Arkadaş Buluşması

Arkadaş Buluşması

İkinci sınıfa başladığında Ayhan artık başka bir köydeki okula gidiyordu. Babasının annesine şöyle dediğini duymuştu:

“Gül, asker arkadaşım Mehmet mektup yollamış, hatırlarsın beni talimde bacağım kırıldığında sırtında taşımıştı.”

“Ee, ne olmuş?” diye sordu annesi Elif, ama babası gizemli bir sessizlikle durdu. “Hadi Ahmet, susma, devamını söyle!”

“Şey, bu Mehmet bize köylerine taşınmayı teklif ediyor. İyi geçindiklerini yazmış. Ben tamircilik yaparım, onların da bu tür ustalara ihtiyacı var. Sen de veteriner olduğuna göre senin için de iş çıkar. Zaten bizim muhtar artık hiçbir şeyi takmıyor, köy çöküyor, her şeyi kendi haline bırakmış, sadece içki peşinde.”

“Belki de hayırlısı olur,” diye onayladı Elif. “Ben de onunla tartışmaktan bıktım.”

Taşındılar. İkinci sınıfta Ayhan’ı sıraya, burnunda çillerle hareketli, capcanlı bir çocuk olan Tuna ile oturttular. Hemen kaynaştılar. Ön sırada ise Ece vardı: sarışın, alnına düşen kıvırcık bukleleri ve uzun, örgülü saçlarıyla. Bu kız Tuna’nın komşusu olduğu için okula birlikte gidip geliyorlardı. Tuna da onu kimseye ezdirmez, Ayhan’a her fırsatta ciddi ciddi şunu derdi:

“Ece benimle evlenecek, büyüyünce!” Arkadaşı güler, “Daha çok var büyüyene,” diye takılırdı.

Ama Tuna okul çıkışında Ece’nin çantasını kapar, üçü birlikte eve giderlerdi. Ayhan’ın da yolları aynıydı. Ayhan bu köyü çok sevmişti. Çabucak arkadaş edindi. Okuldan gelir gelmez ödevini yapar, sonra sokağa koşardı. Köyün çocuklarıyla nereye gitmezlerdi ki?

Üç yıl böyle geçti. Sonra beklenmedik bir şey oldu: Ayhan’ın annesi hastalandı ve bir süre sonra vefat etti. Ayhan üzüntüsünden köşeye büzülür, gözyaşlarına boğulurdu.

“Annem olmadan nasıl yaşayacağım?” diye düşünürdü.

Elif’i toprağa verdiler. Ahmet ile oğlu iki kişi kaldılar. Tabii ki anne olmayınca her şey farklıydı. Ayhan çok özlüyordu onu. Babasının yaptığı çorbalar tatsızdı, zaten pek yemek bilmezdi. Ödevlerini de kontrol etmezdi, bütün gün işteydi, akşam yorgun argın gelir, mutfakla da uğraşması gerekirdi.

Altı ay sonra Ahmet, komşu köyden yeni bir eş getirdi eve.

“İşte oğlum, bu Zeynep, artık bizimle yaşayacak. Şimdi o benim karım. Onu dinleyeceksin,” dedi babası, başını okşayarak.

Ayhan’ın Zeynep’ten hiç hoşlanmadı. Hatta Tuna ile Ece bile ona üzülürdü.

“Annem senin üvey annenin çok kötü biri olduğunu söylüyor,” diye pat diye attı Ece. “Komşuyla konuşurken duydum. O köyde kimse onunla evlenmemiş, ama baban körü körüne âşık olmuş.”

“Boşver Ece, belki doğru değildir,” diye Zeynep’i savundu Tuna. Ama Ayhan biliyordu ki onu asla, annesi gibi sevmeyecekti.

“Bakalım, zaman gösterecek,” diyerek yetişkin bir edayla cevap verdi Ayhan, arkadaşları ona şaşkın şaşkın baktılar.

Köylüler biraz dedikodu yaptı, sonra unuttu. Zeynep, Ayhan’a pek ilgi göstermedi, kendi çocuğu da yoktu. Ayhan ne yapıyor, dersleri nasıl, umrunda bile değildi. O da içinden biliyordu ki Zeynep ondan hoşlanmıyordu.

Zaman geçti, Zeynep bir oğlan doğurdu: Yusuf’u. Artık bütün ilgi bebekteydi. Ahmet de onun başında gülücükler dağıtır, Ayhan’a kimse bakmaz olmuştu. Bir akşam, Zeynep’in babasına şunları söylediğini duydu:

“Ahmet, iki çocukla çok zorlanıyorum. Ayhan tembel, hiç yardım etmiyor, üstelik laf da çarpmaya başladı.” Ayhan şaşırmıştı, çünkü böyle bir şey hiç olmamıştı. Ama Zeynep babasını kandırmıştı. “Ayhan artık büyüdü, onu annene götür, benimle yaşaması zor.”

Ahmet karısının sözüne uydu ve oğlunu eski köylerine götürme kararı aldı. Orada Elif’in annesi, büyükanne Fatma yaşıyordu. Ayhan için arkadaşlarından ayrılmak çok zordu. Üçü de ağladı, birbirlerine mektup yazacaklarına söz verdiler. Ayhan gitti, birkaç mektup yazdılar, sonra da unuttular.

Büyükanne Fatma torununu çok seviyordu. Ayhan, kızı Elif’ten geriye kalan tek şeydi. Fatma’nın komşularında Murat, eşi Sevgi ve kızları Deniz oturuyordu. Deniz, Ayhan’dan beş yaş küçüktü ama ona çabucak bağlanmıştı. Ayhan sık sık onlara giderdi, çünkü Sevgi, annesi Elif’in eski arkadaşıydı ve ona içtenlikle yaklaşırdı. Murat da iyi bir adamdı, Ayhan’a yardım ederdi.

Ayhan’ın teknik merakı vardı. Murat’ın kitaplarını karıştırır, bir şeyler öğrenirdi. Zaten Murat’ın eli işe yatkındı. Evin bütün mobilyalarını kendisi yapmış, pencere pervazlarını süslemişti. Ayhan’a birçok şey öğretiyordu. Araba ya da traktör tamir ederken onu yardıma çağırır, iş yaparken bir yandan da anlatırdı.

“Hadi Ayhan, şurayı tut,” derdi Murat gülerek, o da seve seve yardım ederdi. “Sabah erkenden balığa gideceğiz, büyükannene söyle, seni erken uyandırsın.”

Ayhan Murat’a minnettardı, ona bağlanmıştı. Sevgi de yemek yapmayı severdi. Sürekli bir şeyler pişirir, kızartır, sonra da büyükanneAyhan, Deniz’le kol kola sokağa çıktı, güneşin altında gözleri ışıldarken, hayatın ona en güzel sürprizi yaptığını düşündü.

Rate article
Lifequest
Arkadaş Buluşması