, neden dün kulübe gelmedin? Bekledim seni…”
“Selam, kulüplere gitmem ben. Orada ne işim var?” diye gururla cevap verdi ve evine yöneldi, ama İsmail yolunu kesti.
“Yolumdan çekil!” diye çıkıştı Tamar. “Defol git!”
“Ya çekilmezsem? Ne yapabilirsin?”
Tamar kovaları yere bıraktı, birini kaptı ve başından aşağı boşalttı.
“İşte böyle,” diye kahkaha attı. “Bakalım böyle ıslakken kim sana yanaşacak?” Eve gitti, İsmail ise arkasından bakakaldı.
“Aman ne ateşliymiş bu Tamar! Ama olsun, bir yolunu bulurum. Nasıl olsa benim olacak.”
Durmadan peşine takılıyor, evine giderken yolu kesiyor, kapıya kadar yürüyordu. Bir gün ona kır çiçekleri getirdi. Tamar sevinmiş ve kahkahalarla gülmüştü.
Nihayet bir gün konuşmayı kabul etti. Onu yine durdurup evinin önündeki banka oturttu. İsmail Tamar’sız duramıyordu, onu düşünüyor, rüyalarını süslüyordu. Bu güzeli kucaklamak, öpmek istiyordu. Tabii ki Tamar’ın da ondan hoşlandığını bilmiyordu.
Hatta hoşlanmaktan da öte, çocukluğundan beri komşusuna âşıktı. Sadece o büyüktü, Tamar ise küçüktü. Ama o “askerden dönünce seninle evleneceğim” sözlerini unutmamıştı. Bu yüzden başka erkeklere yüz vermiyordu. İsmail’i bekliyordu. Bekledi de, ama onun da kendisini sevdiğine inanamıyordu. Diğer kızların ona sarıldığını, güldüğünü görüyordu, bu yüzden mesafe koyuyordu.
Ama zamanı gelmişti. İsmail, Tamar’ın buz tutmuş kalbini eritti. Ona leylak demetleri getirdiğinde. Birinden duymuştu, Tamar’ın en sevdiği çiçek leylaktı.
“Tamar, gel biraz dolaşalım. Bahar tüm güzelliğiyle etrafı sarmış,” diye teklif etti, Tamar da kabul etti.
“Tamam, geliyorum,” dedi ve yanakları kızardı. İşte o an İsmail, onun da kendisinden hoşlandığını anladı.
Kısa sürede köyde dedikodular yayıldı: İsmail ve Tamar birlikteydi. Sonunda başarmıştı. Artık ona gülmüyor, gözlerindeki aşkı görmüştü. El ele geziyorlardı. Bazı erkekler İsmail’e takılıyordu:
“Bu Tamar seni nereye götürüyor böyle? El ele dolaşıyorsunuz,” diyorlardı. O ise sadece gülüyor, sevdiği kızın yanında olmasına seviniyordu.
İsmail gittikçe daha çok âşık oluyordu. Bir akşam Tamar’a,
“Tamar, biz artık büyüdük. Evlenme vakti geldi. El ele dolaşmakla olmaz. Birbirimizi seviyoruz, daha ne bekliyoruz?” dedi.
Tamar onunla aynı fikirdeydi. DüğEvlendiler, elli yıl bir ömür gibi geçti, şimdi ise torunlarına anlatacak bir aşk hikâyeleri vardı.




