Ona Layık Olan Yok

**Güzelliğine Layık Yokmuş**

Ayşe’nin annesi, güzeller güzeli kızına bakıp derin bir iç çekti. Fatma, kızını bir türlü ikna edemiyordu—beyaz atlı prensi beklemekle ömür geçmezdi. Beklemenin sonu yoktu.

“Ayşeciğim, masallarda yaşıyorsun sen. Bak etrafına, nice yakışıklı delikanlılar var. Sınıf arkadaşların Mehmet’le Ali çok iyi çocuklar, etrafında pervane oluyorlar. Neden akşamları eve geldiklerinde onlarla bir gezintiye çıkmıyorsun? Belki anlardın ki, sade görünüşlü delikanlıların da güzel bir kalbi olabilir.”

“Anne, güzel kalp falan istemem. Yakışıklı olsun yeter! Bu köyde bana layık biri yok. Bir de bana bak! Buradaki hangi erkek benim kadar güzel?” diye çıkıştı Ayşe, dikleşerek. İnce beli daha da belirginleşiyor, güzelliği ise zaten tartışmaya kapalıydı.

Fatma başını iki yana salladı.

“Kızım, güzel doğmaktansa mutlu doğmak yeğdir. Bu söz eskidir, haklı çıkar.”

Ayşe bunu çocukluğundan beri duyardı, ama hiç düşünmedi. Büyüdükçe daha da emin oldu—güzel insan, mutlaka mutlu olurdu. Etrafındakilerin hayranlığına alışmıştı.

“Ah, ne güzel kız! Ah, şu gözler, ah ne şirin!” derlerdi. O gülümser, sevinir, birileri ona şeker uzatırdı ki asla reddetmezdi.

Anaokulunda hep prenses olur, okulda her kız ona gıpta ederdi. Kimse onun kadar güzel olamazdı. Ayşe, bu yoğun ilginin ileride başına bela açacağını kestiremiyordu. Fatma ise sık sık bunu düşünürdü. Ne var ki Ayşe, büyüdükçe kendisine yakışan birini istedi. Etrafındaki erkeklerin dostluk tekliflerine, sadece alaycı bir gülümsemeyle karşılık verirdi.

“Acaba kim olduğumu ve kim olduklarını görmüyorlar mı?” diye geçirirdi içinden.

Fatma, kızını ikna etmeye çalışıyordu—yakışıklı erkekler nadiren iyi eş olurdu. Ama Ayşe tam tersini düşünüyordu. Okulda vasat bir öğrenciydi, lise bitince sadece meslek yüksekokuluna gidebildi. Orada da layık birini bulamadı.

“Anne, sıradan Mehmet’ler, Ali’ler bana göre değil. Mutlaka benim kısmetim çıkacak,” diyordu, annesi evlilik konusunu açtığında.

Etrafında hep erkekler vardı. Meslek yüksekokulunu bitirince köy muhtarlığında işe girdi. Ama zamanla köy delikanlıları, Ayşe’nin onlara göre olmadığını anlayıp ilgilerini kesmişti. Arkadaşları evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. O ise hâlâ yalnızdı.

“Anne, ilçeye taşınıyorum. Bu köyde ne işim var? Kısmetim orada, burada kimse beni etkilemedi. Hepsi sıradan, köylü tipler. Benim istediğim güzellikte değiller,” dedi bir gün Fatma’ya ve gitti.

Annesi, bu sözleri sakin karşıladı. Artık kızını ikna etmekten yorulmuştu. Güzellik güzellikti ama zaman geçiyordu. Ayşe’nin hâlâ bir ailesi yoktu. Arkadaşları, Fatma’yla karşılaştıklarında çocuklarından, mutluluklarından bahsediyor, o ise kızı hakkında ne diyeceğini bilmiyordu.

Ayşe otuzuna geldiğinde bile hâlâ yalnızdı. Onu etkileyecek bir yakışıklı bulamamıştı. Zaman geçti, otuz yedi yaşına geldi. Derken, şansı yaver gitti ve saygın bir şirkette işe girdi. Üstelik müdürü tam da hayalindeki gibiydi—duruşu, konuşması, gülüşü, çenesindeki gamze ve o mükemmel yüz hatları… Onu büyülemişti.

Murat, ilgisini çeken ilk erkekti. Onu seçmişti. Evli ve iki çocuklu olması önemli değildi. Zaten uzun zamandır çocuk istiyordu—kendisi gibi güzel bir çocuk. Evlilik artık umurunda değildi.

“Bırak Murat evli olsun,” diye düşündü. “Ben yine de istediğimi alacağım.”

Murat’ı büyülemek zor olmadı. O da ilk bakışta Ayşe’nin güzelliğini fark etmişti. Onu akşam yemeğine davet etti.

“Ayşe, senin kadar güzel bir kadın görmedim. Beni büyüledin. Keşke seninle daha önce tanışsaydım. Ama maalesef evliyim, ailemi terk edemem,” dedi açıkça. “Yine de ara sıra görüşmekten mutluluk duyarım.”

“Murat, kafayı takma. Aramızdaki ilişki sadece bir eğlencedir. Ailene asla zarar vermeyeceğim,” dedi Ayşe. Murat bu sözlerle rahatlamıştı.

Kısa sürede Ayşe hamile kaldı. İstediğini elde etmişti. Murat ona destek oldu, o da mutluydu. Sonunda mutluluğun ne demek olduğunu anlamıştı. Tüm varlığını oğlu Can’a adadı, artık hayatının anlamı oydu.

Can büyüdükçe hem yakışıklı hem de zeki olduğunu gösterdi. Okulda hep birinciydi, olimpiyatlarda kolayca ödüller alıyordu. Sporda da rakipsizdi. Ayşe oğluyla gurur duyuyordu.

Can da güzel olduğunun farkındaydı, ama kızlara pek ilgi göstermiyordu. Hiçbiri onun hoşuna gitmiyordu. Ayşe endişelenmeye başladı:

“Acaba bana benzedi ve aynı kaderi mi paylaşacak? Keşke benim yaptığım hatayı yapmasa. Prenses beklemesin, hayatını yaşasın.”

Ama oğluyla konuşmaya cesaret edemedi. Belki bir gün layık bir kız bulurdu—tabii güzel olmalıydı. Can üniversiteyi bitirdi, prestijli bir işe girdi, kısa sürede yönetici oldu ve parlak bir gelecek onu bekliyordu.

Can otuzuna yaklaşırken bir gün annesini aradı:

“Anne, âşık oldum ve evleniyorum,” dediAyşe gözlerini kapattığında, son düşüncesi oğlunun mutluluğu ve vicdanının artık rahat olmasıydı.

Rate article
Lifequest
Ona Layık Olan Yok